Diyanet Rizede Radikal Karar Aldı

Diyanet Rizede Radikal Karar Aldı
Rize'de düzenlenen İl Müftüleri Semineri'nde radikal kararlar alındı.

Diyanet İşleri Başkanlığı, toplumların sahip olduğu sosyo-kültürel farklılıkların, ötekileştirmeyi ve ayrışmayı besleyen unsurlar olmaktan çok kaynaşmayı ve ortak değerler üreterek bu değerleri paylaşmayı sağlayan bir çeşitlilik ve zenginlik olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Diyanet İşleri Başkanlığı'nca 18-20 Aralık 2009 tarihleri arasında Rize'de gerçekleştirilen İl Müftüleri Semineri Sonuç Bildirgesi'nde, milleti birleştiren ve birbirine kaynaştıran üst değerlerden birisinin de İslam kardeşliği olduğuna vurgu yapıldı. Kurulduğu günden beri halkın arasındaki birlik beraberlik, kardeşlik, sevgi ve saygı gibi bağları pekiştirme görevini yerine getiren Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bu görevi bugün de sürdürdüğü kaydedilen bildiride, "Başkanlığımız, toplumları derinden etkileyen küresel ve ulusal ölçekte birtakım gelişmelerin yaşandığı günümüzde, toplumsal huzurun korunması, sevgi ve kardeşlik bağlarının daha da güçlendirilmesi, karşılıklı anlayış ve saygının olabildiğince geliştirilmesinde üzerine düşen vazifeyi büyük bir titizlikle yerine getirme azmi ve kararlılığına sahiptir." denildi.

Toplumların sahip olduğu sosyo-kültürel farklılıkların, ötekileştirmeyi ve ayrışmayı besleyen unsurlar olmaktan çok kaynaşmayı ve ortak değerler üreterek bu değerleri paylaşmayı sağlayan bir çeşitlilik ve zenginlik olarak değerlendirilmesi gerektiğine vuru yapılırken, "Birlik içinde çokluk, çokluk içinde birlik' düsturu, çeşitlilik ve bütünlük kavramları arasında herhangi bir çelişki bulunmadığını gayet veciz bir şekilde ifade etmektedir. Bu meyanda milletçe idrak ettiğimiz Muharrem ayı ve bu ayda yer alan Aşûre günü ve bu vesileyle daha derinden hatırladığımız Ehl-i Beyt ve Kerbelâ gibi kavramlar ortak sevgi ve hüznümüzü yineleyen kavramlardır." ifadelerine yer verildi.

İSVİÇRE'DEKİ MİNARE REFERANDUMU

Dünya toplumları tarafından İslam ve İslam'a ilişkin kavram, kurum, değer ve mefhumların çeşitli vesilelerle konu edinildiği hatırlatılan bildiri, şöyle devam etti: "Geride bıraktığımız günlerde İsviçre'de minare yapımına ilişkin gerçekleştirilen referandumla ilgili olarak, Başkanlığımız tarafından yapılan açıklamada da belirtildiği gibi din ve vicdan özgürlüğü, ifade özgürlüğü ve bunların ayrılmaz parçası olan diğer özgürlükler, temel insan hakları cümlesindendir. Temel insan haklarının iptali veya ihlali referandum konusu yapılamayacağı gibi, herhangi bir ulus, devlet yahut organ tarafından kısıtlanması veya bu anlama gelebilecek şekilde sınırlandırılması da kabul edilemez. İsviçre'de yaşayan Müslüman azınlığın ibadet etme ve inancını yaşama hakkı anlamını taşıyan cami inşası ve cami mimarisinin mütemmim cüzü olan minare yapımı hakkının bir referanduma tabi tutulması, her şeyden önce kültürler ve inançlar arası ilişkiye vurulan ciddi bir darbedir."

Bu durumun minare üzerinden İslam'a ve Müslümanlara karşı açık bir tahammülsüzlük göstergesi olarak hafızalarda yerini alacağı kaydedilirken, referandumun aynı zamanda insanlığın, özellikle Avrupalı ulusların bugün ulaştığı hak ve özgürlükler düzeyinden geri gitme arzusunun talihsiz bir örneği olduğuna dikkat çekildi. Asıl sorunun, referandumun sonucundan ziyade evrensel bir hakkın oylanabilir ve tartışılabilir hale getirilmesi ve bunun üzerinden demokratik bir hukuk devletinde dini ayrımcılık yapılmış olması olduğu belirtildi.

Bildiride ayrıca, Diyanet camiasının dinî değerlerin istismarı, ailevi sorunlar, şiddet, cinnet, intihar, zararlı alışkanlıklar, tüketim kültürü ve yoksulluk gibi sosyal konuların çözümüne katkı sağlama anlayışını sürdürmeye devam ettiğine işaret edildi. Bunun yanı sıra toplumun himayeye muhtaç kesimleri, sokakta yaşayan çocuklar, çocuk işçiler, öksüzler ve yetimler, yaşlılar, engelliler ve engelli aileleri gibi çeşitli sıkıntılarla karşı karşıya olan kesimlerin manevi sorunlarının çözülmesi konusunda da gerekli desteği verme gayreti içerisinde olunacağına değinildi.

MERKEZİ SİSTEMDEN DÖNÜŞ

Ezanı usulüne göre güzel okuyan yeterli sayıda görevlinin bulunmaması sebebiyle merkezi ezan uygulamasına gidildiği hatırlatılırken, "Bununla birlikte konuyla ilgili sürdürülmekte olan hizmet içi eğitim faaliyetleri sonucunda ezanı güzel okuyan görevli sayısı arttıkça daha çok camiden ezan okunmasının temini cihetine gidilecektir." denildi.

Vaizlerin sayısında zamanla görülecek artış dikkate alınarak da yüz yüze vaaz uygulamasının artırılacağı ifade edildi.

DİN GÖREVLİLERİNİN İŞ BIRAKMASI

Din hizmetlerinin tabiatı gereği başka hiçbir hizmet alanıyla mukayese edilemeyecek bir özelliğe ve hassasiyete sahip olduğu vurgu yapılan bildiride, bu görevi ifâ eden personelin kendilerince makul ve yerinde görülen kimi gerekçelerle iş bırakmalarının, ne üstlendikleri görevin manevi sorumluluğuyla ve ne de milletin dine ve din görevlisine atfettiği yüksek manâ ve değerle bağdaştığına dikkat çekildi.