• BIST 122.142
  • Altın 300,140
  • Dolar 5,9403
  • Euro 6,5530
  • Rize -3 °C

Bu Takası Yapmayın!

Ali Osman AYDIN

Hayatımızı, davranışlarımızı, alışkanlıklarımızı, amaçlarımızı dikkatli bir şekilde gözlemliyor, anlamaya çalışıyor muyuz? 

Neler yediğimize, izlediğimize, dinlediğimize, beğendiğimize; nasıl düşündüğümüze ve neleri arzuladığımıza dikkat ediyor muyuz?

Eğer bunu yapıyorsak, yani hayatımızı, içinde deney farelerinin dolaştığı bir labirent gibi yukarıdan gözlemliyorsak, kendimizle ilgili bazı şeyleri görmemiz daha da kolaylaşır.

Şayet bunu yapıyorsak, iş hayatımıza hırsın, ilişkilerimize hükmetmenin, genel anlamda hayatımıza da başarının hakim olduğunu görürüz kolaylıkla. Hırs, hükmetme ve başarı...

Bütün bunlar ruhsal bir çatışmayı zorunlu kılıyorlar.

Eğer herhangi bir şeyi hırs içinde istiyorsak, farkında olmasak da günlük hayatımız bir çatışma alanına dönüşmüştür. Tabii, öncelikle kalbimiz...

Hükmetmek de daha büyük bir çatışma içine girmek demek. Kime hükmetmek, kimi uyruğumuz kılmak istiyorsak, onu bir insan olarak göremiyor, nesneleştiriyoruz demektir. Başarıya gelince, o, talihle girişilen öyle büyük bir savaştır ki oradan galip ayrılabilirsiniz ama yara almadan asla... 

Hayatımızın üzerinde ilerlediği raylar neden hep bir çatışma alanının içinde dolaştırıyorlar bizi? Hayatımız, neden huzura değil de daha fazla ve daha yoğun bir çatışmaya doğru ilerliyor? 

Neden mutluluk hedefine ancak bu çatışma alanlarını geçerek varabileceğimizi düşünüyoruz?

Bunun, içinde yaşadığımız kültürle bir alakası olabilir mi?  

Alfred Adler bu çatışmanın temelinde yatan nedenlerle ilgili şöyle bir açıklama yapıyor: “Tarih ve deneyler bize göstermiştir ki, mutluluk yalnızca birinci olmak ya da en üstün olmak demek değildir. Çocuğa böyle bir ilkeyi telkin etmek onu tek yönlü bir insan haline getirecek, her şeyden önce de iyi bir insan olma imkanını ortadan kaldıracaktır.” 

Şöyle bir düşünelim…

Herkesten önde olma isteği, içten içe çoğumuzu kemiren bir hastalıktır aslında. Pek çoğumuz ilkokul sıralarında tanışmışızdır bu istekle. Bir konuda iyi olmak çoğu zaman yeterli olmaz, ne bize, ne de sevdiklerimize. Anne ve babası tarafından “herkesi geçmesi” gerektiğiyle ilgili telkin duyan çok insan vardır. Bu, “herkesi geride bırakma” tutkusu o kadar ruhumuza işler ki mahallede, okulda başlayan bu yarış, iş hayatımızda, hatta kurduğumuz aileler de bile sürüp gider.

Çoğu insan tıka basa bu hırsla dolu olarak iş hayatında var olur. İşyerinde kimseyi arkadaş olarak görmez ve imkan bulursa onlara hükmetmek için yanıp tutuşur. Bencilce hırsı nedeniyle çalışma arkadaşlarını çekiştirir, kötüler, hata yaparak gözden düşmelerini ister. Çünkü ancak bu sayede birincilik yarışında çok gerilerden gelen kendisine yol açılabilecektir…

Bir aile kurmuş olmanın saadeti tatmin etmez kimilerini… Asıl saadet, diğer ailelerin sahip olduklarından daha fazlasına sahip olmaktır. Daha sevgili bir eş, daha şık bir ev, daha müreffeh şartlar ve Instagram’da diğerlerinden daha şirin görünen bir çocukla, “herkesin geçilmesi” gerektiğine dair amaç yeniden ihya edilir. Herkes “daha azına” sahip olmadan, mutlu olunamaz bir türlü.             

Başarı ancak “herkesi geçerek” elde edilebiliyorsa ve bu da; “herkesin” insani yanını görmezden gelmekle, onları yarıştaki bir rakip gibi görmekle, onları geçmek için her türlü yolu mubah kabul etmekle, acımasızlaşmakla oluyorsa, bunları tereddüt etmeden yapar bazıları. İyilik başarıyla takas edilir.    

Bu gibi insanlar Adler’in dediği gibi tek yönlü, tek boyutlu insanlardır. İnsan doğasının zenginliğini bencillikle budayarak, bitmeyen ve sürdükçe de hırpalayıcılığı artan bir yarış gibi yaşarlar hayatlarını. Mutluluğu, herkes geçildikten sonra tek başına yenecek bir yemek gibi hayal ederler. O sofrada kendilerinden başka kimseye yer olmadığını düşünürler. Paylaşmanın eşsiz hazzını, sağaltan yanını göremezler. Çünkü bakışları sadece ve sadece birilerinin kendilerini geçip geçmeyeceğine yoğunlaşmıştır. Kimseyi geçmeden de, daha fazlasına sahip olmadan da, daha güzel veya yakışıklı olmadan da mutlu olunabileceği akıllarına bile gelmez. Sahip oldukları için şükretmek yerine, “herkesi geçebilme” kudreti vermediği için Allah’ın takdirine içerler dururlar.       

İnsanın kendini düşünmesi bir dereceye kadar doğru ve anlaşılır bir şeydir. Ama insanın sadece kendini düşünmesi ve başka “herkesi” rakip görmesi sağlıklı bir durum değildir. Bütün bu sorunların temeli başarı ve mutluluğa hastalıklı bir anlam yüklememiz olabilir. Yahut en hafif tabiriyle bu ikisinin hayattaki yerini abartıyor olabiliriz. Bu konudaki bakış açımız değişmeden rahatlayamayacağımız, normalleşemeyeceğimiz; huzur, güven ve iyiliğe eremeyeceğimiz kesin. Çünkü bunlar ancak yıkıcı bencillik duygusunu yendiğimizde, kendimizden başkasını da düşünmeye başladığımızda, başkalarını geride bırakmak inancından sıyrıldığımızda var olabilirler. 

  • Yorumlar 0
    OKUYUCULARIMIZIN DİKKATİNE !... Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Olay53.com | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0537 617 89 89