Bülent AKBULUT

Bülent AKBULUT

Öğrenciye Az Ama Öz Ödev Verelim

Öğrenciye Az Ama Öz Ödev Verelim

Ödev, öğrencinin okulda öğrenmiş olduğu bilgileri pekiştirerek; boş zamanını eğitsel açıdan yararlı hale getirmek için kullanılan ders dışı bir öğretim metodudur. Açıklamasından da anlaşılacağı üzere ödev bir öğretim tekniğidir. Eğitimcilerin, ailelerin ve çocukların sıklıkla sorun yaşadıkları bir uygulamadır. Aslında bu sorun ödeve müdahil olan herkesin elbirliğiyle doğmaktadır. Velilere göre öğretmenler çok ödev vermekte. Öğretmenlere göre öğrenciler ödev yapmamakta, öğrenciye göre ise ödev konusunda hem aile hem de öğretmen çok baskı yapmaktadır. Bunun gibi değinilmesi gereken birçok sorun oluşmaktadır.

Gerçekleri konuşmak gerekirse; genelleme yapmadan öğretmenlerin aşırı derecede ödev verdikleri yadsınamaz bir gerçektir. İlkokul birinci sınıfa giden bir öğrenciye sayfalar dolusu ödev verilmez. Ödev öğrencinin bulunduğu sınıf düzeyi ve kapasitesi göz önüne alınarak verilmelidir. Öğretmen ödev verirken empati yapmalıdır. En önemlisi öğretmen ödevi öğrenciyle birlikte planlamalıdır. Eğer vereceğiniz ödevi öğrenciyle birlikte belirlerseniz emin olun sürece dâhil olan öğrenci, daha istekli bir şeklide ödevlerini yapar. Sınıf düzeyi ve öğrencinin kapasitesine göre verilen ödev arttırılmalıdır. Örneğin; birinci sınıfta bir etkinlik, ikinci sınıfta iki, üçüncü sınıfta üç etkinlik kâğıdı verilebilir. Etkinlik kâğıdını eline alan öğrenciye verilen ödev kolay ve yapılabilir gelmelidir. Eğer verilen ödev öğrenciye zor geliyorsa; emin olun öğrenci o ödevi yapmayı bile denemiyor. Bu olayın uzun süreli tekrarları da öğrenişmiş çaresizliğe sebep oluyor.

Eğitim yöneticileri kimi zaman yaptıkları açıklamalarda öğrencilere ödev verilmemesini istiyorlar. Peki, bu ne kadar doğru? Okulda öğrenilen bilgilerin evde pekiştirilmesi gerekiyor. Çocuk yaş düzeyi itibariyle pekiştirilmeyen bilgileri kısa zamanda unutabiliyor. Öğrenciye verilen ödev az ve öz olmalıdır. En önemlisi mutlaka ama mutlaka öğretmen tarafından verilen ödev kontrol edilerek, öğrenciye dönüt verilmelidir. Bir öğretmen verdiği ödevi kontrol etmiyorsa, kusura bakmasın boşa kürek çekiyordur. Ödevi sadece kontrol etmekle de kalmamalıyız. Verilen ödevin ders sürecine dâhil edilerek, öğrencilerin doğru ve yanlışlarının belirlenmesi gerekir. Peki, uygulama böyle mi oluyor? Kesinlikle hayır. Yine genelleme yapmadan, çok rahatlıkla verilen ödevlerin büyük bir çoğunluğunun kontrol dahi edilmediğini söyleyebilirim. Neden kontrol etmiyorsunuz sorusana, zamanın yetmediği cevabı veriliyor. Çözüm çok basit, kontrol edebileceğimiz kadar ödev verirsek hiçbir sorun kalmayacaktır.

