Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Rusya ziyaretinin; ekonomik ve ikili ilişkilerin seyri bir tarafa, bölgesel dengeler üzerindeki etkisi ne olabilir? Özellikle Suriye konusunda, bugüne kadarki okumalarımız dışında yeni bir ses, yeni bir adım söz konusu olur mu?

Başından beri Suriye meselesine net tavır koyan Türkiye ve Rusya gibi iki ülke arasındaki küçük adımlar bile, dünyanın en vahim krizinde kilometrelerce yol almak anlamına gelecektir.

Bölgedeki bütün ülkeleri birbirine düşman eden, bir ülkenin harabeye dönüşmesine neden olan, uluslararası diplomasinin bitmek bilmez ayak oyunları yüzünden kilitlenen ve bu gidişle çözümü yıllar alacak olan Suriye krizi, bugüne kadarki tahribatından çok daha yıkıcı ve yıpratıcı bir gelecekle ilgili bizi uyarıyor. Bu uyarıyı ciddiye almak zorundayız.

Kim ne derse desin; Rusya ile ABD arasındaki kimyasal anlaşma Suriye konusunda oyunun kurallarını değiştirdi. Ama kimse, bu kuralların yeniden değişeceğini aklından çıkarmasın. Ne bu anlaşma ne de sonraki güç kaymaları, Suriye meselesinde bir çözüm, bir sonuç ifade etmiyor. Gözlerimizin önünde bir ülkenin imhasını, milyonlarca insanın trajedisini izliyoruz.

Hazır yeniden yumuşama sinyalleri ortaya çıkmışken, Türkiye-Irak arasındaki yakınlaşma, İran'la yeniden güven ortamı oluşturma, Kuzey Irak'la ekonomik ve siyasi yakınlaşma başlamışken, Suriye meselesi için de iyi bir mevsim oluştu.

Rusya'nın ABD ile ya da Türkiye'nin ABD ile müzakereleri bu ülkeye barış ya da çözüm getirmeyecek. Üç ülke; Türkiye, Rusya ve İran bu krizi bir bölgesel sorun gibi algılayıp bölge içi çözüm çabalarına yönelmek zorunda.

Türkiye'nin, Suriye krizi ile dondurulan bölgesel yakınlaşma girişimlerine yeniden hız verdiğine tanık oluyoruz. Bu sevindirici bir durum. Aynı yaklaşımın, mümkün olduğunca bütün bölgede etkili olmasını, bütün bölgeye yönelmesini arzuluyoruz.

Bir taraftan çözüm süreci ile iç barışa yönelik dev adımlar atılırken aynı dev adımların bölgesel barış için de atılmasından daha akıllıca bir yaklaşım söz konusu değildir.

Öfke ve çatışma bize ve çevremizdeki herkese çok şey kaybettirdi. Bu kayıpların sınırı yok. Yirminci Yüzyıl korkularla, öfkelerle çatışmalarla kaybettiğimiz bir yüz yıl. Ardından müthiş bir tarihsel dönüş yakaladık. Son üç yılda şartlar bizi yeniden çatışma alanlarına sürüklemeye başladı. Bu farkedilmiş olacak ki, son dönemlerde bu uğursuz gidişin önüne geçme mücadelesi veriliyor. Bu iradenin teşvik edilmesi, cesaretlendirilmesi gerekiyor.

Biz Türkiye'den bakarken etrafımızda başka haritalar şekilleniyor. En son, İran-ABD diyaloğundan ürken Suudi Arabistan ve İsrail'in, Fransa'yı da yanlarına alarak yeni bir cephe inşa ettiğini görüyoruz. Bu cephe, yeni çatışma alanları oluşturacak. İsrail ve S. Arabistan'ın, Barack Obama yönetiminden duyduğu rahatsızlık, iki ülkeyi de yeni arayışlara itti. Fransa hemen yardımlarına koştu. Belki zamanla başka güçler de bu ekibe katılacak.

Türkiye'nin bu cepheden uzak durması gerekiyor. Çünkü, en son Lübnan'da gördüğümüz resim, söz konusu cephenin ilk icraatıdır. Çatışma başlamıştır. Çatışma Suriye'de zaten bir savaş olarak kendini gösteriyordu. Şimdi Lübnan'da örgütler seferber edildi ve örgütler üzerinden bir savaş başlatıldı.

İtiraf etmek gerekirse; örgütler üzerinden yürütülen savaşın nerelere uzanacağına dair hiç kimsenin sağlam bir öngörüsü yok. Suriye'de örgütler üzerinden bir savaş yürütülüyor. Lübnan'da örgütler üzerinden savaş yürütülüyor. Irak'ta zaten hep öyleydi.

Örgütler üzerinden yürütülen savaşın Türkiye'ye neler kaybettirdiğini tekrar konuşacak, tartışacak değiliz. Ama artık örgütlerin arkasına sığınarak, onları cepheye sürerek hesaplaşma yönteminden bu coğrafyayı kurtarmak lazım.

Erdoğan'ın Rusya ziyaretinden, enerji pazarlıkları ve ekonomik iyileşmeler dışında özellikle Suriye konusunda yeni şeyler duymayı umuyoruz. Çatışma mevsimini değiştirmeyi, yakınlaşma ve ortaklık haritasını genişletmeyi, bölge içi çözüm formüllerine ağırlık vermeyi umuyoruz.

Suriye meselesine yeni bir pencere açmak ile S. Arabistan-İsrail eksenli yeni cepheleşmeyi etkisizleştirecek adımlar atmak, bölge için barış için tarihi nitelikte olacaktır. Bunlar olmadan ne ikili ne de çok taraflı hiçbir iyi formül başarı şansı yakalayamayacak.

İsrail ve S. Arabistan'ı aynı cephenin içine yerleştirebilen bir krizi tartışıyoruz. Kimin dost kimin düşman olduğunun anlamsızlaştığı bir resim bu. Öyleyse iyi hesap yapmalıyız...