Cübbeli Ahmet Hoca

Cübbeli Ahmet Hoca

Receb ayında hesabı kapatmalıyız

Receb ayında hesabı kapatmalıyız

Allâh-u Teâlâ bu üstün zamanları biz kullarına rahmet olarak belirlemiştir. O halde ey kardeşler! Selâmetle cennete girebilmek için bu ayda çok oruç tutmak, geçmiş günahlara pişmanlık ve bir daha yapmamaya 
azim gerekir. 

 Al­lâh-u Te­â­lâ, Ku­r’­ân-ı Ke­rî­m’­de: “Al­lah ka­tın­da bu­lu­nan, (Levh-i Mah­fûz nâ­mın­da­ki) Al­la­h’­ın ki­ta­bın­da, gök­le­ri ve ye­ri ya­rat­tı­ğı gün­den be­ri ay­la­rın sa­yı­sı, ger­çek­ten on iki­dir ki, bun­lar­dan dör­dü ha­ram ay­lar­dı­r” bu­yur­mak­ta­dır. (Tev­be Sû­re­si:36’dan)

Ebû Bek­re (Ra­dı­yal­lâ­hu Anh)ın ri­va­yet et­ti­ği bir ha­dîs-i şe­rîf­te Ra­sû­lül­lâh (Sal­lâl­lâ­hu Aley­hi ve Sel­lem) şöy­le bu­yur­muş­tur:  “Şüp­he­siz ki za­man dö­nüp do­la­şıp, Al­la­h’­ın, gök­le­ri ve ye­ri ya­rat­tı­ğı gü­nün­de­ki ha­li­ni al­mış­tır. Se­ne on iki ay­dır. Bun­lar­dan dör­dü ha­ram­dır­lar ki üçü peş pe­şe olup on­lar, zül­ka­‛de, zül­hıc­ce ve mu­har­rem­dir. (Tek olan ise) ce­ma­dî (ye­lâ­hir) ile şa‛­bân ara­sın­da­ki, Mu­da­r’­ın (to­run­la­rı olan Ku­reyş ka­bî­le­si­nin ta­zim ve hür­met et­ti­ği) re­ce­bi­dir.” (Bu­hâ­rî, Be­dü­’l-halk:2, no:3197, sh:571, Müs­lim, Ka­sa­me:29; Ebû Da­vûd, no:1947; Ah­med ib­ni Han­bel, el-Müs­ned, 5/37; Bey­ha­kî, Fe­dâ­ilü­’l-evkāt, no:1, sh:78-79)

 “NESİ” HADİSESİ

Bu ha­dîs-i şe­rîf­te, Ku­reyş ka­bî­le­si­nin câ­hi­li­yet dev­rin­de yap­mış ol­du­ğu “Ne­sî­” ha­di­se­si­ne işa­ret edil­mek­te­dir. 

Şöy­le ki on­lar, sa­va­şın ha­ram ol­du­ğu ay­lar­da mad­dî yön­den sı­kı­şıp, yağ­ma ve bas­kın­la­ra muh­taç kal­dık­la­rı za­man, o ay­la­rın ya­sak­lı­ğı­nı baş­ka ay­la­ra atar­lar­dı. Böy­le­ce peş pe­şe olan üç ayı böl­mek sû­re­tiy­le ih­ti­yaç­la­rı­nı gö­rür­ler­di. Bu yüz­den de iki se­ne hac ay­nı aya denk ge­lir­di ve hac mev­si­mi ay­lar ara­sın­da dö­ner­di.

Ebû Bekres-Sıd­dîk (Ra­dı­yal­lâ­hu Anh)ın, hic­re­tin do­ku­zun­cu se­ne­sin­de yap­tır­dı­ğı hac, zül­ka­de ayı­na rast­la­mış­tı.

İSLAM HÜRMETİNİ ARTIRDI

Bir se­ne son­ra­sın­da, Ra­sû­lül­lâh (Sal­lâl­lâ­hu Aley­hi ve Sel­lem)in yap­mış ol­du­ğu ve­da hac­cı ise, Al­lâh-u Te­‛â­lâ’­nın, gök­le­ri ve ye­ri ya­rat­tı­ğı gün­den be­ri hac için ta­yin et­ti­ği zül­hıc­ce ayı­na denk gel­di. 