Ödevin yanlış kullanılması yarardan daha çok zarara sebep olur. Tam anlamıyla öğrenilmemiş konularda verilen ödevler, öğrenciye fayda sağlamayacağı gibi öğrencinin ödev yapımı konusunda da başarısızlığını perçinleyecektir. Ödev bir öğrenme yolu değildir. Üniversite eğitimizde sıklıkla hocalarımızın işlemediği dersleri bizlere ödev vererek, işlenmiş gibi kabul etmeleri yanlışına düşmemeliyiz. Ödev, ceza olarak da kullanılmamalıdır. Eğitim sürecinde ödevi ceza olarak kullanırsanız, zamanla sınıfta ödev yapan öğrenci sayısının azalacağını görürsünüz. Hem eğitimcilerin hem de ailelerin yapılan ödevleri aralıklı olarak pekiştirmesi gerekir. Burada aralıklı ifadesinden kastedilen öğrenciye yapmış olduğu her ödevden sonra bir ödül verirseniz, bunun yarardan daha çok zarara neden olacağına dikkat çekmek içindir.

Bu bölüme kadar genelde eğitim ve eğitimcilere yönelik önerilere değindik. Aileler içinde söylememiz gereken birçok öneri var. Ailelerin ödev sürecine dâhil olarak öğretmenlere yardımcı olmaları gerekmektedir. Âmâ bu yardım çocukların ödevlerini yapmak şeklinde olmamalıdır. Daha önceki yazılarımda da ifa ettiğim gibi anne ve babanın öğrenciyle eşit sürelerde ilgilenmesi gerekiyor. Yapılan

ödevleri öğretmenden önce anne ve babalar kontrol ederlerse verimlilik artacaktır. Burada ifade etmek istediğim ailecek oturup hep birlikte ödev yapmak değildir. Ödevi öğrenci yapmalıdır. Öğrencinin ödev konusunda başarılı olabilmesi için aile ile öğretmenin iş birliği yapması gerekir. Aslında bu iş birliği öğrencinin genel anlamda başarılı olabilmesi için şarttır. Aile ile öğretmen aynı dili konuşursa emin olun çocuk daha başarılı olur. Aile öğretmeni sorgulamaktan vaz geçerek çocuğunun iyiliği için öğretmenle iş birliği yapmaya çalışmalıdır. Eve yorgun gelen bir baba, en azından çocuğunun ödevlerini yapıp yapmadığını kontrol edecek kadar çocuğunu seviyordur. Aile çocuğuyla ödev konusunda iyi bir planlama yapmalıdır. Okuldan eve gelen öğrenci bir müddet dinlendikten sonra, oyun ve yemek ihtiyaçlarının akabinde ödev için belirlenen zaman diliminde ödevlerini yapmaya başlamalıdır. İyi bir planlama yapıldığı takdirde; çocuk televizyonda izleyebilir, oyunda oynayabilir ve rahatlıkla ödevlerini de yapabilir.

Sonuç olarak ödev yapmayı öğrenci açısından bir eziyet olmaktan çıkararak, ödevi öğrencinin yapması gerekli olduğu bir sorumluluk haline getirsek; öğrenci ödevlerini isteyerek yapacaktır. Dersleri yetiştirme telaşına düşerek, okulda yetişemeyen konuları öğrencilere ev ödevi olarak vermeye devam edersek hem kendimizi hem de öğrencilerimizi kandırırız. Günümüz eğitim anlayışındaki ödev uygulamalarının çalışma verimliliği açısından faydalı olduğunu sanmıyorum. Tanıdığım birçok veli verilen ödevlere isyan ediyor. Öğretmenler ödev versek bir dert, vermesek öğretmen çalışmıyor denildiği için ayrı bir dert ifadelerini kullanıyorlar. Bir eğitimci olarak mesleki eleştiri yapmamız gerekirse; bazı eğitimcilerin kendileri yapmaları gereken iş yükünü öğrenciye yüklediklerini cesaretle ifade ediyorum. Çok ödev vermek kişinin işini iyi yaptığı ya da iyi bir öğretmen olduğu anlamına gelmez. Aksine çok ödev vermek bir eğitimcinin mesleki anlamda sorgulaması gereken bir konudur. Orta noktada birleşerek, az ama öz ödev vererek ve verdiğimiz ödevleri kontrol ederek sorunu çözmeliyiz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
OKUYUCULARIMIZIN DİKKATİNE !... Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
1 Yorum
Bülent AKBULUT Arşivi