Birkaç gündür Okmeydanı'nda olanlar tamamen bir ısmarlama terördür.

Son bir yıldır Türkiye'de yeni bir ulusal güvenlik sorunu inşa etmeye dönük çalışmaların parçasıdır. Çözüm Süreci'ne yönelik çalışmaların toplumsal destek bulmasından sonra, PKK'nın bıraktığı boşluğu doldurmak için bir tür ikame proje yürütülmektedir ve ortada bir terör ihalesi vardır.

İşin daha da toplumsal görüntüsü şudur: Kürt sorunu yerine bir Alevi sorunu inşa edilmek istenmektedir. Türkiye'nin barış ve istikrarına yönelik çok ciddi bir müdahale söz konusudur. Daha yaygın ve toplum geneline yayılmış çatışmalar planlanmaktadır.

Gezi eylemlerinden bu yana söz konusu proje adım adım uygulanmaktadır. Gezi'deki kısmen toplumsal muhalefet, ihaleyi alan örgütün merkezi bir rol üslenmesiyle dağılmıştır. Öyle ki; siyasi iktidarı hedef alan geleneksel muhalefetin yerine ikame edilmek istenen yeni muhalif dalga DHKP-C'ye teslim edilmiş, bu durum platform içindeki bazı çevrelerin kopmasına yol açmıştır. Böylece muhalefet marjinalleşmiş, ancak keskinleşip silahlı bir harekete dönüşmeye, Türkiye genelinde sıcak çatışmalara imza atacak bir hale gelmeye başlamıştır.

DHKP-C'nin bu kadar merkezileşip, toplumsal tabana hitap etmesi, bunun desteklenmesi, ülke genelinde yaygın eylemlere girişebiliyor olması, daha önce sadece Alevi hassasiyetlerini istismar ederken şimdi Türkiye'deki tüm muhalefet alanlarını doldurmaya çalışması bir rastlantı değildir. Bu, sadece örgütün kendi stratejisi de değildir.

Elbette Türkiye için iktidar kavgalarının, hesaplaşmaların böyle bir gidişte rolü ve katkısı vardır. Bu ilişkiler ağının, siyaset ve sermaye bağının detaylı bir şekilde sorgulanması lazımdır.

Ancak söz konusu örgütün yapısı, pozisyonu ve ilişkileri, sözcüsü gibi davrandığı çevrelerin özellikle Avrupa'daki istihbarat bağlantıları düşünüldüğünde, Türkiye'de başka bir proje yürütüldüğünü söylemek pekala mümkündür.

PKK etnik bir çatışmanın ürünüydü. Temelde Türkiye içi bir sorundan kaynaklanıyordu. Ancak otuz yıl iç savaş yürütmesi, bu süreç içinde çözüm yollarının tamamen kapalı oluşu sadece Türkiye'nin iç politik karakterinden kaynaklanmıyordu. Bütün örgütler gibi o da, Türkiye ve bölge jeopolitiği üzerindeki kavgadan besleniyordu. Bir kazan kazan durumu vardı. Bugün çözüm sürecinin bu kadar bile başarılı olabilmesi Türkiye'nin güçlenmesinden, kendi sorunlarına kendisinin çözüm arayabiliyor oluşundan kaynaklanıyor. Kürt kartının, PKK kartının, özellikle bölgesel, yerli bakışın güç kazanmasıyla zayıfladığını söylemek mümkündür.

İşte bu kartın yerine Alevi kartını ikame etmek isteyenlere yoğunlaşmak gerekiyor. Dikkat çekmek istediğim tam da budur. Daha önce de DHKP-C vardı. Daha önce de benzer terör eylemleri ve sokak hareketleri vardı. Ama bir yıldır işin niteliğinin değiştiğini, büyük bir tehdidin beslendiğini görmek için otuz yıl beklemek büyük bir talihsizlik olacaktır.

PKK meselesinden farklı olarak bu sefer Avrupalı çevreler bu projede fazlasıyla öne çıkıyor. Özellikle Almanya'nın bu yapılarla yakınlığı dikkat çekiyor. Almanya'daki, Avusturya'daki bazı kuruluşların nasıl beslendiğini, korunduğunu biliyoruz. Bu çevrelerle söz konusu örgüt arasındaki organik ilişki de ortada.

Bu yüzden Almanya'nın son bir yıldır olup bitenlere karşı Türkiye'ye vermek zorunda olduğu bazı cevaplar vardır. Almanya oradaki bazı çevrelerle güçlü bağlar kurarak, o çevreler üzerinden Türkiye'de ciddi bir güvenlik sorununa yol açmakta, Alevi-Sünni ayrışmasına su taşımaktadır.

Almanya o örgütler üzerinden hesap yaparken onlar da Alman siyasi nüfuzu ve gücü üzerinden Türkiye ile hesaplaşmaya girişmektedir.

İşler böyle yürüyorsa, Almanya'ya sorulacak ve hiçbir zaman cevabını alamayacağımızı bildiğimiz o kadar çok soru var ki?

Mesela yüze yakın evin kundaklanmasıyla ilgili soruşturmanın neden kapatıldığını, neden hiçbir kamera görüntüsünün bulunamadığını, neden hiç kimsenin hakkıyla yargılanamadığını, neden tanıkların bir bir ortadan kalktığını ve ölü bulunduğunu.... Bunun gibi daha onlarca soru var. Ama biliyoruz ki, hiç birinin cevabı yoktur.

Hem Almanya'da hem de Türkiye'de bu denli istihbarat organizasyonlarının bir süre sonra Almanya'yı nefret edilen ülke haline getirebileceğinin, tarihi kökleri sağlam olan bu derin ittifakın ve dostluğun yerle bir olabileceğinin hesabının yapılması lazım.

Okmeydanı'nda birkaç gündür tanık olduğumuz olayların Soma'daki acı ile hiçbir alakası yoktur. Tamamen sözünü ettiğimiz 'ikame proje'nin göstergesidir.

Olayların tam da Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Almanya'ya yapacağı ziyaret öncesine gelmesi de mi kimsenin dikkatini çekmiyor? Erdoğan'ın Almanya'da kalabalık bir kitleye vereceği mesajlara karşı Türkiye'den cevap veriliyor! Erdoğan'ın olası cumhurbaşkanlığı adaylığına karşı ilk direnç Almanya'da örgütleniyor.

Almanlar, Türkiye'yi hızla 'iç mesele' haline getirmeye çalışırken, bir süre sonra kendilerini ateşle oynar halde bulabilir. Onlarca evi kundaklayıp Türkiye'ye cenazeler gönderenlerle bu 'ikame proje'nin mimarlarının aynı olduğu apaçık ortada çünkü.

Bir not daha aktarayım: Doğan Grubu ve medyasının, özellikle Hürriyet gazetesinin Almanya ilişkilerini 19 Mayıs tarihli yazımda sorguladım. Dikkat ediniz, DHKP-C'nin terör eylemlerine karşı aynı medya grubunda ince ince bir imaj/algı çalışması yürütüldüğünü göreceksiniz. Bırakın teröre karşı tavır göstermeyi, neredeyse bu örgütten kahramanlar üretecekler!