Ra­sû­lül­lâh (Sal­lâl­lâ­hu Aley­hi ve Sel­lem) ora­da oku­du­ğu hut­be­sin­de­ki bu be­ya­nıy­la, ar­tık ay­la­rın, iba­det­ler için ta­yin edi­len meş­ru şek­li­ne dön­dü­ğü­nü açık­la­mış ol­du. (Kur­tu­bî, el-Câ­mi­‛u li ah­kâ­mi­’l-Ku­r’­ân, Tev­be Sû­re­si:36. âye­ti ke­rî­me­nin tef­si­ri)

Ha­dîs-i şe­rif­te: “Ku­rey­ş’­in re­ce­bi­” buy­rul­ma­sı, câ­hi­li­yet dev­rin­de Ku­reyş ka­bî­le­si­nin re­ceb ayı­na gös­ter­di­ği say­gı­dan bah­set­mek­te­dir. Bu yüz­den on­lar ha­ram ay­lar­da ve özel­lik­le re­ceb ayın­da sa­vaş yap­maz­lar­dı.

İs­lâ­m’­dan son­ra da bu say­gı ar­ta­rak de­vam et­miş­tir. Ni­te­kim Ebu­’d-Der­dâ (Ra­dı­yal­lâ­hu Anh):  “Re­ceb, câ­hi­li­yet eh­li­nin de­ğer ver­di­ği bir ay­dı. İs­lâm ise onun an­cak fa­zî­let ve hür­me­ti­ni ar­tır­dı­” sö­züy­le bu hu­su­su açık­la­mış­tır. (Ebû Mu­ham­med el-Hal­lâl, Fe­dâ­il-ü şehr-i re­ceb, no:8, sh.59; eş-Şe­ce­rî, el-Emâ­lî, 2/96; Ab­dülkādir el-Gey­lâ­nî, el-Ğun­ye, 1/323)

Bu ay­la­ra ha­ram den­me­si­nin se­be­bi, ken­di­le­rin­de sa­vaş ya­sak­lan­dı­ğı için­dir. İs­lâ­m’­ın bi­dâ­ye­tin­de, müş­rik­le­rin sa­vaş baş­lat­ma­sı hâ­li hâ­riç bu ha­ram­lık de­vam et­mek­tey­ken da­ha son­ra nes­he­dil­di. 

Atâ (Ra­dı­yal­lâ­hu Anh) gi­bi, se­lef­ten ba­zı­sı bu ya­sak­lı­ğın bâ­kî ol­du­ğu­nu söy­le­miş­ler­se de, cum­hûr-u fu­ka­ha bu­nun kal­dı­rıl­dı­ğı gö­rü­şün­de­dir. Ni­te­kim Ra­sû­lül­lâh (Sal­lâl­lâ­hu Aley­hi ve Sel­lem)in hic­re­tin se­ki­zin­ci se­ne­si­nin Şev­val ve Zül­ka­de ay­la­rın­da Tâ­if’­i ku­şat­ma­sı ve Hu­ney­n’­de He­vâ­zin ka­bî­le­siy­le sa­vaş­ma­sı, bu gö­rü­şü tak­vi­ye et­mek­te­dir.

SEVAP KATLANIR

Ay­rı­ca sa­ha­be-i ki­râ­mın, Ra­sû­lül­lâh (Sal­lâl­lâ­hu Aley­hi ve Sel­lem)den son­ra sü­rek­li ci­hat ve fe­tih­ler­le meş­gul olup, ha­ram ay­lar gel­di­ğin­de, her­han­gi bi­ri­nin harp­ten el çek­ti­ği­ne dâ­ir bir na­kil­le kar­şı­laş­ma­ma­mız, on­la­rın bu hük­mün kal­dı­rıl­dı­ğı gö­rü­şün­de bir­leş­tik­le­ri­ne de­la­let et­mek­te­dir. Do­la­yı­sıy­la ha­ram ay­lar­da sa­va­şın hür­me­ti (ya­sak­lı­ğı) kalk­mış­tır, an­cak gü­nah ve se­vap­la­ra ve­ri­len kar­şı­lık­la­rın kat­lan­ma­sı hu­su­sun­da bu ha­ram­lık (do­ku­nul­maz­lık), ge­çer­li­li­ği­ni sür­dür­mek­te­dir.

