Gözümüzü açtığımız andan itibaren senaryolara boğulduk. Her türlüsüne. Amerika’nın içinde olduğu, olmadığı, din devleti, darbe söylemleri...
Tek gerçek var ki, hayatımızın her döneminde farklı güçlerin farklı senaryoları kulaktan kulağa dolaştı. Şimdi ise kulaktan kulağa olmaktan çok, noktası virgülüne kadar her şey ortada.
Ancak unutulan bir gerçek var ki, halk tüm bunlardan bıkmış vaziyette. Bir zamanlar türbanla ilgili konular nasıl her yerde olur olmaz kullanıldıysa şimdi de aynısı yapılıyor. Gerçek gündem başarılı bir şekilde değiştiriliyor.
En önemli gerçek ise Türkiye’de işsizliğin giderek vahimleşmesi, geçimin zorlaşması. İnsanların dayanma güçlerinin kalmaması.
Karnı aç olan insanımızın birinci derdi günü kurtarmak. Ama hangi anlamda? Siyasilerin kast ettiği günü kurtarmak değil tabi? Bu akşam evde yemek pişer mi kaygısı yaşanıyor bugün evlerde. Bugün piştiyse, gün kurtuluyor. Yarın ola hayırola...
Bu şartlarda yaşayan halkın istikrara ne kadar ihtiyacı olduğunu acaba bizi yönetenler biliyor mu?
Halk, huzura, güvene dahası gelecek kaygısı olmadan yaşamaya ihtiyaç duyduğu gibi bunu hak da ediyor. Ancak böyle bir hakkı olduğu ona unutturuluyor.
Çocukluğumdan beri duyuyorum. O zamanlar kemer sıktırırlardı halka. Şimdiki düzen daha kurnazca. Borçlandırılıyor herkes. Eli kolu bağlı vatandaşın. Çünkü yükün altına girmiş. Çiftçinin bile hiç yoksa kredi kartı borcu var.
Bu yüzdendir ki, her zamankinden daha çok istikrara ve huzura ihtiyacımız var.
Oysa karşılıklı bir nefrettir almış başını gidiyor. Gitmekle kalmayıp iyice geriliyor.
Bunun kime faydası olacak? Hiç kimseye. Faydası olacağını sananlar sonunda ne olacak? Onu da hep beraber izleyip göreceğiz...








Facebook
Google
Yahoo
Digg
Del.icio.us
Twitter


























