Türkiye'de geleneksel siyasi söylem tükenmiştir. Geçmişin alışkanlıklarıyla, öfke ve kişisel hesaplarıyla güce/iktidara ulaşma dönemi kapanmıştır. Siyasi dil kadar siyasi kimliklerin, kişiliklerin de sonu gelmiştir.

Dar aşiretçi çevrelerin, Cumhuriyetin yüz yılına damgasını vuran oligarşinin saltanatı eski Türkiye'de kalmıştır.

Müzmin muhalifliğin, kişisel hesaplaşmaları ahlaki siyasi kimliklerle kamufle edip pazarlama dönemi bitmiştir. Geriye histerik saldırganlıklara saplanmış tahammülsüz bir muhalefet alışkanlığı kalmıştır. Bu anlayışta asla ve asla Türkiye'nin ortak iyiliği diye bir kaygı söz konusu değildir.

Erdoğan'ın güçlü liderliği ve AK Parti'nin yenilikçi söylemi, Yeni Dünya'nın şekillenişinin verdiği rüzgarı da arkasına alarak çok etkili bir toplumsal coşkuyu beslemiş, bu dayanışma Türkiye'yi yüz yıl sonra yeniden kuracak güce dönüştürmüştür. Bu dönüşümün sonu özgür, bağımsız, ulusal sınırlara hapsedilmişliğe son veren bir dünya devletine dönüşmektir.

İçeride ve dışarıda duyulan hazımsızlığın sebebi budur. Özgür ve büyük Türkiye için yola koyulanlara çelme takanlar, bu yürüyüşü sabote etmek isteyenler ortak bir cephenin unsurlarıdır. Hepsinin ayrı hesapları olabilir ama hepsinin üstünde tutulan hesap tektir: Türkiye'yi yeniden kontrol edilebilir alana çekmek.

SON BAĞIMSIZLIK SAVAŞI

Osmanlı'nın çöküşünden sonraki en büyük bağımsızlık savaşını yaşıyoruz. Vesayetçi zincirlerden kurtulup iradesi güçlü bir ülke olarak küresel iktidar alanında yer edinmeye çalışıyoruz. Tarihimizle, coğrafyamızla, ortak hafızamızla geleceğe yürüyoruz. 'Yeni Türkiye bir projedir' derken bu meydan okumayı kastediyorum. Bu sefer de meydan okuyamazsak, yeni Türkiye'yi kuramazsak bir yüz yıl daha gecikmekten endişe ediyorum.

Biz istemesek de yeni bir dünya kuruluyor. Atlantik ittifakının küresel egemenliği çatlıyor. Yepyeni bir güç haritası şekilleniyor. Ekonomik paylaşım savaşı ve herkesin kendi kültür havzalarından beslenen çıkış senaryoları var. Merkez ülkelerin hepsi, imparatorluk birikimlerini tozlu raflardan indirdi. 21. yüzyıl güç haritalarının yeniden çizildiği dramatik değişimlere sahne olacak. Bu yüzden her ülke geçmişine yöneldi, oralardan bir şeyleri bugüne taşımaya çalışıyor. Türkiye gibi, yeni durumlara göre yeni pozisyonlar belirliyor. Bunlar olurken merkez ülkeler arasında kıyasıya güç/etkinlik mücadeleleri yaşanıyor, herkes birbirinin önünü kesmeye çalışıyor.

TERÖR VE MUHAFAZAKAR SOSLU KUKLA YÖNETİM..

Türkiye'nin ve yakın coğrafyasının 20. yüzyılını belirleyen güçler işte şimdi Türkiye'yi dar alanda tutmak için var güçleriyle çalışıyor. O çevrelerden beslenen siyasilerin, aydın tipinin ve medya mensubunun bu gerçeği gözlerimizden kaçırmasına izin vermeyin. Onların ezberciliği, saplantıları, korkuları bugüne ışık tutamaz. Siyasetçi, aydın ve medya tiplemeleri o korkular arasında kaybolup gidecektir. Bu tür kişiliklerin belirlediği, yönettiği yapıların yeni dönemde ayakta kalması mümkün değil. Tükendiler ancak bu tükenmişliği gizlemek için daha da saldırganlaşıyorlar.

Bu haliyle Türkiye'nin en büyük sorunu geleneksel muhalefet sorunudur. Bırakın seçim kazanamamayı, bırakın böyle bir iddiaya sahip olamamayı, muhalefeti bir meslek olarak görenlerin son on yıldır Türkiye için üretebildiği hiçbir şey göremeyeceksiniz. Çünkü yoktur. Öyle bir çabaları da hiçbir zaman olmayacaktır.

Son bir buçuk yıldır olanların hepsine bu çerçeveden bakalım. Geleneksel muhalefet üzerinden iktidar hesabı yapamayanlar sokak terörüyle rejim değiştirmeye giriştiler. Yerli ve yabancı ortaklı bir proje denediler. Türkiye'ye utandıran sahneler yaşattılar. Kimlik merkezli iç savaşlar planladılar.