Kur­tu­bî (Ra­hi­me­hul­lâh)ın be­ya­nı­na gö­re; Al­lâh-u Te­‛â­lâ bir şe­ye bir yön­den de­ğer ve­rir­se, onun bir ta­ne hür­me­ti olur. İki ve­ya da­ha faz­la yön­den tâ­zim et­ti­ği şe­yin­se, hür­met ve bü­yük­lü­ğü, bir­kaç yön­den ar­tar. Bu ne­den­le, o şey­le ala­ka­lı ola­rak ya­pı­lan iyi bir ame­lin se­va­bı kat­la­na­ca­ğı gi­bi, kö­tü ame­lin aza­bı da kat kat olur. 

İKİ KAT AZAP

Ni­te­kim (re­ceb ayı gi­bi) ha­ram bir ay­da, (Mek­ke gi­bi) ha­ram bir bel­de­de Al­lâh-u Te­‛â­lâ­’ya ita­at ede­nin se­va­bı, (re­bî­‛ü­lev­vel ayı gi­bi) he­lal bir ay­da, ha­ram bir şe­hir­de iba­det ede­nin­kiy­le denk ol­ma­ya­ca­ğı gi­bi, he­lal ay­da ha­ram bir kar­ye­de ita­at ede­nin mü­kâ­fa­tı da, he­lal ay­da, (İs­tan­bul gi­bi) he­lal bir bel­de­de iba­det eden­le eşit ol­maz. Hat­ta bu ko­nu­lar şa­hıs­la­ra gö­re bi­le de­ği­şe­bi­lir. Ni­te­kim: 

“Ey pey­gam­ber ha­nım­la­rı! Siz­den çir­kin bir iş ya­pa­na, azap iki kat kat­la­nı­r” âyet-i ke­rî­me­si bu­nun açık bir de­li­li­dir. (Kur­tu­bî, el-Câ­mi­‛, 8/13; İb­ni Re­ceb, Le­tâ­ifü­’l-me­‛â­rif, sh:224-225; Bey­hâ­kî, Fe­dâ­ilü­’l-evkāt, sh:86; Alû­sî, Rû­hu­’l-me­‛â­nî, 6/133) 

DİL SÜNGÜDEN ZARARLI

Ah­med ib­ni Hi­câ­zî (Kud­di­se Sir­ru­hu)nun be­ya­nı­na gö­re; câ­hi­li­yet eh­li bi­le re­ceb ayın­da kı­lıç­la­rı­nı kı­nı­na so­kup sa­va­şı bı­ra­kır­ken, Müs­lü­man­lar na­sıl olur da o ay­da gıy­bet, de­di­ko­du ve if­ti­ra ya­pa­rak, in­san­la­rın ırz ve hay­si­yet­le­ri­ni ren­ci­de et­mek­ten dil­le­ri­ni ko­ru­maz­lar?! 

Hal­bu­ki ba­zı yer­de dil, sün­gü­den da­ha za­rar­lı­dır. Ni­te­kim Süf­yân-ı Sev­rî (Ra­dı­yal­lâ­hu Anh) şöy­le de­miş­tir: 

“Bir in­sa­na ok at­mak, laf at­mak­tan da­ha ha­fif­tir. Zi­ra ba­zen sün­gü şa­şar da dil şaş­maz.”

