Ali Osman AYDIN

Ali Osman AYDIN

Bu ikiyüzlülüğe bir son verin!

Bu ikiyüzlülüğe bir son verin!

Toplum olarak ikiyüzlü bir eğitimden geçirildik…

Ve belki de  bu yüzden “şekilciliği” çok  önemsiyoruz…

Bunu daha iyi anlamak için “Andımız” tartışmalarına yakından bakın lütfen…

Ant taraftarları ve ant muarızları Danıştay’ın yürütmeyi durdurma kararından beri meydan savaşı yapıyorlar.

Duyan da, PİSA testlerinde ilk beşe girdiğimizi, dünyanın en saygın üniversiteleri arasında üniversitemizin yer aldığını ve fakat tek eksiğimizin ant içmek olduğunu düşünür.

****

12 yıl okuttuğunuz çocuklar, dillerinin o güzel musikisinden, hikayelerinden, deyişlerinden, şiirlerinden, ediplerinden bihaberler…

12 yıl okudukları halde kültürlerinin temel motiflerini dahi öğrenmiyorlar.

12 yıl ders gördükleri halde İngilizceyi basit düzeyde bile konuşamıyor, matematik, fizik bilmiyorlar…

Milli olması gereken bir sistem içindeki öğrencinin eğitim süresi uzadıkça ondaki kültürel dejenerasyon da o ölçüde derinleşiyor.

Aile değerleri, cinsiyet rolleri, milli ve manevi bağlarda kopuşlar yaşanıyor.

Çünkü öğrencilerin kültürel kimlikleriyle ilgili aidiyetleri verilen eğitimle örseleniyor;

sistem, tüketim toplumunun ihtiyaç duyduğu nihilist “tüketiciler” yetiştiriyor.

Dizi ve magazin müptelası, ancak konser kalabalığı olabilecek türde popüler kültür takipçileri mezun ediyor okullarımız…  

Ve siz ant tartışmasıyla vakit öldürüyorsunuz. 

Ant tartışmaları, eğitim sistemiyle ilgili devasa sorunları perdelemek için üretilmiş bir manipülasyon…

Daha geçen hafta 15 yaşlarında çocukların, youtuber’ların para tekliflerine karşı koyamadıkları için, hemcinsleri ile öpüştüklerini yazmıştık.

Daha birkaç gün evvel, çok başarılı konser organizasyonları yapan Türk üniversitelerinin, dünyanın saygın üniversiteleri arasında esamisi dahi okunmadığını söyledi Cumhurbaşkanı.

Kimse kusura bakmasın…

İlk veya ortaokulunuz ne ki, üniversiteniz ne olsun…

Türkiye’de eğitimin hal-i pür melali ortadayken, eğitim sistemi türlü sorunların baskısı altında sapır sapır dökülüyorken insanların bu kadar hararetle “Andımız” tartışması yapıyor olması Türkiye gibi şekilperest ülkelere özgü bir durum olsa gerek...

****

Danıştay kararını fırsat bilen arkadaşlara sormak lazım, yıllarca bu dayatmacı anlayışla içtirdiğiniz antların bir yararı oldu mu ki bunun devamını istiyorsunuz?

 “Çalışkanım” diye haykıran toplum her gün 6-7 saat televizyon izliyor ve 3-4 saatini sosyal medyada geçiriyor veya bir AVM’de zaman öldürüyor.

“Küçüklerini korumak” üzerine her gün yemin ederek yetişmiş bir toplumda en vahşi çocuk tecavüzlerine, çocuk cinayetlerine tanık olunuyor ve kimsenin kılı kıpırdamıyor.

“Büyükleri sayacağına” yemin ederek büyümüş çocuklar, büyükleri yok sayarak adeta yaşarken öldürüyorlar.

“Yurdunu, milletini özünden çok sevecek” çocuklar, yurtlarına özgü hangi değer varsa nefret ediyor başka yurtların ve milletlerin özlemini çekiyorlar.

“Doğruluk” falansa, hak getire….

****

Bir başta problemse “Andımız okutulmaya devam etsin” diyenlere karşı çıkanlar…

Bu kişilerde çareyi “onların andı değil bizim andımız okunsun” demekte buluyorlar. Alternatif olarak “Bir dedem Fatihtir, Bir dedem Selahattin” gibi diğeri daha az tuhaf olmayan yeminler döşeniyorlar.

Aynı dayatmanın iki yüzü…

Her iki kesim de çocukların zihinlerini, içini boşalttıkları sembollerle sömürgeleştirmek için fırsat kolluyor. Her iki tarafta bu tutumlarıyla, minicik çocuklara tek cümlesini dahi anlamadıkları bir takım iri meselelerle ilgili zorla yemin ettirmeyi eğitim açısından bir kurtuluş formülü olarak görüyorlar.

Şu ant tartışmalarında gösterilen enerjinin birazı bile eğitimin özündeki kültürel problemlerin çözümü için gösterilmiyor.

İki görüşü de reddetmek için haklı nedenlerimiz ve militarist bir tektipleştirmeyle ilgili hafife alınmayacak tecrübelerimiz var. Türk olmak ve Türk olduğumuzu ifade etmekle ilgili birilerinin olduğu gibi bir sorunumuz yok; ancak her gün çocuklar üzerinde tekrar edecek bir dayatma ile sorunumuz var.

****

Devlet ve vatandaş ilişkisini bu güvensizlik temelinden kurtarmak gerekiyor.

Çünkü yemin ancak güven ilişkisinin kaybolduğu toplumlarda bir anahtar rolü oynayabilir.

Bu yüzdendir ki totaliter yapılar, kurban/armağan olma edimi üzerinden “yemin” dayatması yaparak kitle üzerinde kalıcı kontrol sağlamayı amaçlarlar.  

Fakat bütün zorla alınan sözlerde olduğu gibi İnsanlardan “varlıklarını armağan etme” lerini taahhüt eden zorlama bir “yemin” ancak toplumdaki ikiyüzlülüğü artıracaktır.

Artırdı da nitekim…

Bakıyorsunuz ramazanda en derin dindarlık görüntüleri sergileyen, resmi bayramlarda eşsiz “medenilik” parıltıları saçan bir toplum; diğer yandan yalan, rüşvet, adam kayırma, kavmiyetçilik, tecavüz, şiddet, sapkınlık, barbarlık ve güvensizlik depremiyle temellerinden sarsılıyor.

Baskıyla alınan sözler, baskıyla kazandırılan ufuk, baskıyla oturtulmaya çalışılan ahlak ölü doğmaya mahkum bebekler gibidir.

Eğitim ve öğretimi “doğru insan” yetiştirmek temelinde iyileştirmediğiniz sürece yaptıracağınız hiçbir yemin asla fayda sağlamayacaktır.

Değil, “Atatürk” ve “vatan” üzerine; dilerseniz her gün Kur’an üzerine yemin ettirin çocuklara… Eğitimin ölümcül problemini göz ardı ettiğiniz sürece, sonucu hiçbir zaman değiştiremeyeceksiniz… Her gün “yemin” eden ve ettiği “yemini” her gün bozan ikiyüzlü insanlar yetiştirmeye devam edeceksiniz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
OKUYUCULARIMIZIN DİKKATİNE !... Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Ali Osman AYDIN Arşivi