Başaramadılar. Ardından 17-25 Aralık üzerinden bir başka darbe girişimini servis ettiler. Muhafazakar bir ortağın arkasına gizlenerek, onları kullanarak Türkiye'ye tuzak kurdular. Sistem içine yerleşmiş kadroları üzerinden o meşhur ortaklık yeniden sahnedeydi.

Hükümeti bütün kadrolarıyla kelepçeleyip hapse atacaklar, Türkiye'nin büyük yürüyüşüne destek olan herkesi tasfiye edecekler, muhafazakar soslu bir kukla yönetim kuracaklardı. İçerideki beyinsizler başarılı olduklarına inanarak alkış tutacak ancak efendileri Türkiye'nin yüz yılını daha çalmanın rahatlığı ile bölgesel planlamalarına devam edecekti.

3. PROJE: SÖMÜRGECİ HIRSIZLARIN İRADESİ..

Bu sürecin üçüncü aşaması Ekmeleddin İhsanoğlu'nun Cumhurbaşkanı adayı yapılmasıdır. CHP ile MHP'yi, diğer bütün küçük partileri ve paralel örgütü aynı çatı altında toplayan irade, Türkiye'ye tuzak kuran o iradedir. Türkiye'nin yüzyılını çalan vesayetçi merkez ülkelerin iradesidir. Osmanlı coğrafyasını yüz yıldır talan eden, milyonlarca insanın kanını akıtan, kitleleri süründüren, onurlarını ve kimliklerini çalan sömürgeci hırsızların iradesidir.

Şimdi dördüncü aşamayı başlatacaklar. Son büyük taarruza girişecekler. Bütün muhalefeti, tıpkı İhsanoğlu'nun adaylığında olduğu gibi, tek çatı altında birleştirip yeni bir cephe kuracaklar. Bu cephe, yargıdaki cemaat kadrolarının da desteğiyle son kozunu oynayacak. Yeni cephenin bir siyasi kimliği olmayacak. Milliyetçi, sol, İslamcı, muhafazakar, kuvay-i milliyeci aklınıza ne gelirse aynı torbaya sokacaklar. Sağdan soldan İslamcı geçmişi olan birkaç kişiyi de ekleyip güya Yeni Türkiye projesine destek veren kitleleri etkileme yoluna gidecekler. Büyük oranda cemaat soslu, dış istihbarat soslu renksiz, kimliksiz bir yapıyla yüz yüze geleceğiz.

Eski Türkiye'de kişisel hesapları olan, saplantılarına yenilmiş, müzmin muhaliflerin de yer alacağı bereketsiz, ucube bir siyasi oluşum çıkacak ortaya. Öfke ve intikam duygularıyla yoğrulan bu yapının Türkiye'ye yönelik bir projesi, söylemi yine olmayacak. Ülkeyi geleceğe taşıyacak hiçbir somut öneri üretmeyecekler.

Yine milleti by-pass edip kısa yoldan iktidar hesabı yapacaklar. Bu yüzden de bundan önceki üç girişim gibi demokrasi dışı yolları deneyecekler. Dikkat edin bu oluşum Türkiye'ye yönelik dördüncü müdahale girişimi olabilir. Kanaatim 'Çatı'yı inşa eden irade yeni bir koalisyon kuruyor. O iradenin kim olduğunu, nasıl bir ortak planlama olduğunu, ne tür bir Türkiye projesi olduğunu artık herkes öğrendi.

BU RÜZGARLA SAVAŞILMAZ

Yeni Türkiye'yi okuyamayanlar, ülkenin, milletin ve tarihin ne yönde seyrettiğini göremeyenler dışarıdan ortaklara, istihbarat organizasyonlarına, Batılı derin devlet yapılarına bel bağladı. İşte bu muhalefetin tamamen kimliksizleşmesidir ancak tahminim çok daha utanç verici durumlara düşeceklerdir.

Türkiye'nin bu tarihsel yürüyüşünün önüne geçen, ona karşı cephe alan herkes kaybedecektir. Yüz yıl sonra uyanan millet olma onurunu, özgüvenini ve coşkusunu aşamayacaklar. Bu rüzgarı arkalarına almadan yapacakları her girişim kendilerini daha da tüketecektir.

Güçlü Cumhurbaşkanı, Güçlü Başbakan, Güçlü Dışişleri Bakanı ve Güçlü Kabine formülünün arkasında güçlü bir Türkiye projesi yatıyor. Ve bu hedef toplumsal hafızadan besleniyor. Dünya, yeni dönemde bambaşka bir Türkiye görecek. Dünya görecek ama bizimkiler bu kafayla bu gerçeği yüz yıl daha göremeyecekler gibi.

Merak etmeyin dördüncü büyük taarruzları da büyük bir fiyaskoyla sonuçlanacak. Eski Türkiye'nin muhterisleri ile dış istihbarat ortaklı yapıların son projesi de ellerinde patlayacak.

Çünkü devrim tamamlanacaktır.