ÖNEMLİ ŞEYLER

Ha­ram ay­la­rın dört ol­ma­sıy­la il­gi­li ola­rak hu­ke­ma bir ta­kım hik­met­ler açık­la­mış­lar­dır. Şöy­le ki Al­lâh-u Te­‛â­lâ ba­zı önem­li şey­le­ri dört ola­rak tes­pit et­miş­tir. Bun­la­ra mέsâl ve­re­cek olur­sak: 1) Me­lek­le­rin en ha­yır­lı­la­rı; Cib­rîl, Mi­kâ­îl, İs­râ­fîl ve Az­râ­îl (Aley­hi­müs­se­lam) ol­mak üze­re dört­tür.  2) Ki­tap­la­rın en üs­tün­le­ri; Tev­rât, İn­cîl, Ze­bûr ve Fur­kan ol­mak üze­re dört­tür. 3) Ab­dest uzuv­la­rı; yüz, el­ler, baş ve ayak­lar ol­mak üze­re dört­tür. 4) Tes­bîh ke­li­me­le­ri; Süb­hâ­nal­lâh, El­ham­dü­lil­lâh, Lâ­ilâ­he il­lal­lâh ve Al­lâh-u Ek­ber ol­mak üze­re dört­tür.  5) Sa­yı­lar; bir­ler, on­lar, yüz­ler ve bin­ler ol­mak üze­re dört­tür. 6) Va­kit­ler; sa­at­ler, gün­ler, ay­lar ve yıl­lar ol­mak üze­re dört­tür. 7) Mev­sim­ler; ilk­ba­har, yaz, son­ba­har ve kış ol­mak üze­re dört­tür.  8) Ta­bi­at­lar; sı­cak, so­ğuk, yaş ve ku­ru ol­mak üze­re dört­tür. 9) Be­den­de­ki güç­ler; saf­ra, sev­da, bal­ğam ve kan ol­mak üze­re dört­tür.  10) Kâ­mil ha­li­fe­ler; Ebû Bekr, Ömer, Os­man ve Ali (Ra­dı­yal­lâ­hu An­hüm) ol­mak üze­re dört­tür. 11) Al­lâh-u Te­‛â­lâ’­nın, pey­gam­ber­le­ri­ne ziy­net yap­tı­ğı ne­bî­ler; Ha­lîl, Ke­lîm, Rûh ve Ha­bîb (Sa­le­vâ­tül­la­hi Alâ Ne­biy­yi­nâ ve Aley­him Ec­ma­‛în) ol­mak üze­re dört­tür. 12) Gök­le­rin sü­sü; Arş, Kür­sî, cen­net ve me­lek­ler ol­mak üze­re dört­tür. 13) Yer­yü­zü­nün sü­sü; pey­gam­ber­ler, âlim­ler, şe­hit­ler ve ve­li­ler ol­mak üze­re dört­tür. 14) Ruh­la­rın ziy­ne­ti; ab­dest, na­maz, oruç ve hac ol­mak üze­re dört­tür. 15) Kalp­le­rin ziy­ne­ti; mâ­ri­fet (Al­lâh-u Te­‛â­lâ­’yı bil­mek), ilim, akıl ve tev­hid ol­mak üze­re dört­tür. 16) Uzuv­la­rın ziy­ne­ti; göz, ku­lak, el ve ayak ol­mak üze­re dört­tür. 17) İn­san ölüp ce­na­ze ta­şı­nır­ken Al­lâh-u Te­‛â­lâ dört me­lek gön­de­rir ki on­lar kab­ri­nin ba­şın­da du­rup şöy­le ses­le­nir­ler. 

ALLAH’IN YOLLARI TEKTİR

Bi­rin­ci­si: “E­cel­ler bit­ti, emel­ler ke­sil­di.”

İkin­ci­si: “Mal­lar git­ti, amel­ler kal­dı.” 

Üçün­cü­sü: “Meş­ga­le­ler bit­ti, ve­bal­ler kal­dı.”  

Dör­dün­cü­sü:  “E­ğer ye­di­ğin he­lal, işin de Al­lâh-u Te­‛â­lâ­’ya hiz­met­se, sa­na müj­de­ler ol­su­n” di­ye ni­da eder­ler.

18) Ay­la­rın ziy­ne­ti; zül­ka­‛de, zül­hıc­ce, mu­har­rem ve re­ceb ol­mak üze­re dört­tür. Bu­nun için Al­lâh-u Te­‛â­lâ: “Ay­lar­dan dör­dü ha­ram­dı­r” bu­yur­muş­tur. Bun­la­rın üçü peş pe­şe olup, bi­ri tek­tir ki o da re­ceb ayı­dır.

İşâ­rât eh­li şöy­le de­miş­ler­dir: “Al­lâh-u Te­‛â­lâ bir­dir, ayı da bir­dir. Onu se­ve­nin der­di de bir tek O ol­ma­lı­dır ki, dün­ya­da O bi­rin hiz­me­ti­ne, uk­bâ­da da O bi­ri gör­me­ye lâ­yık ol­sun. Bu ma­na­da: “Ka­rı­şık yol­lar çok­sa da, tek­tir Al­lâ­h’­ın yol­la­rı, Hak­k’­ın yo­lu­nun da an­cak tek­ler­dir yol­cu­-la­rı!” buy­rul­muş­tur.

RECEB AYININ ŞAHİTLİĞİ

Ha­ram ay­la­rın dört kı­lın­ma­sın­da, her mü­mi­ne bi­şâ­ret (müj­de) ola­cak şöy­le bir işa­ret de açık­lan­mış­tır:

Al­lâh-u Te­âlâ zi­na­da recm ve­ya yüz so­pa ce­za­sı sâ­bit ol­ma­sı için dört şâ­hit şar­tı koy­muş­tur. Üç şâ­hit bu­lun­sa bi­le dör­dün­cü yok­sa hiç­bi­ri­nin şâ­hit­li­ği ge­çer­li ol­maz. Ey mü­min! Se­nin hak­kın­da da üç ha­ram ay aleyh­te şâ­hit­lik ya­pa­cak ol­sa bi­le, re­ceb ayı yap­ma­yın­ca, on­la­rın şâ­hit­li­ği ka­bul ol­maz. 

Ni­te­kim “Re­ceb-i şe­rî­fin isim­le­ri­” bah­sin­de açık­la­na­ca­ğı üze­re; re­ceb ayı ara­mız­dan ay­rı­lıp se­ma­ya yük­se­lin­ce, Al­lâh-u Te­‛â­lâ’­nın ıs­rar­lı so­ru­la­rı­na rağ­men: “İ­lâ­hî! Sen çok ör­tü­cü­sün, kul­la­rı­na da bir­bir­le­ri­nin gü­nah­la­rı­nı ört­me­le­ri­ni em­ret­tin. Ha­bî­bin de ba­na ‘Sa­ğı­r’ is­mi­ni tak­tı. Bu yüz­den ben sa­ğı­rım. Ben on­la­rın iyi­li­ği­ni duy­dum, kö­tü­lü­ğü­nü duy­ma­dı­m” di­ye­rek se­ni kur­ta­ra­cak­tır. 

FAZİLETLİ VAKİTLER

O hal­de ey kar­deş­ler! Se­lâ­met­le cen­ne­te gi­re­bil­mek için bu ay­da çok oruç tut­mak, geç­miş gü­nah­la­ra piş­man­lık ve bir da­ha yap­ma­ma­ya azim ge­re­kir. 

Al­lâh-u Te­‛â­lâ af­fol­ma­mız için bi­ze her gün ce­ma­at­ler, haf­ta­da bir de cu­ma ta­yin et­ti. O da ol­ma­dı, ha­ram ay­lar­da, da­ha da ol­ma­dı Al­lâh-u Te­‛â­lâ’­nın re­ceb ayın­da mut­la­ka he­sa­bı ka­pat­mak ge­re­kir.

Al­lâh-u Te­‛â­lâ bu üs­tün za­man­la­rı biz kul­la­rı­na rah­met ola­rak be­lir­le­miş­tir. Bu ve­si­ley­le kul­la­rı­na şöy­le ses­len­mek­te­dir: “Ey be­nim gü­nah­kâr kul­la­rım! Si­ze her dâ­im tev­be­yi em­ret­tim ama bu­nu yap­ma­dı­nız. Ben de bu fa­zî­let­li va­kit­le­ri, di­ğer­le­rin­den üs­tün ola­rak ya­rat­tım. Tâ ki siz, bâ­ri bu mev­sim­ler­de Rab­bi­niz için gü­nah­lar­dan te­miz­le­ne­si­niz. Eğer bu kıy­met­li za­man­lar si­ze ulaş­mış da, siz hâ­lâ gü­nah­la­ra ıs­rar­day­sa­nız, vay kö­tü­lük ya­pan­la­rın ba­şı­na ge­le­cek za­rar­la­ra!” 

AYETİ KERİME

Dilleriniz yalana alışa geldiğinden dolayı, Allah’a karşı yalan uydurmak için, “Şu helâldir”, “Şu haramdır” demeyin. Şüphesiz, Allah’a karşı yalan uyduranlar, kurtuluşa eremezler. (Dünyada elde ettikleri) az bir yararlanmadır. Hâlbuki (ahirette) onlara acıklı bir azap vardır. (Nahl, 16 / 116 – 117)

Hadis-i  Şerif

Nefsim kudret elinde olan Allâh’a yemin olsun ki; sizden biriniz, ben kendisine anasından, babasından, evlâdından ve bütün insanlardan daha sevimli olmadıkça hakikî mânâda îmân etmiş olamaz. (Buhârî, Îman, 8)

Alimlerden Öğütler

Kış günlerinde soğuk su ile abdest alınca, dikkat et. Kuru bir yer kalmasın. Abdest azalarını tamam yıkamak demektir. Günahları mahveden, dereceleri yükselten, bir temizliktir. Yaz günlerinde de hararetin elemini gidermeğe niyet et. Vücuduna zarar veren şeyleri def etmekle de ecir kazanırsın. Serinlemek ve telezzüz için abdest alma. Ecir kazanamazsın. (İbn-i Arabi)

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
OKUYUCULARIMIZIN DİKKATİNE !... Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Cübbeli Ahmet Hoca Arşivi