Çay'daki Sorunda Suçlu Kim ?
1992 - 1995 yılları arasında Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü görevini yürüten Tuncer Ergüven, 2012 yılı yaş çay kampanyası başladığı günden bugüne kadar yaşanan sıkıntılarla ilgili çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Ergüven, değerlendirmelerinde, Başbakan Erdoğan ile Rize Milletvekilleri Yazıcı, Bayraktar ve Karal'ın yaşananlardan sorumlu olmadığına dikkat çekti.
Tuncer Ergüven açıklamasında, 2012 Çay kampanyası öncesi halka duyurulan söylemlere göre, kapasite artırılmış, tüm tedbirler alınmış, kaliteli kuru çay üretimi için düğmeye basıldığı açıklanmıştı.
Kampanya açılırken beklenen fiyatta 120-125 kuruş/kg olması normal fiyattı. Önemli olan yaprağın kaliteli toplanması halinde kolayca ve hızlı bir çay alımı beklentisi oluşmuştu.
Rize'de Bakanımızın koordinasyonunda yapılan inceleme ve koordinasyon toplantılarından Borsa salonunda genel Müdürün stratejilerinin doğruluğunu ancak fabrikalar ve Genel müdüre bağlı alt gurupların uzmanlık, çalışma, irade koyma, gönül koyma kabiliyet ve özellikleri itibari ile yetersiz olduklarını, eğer böyle olmasaydı bu alt kadronun yıllardır orada olduğunu ancak geride dağ gibi sorunları bıraktıklarını anlatmaya çalışmıştım.
Mart sonu itibariyle yaptığımız bir TV söyleşisinde Genel Müdürün bu kadro ile neticeye varamayacağını tekrarlamıştım. Hatta Borsadaki konuşmamda olduğu gibi bu konuşmamda da Sayın Başbakanın, iktidarın Çaykur'a sağladığı olanakları, destekleri, genel müdürlere verdikleri yetki ve destekleri gereği hak ettikleri takdiri almaya bu kadronun yetersiz olduğunu tekrarlamıştım.
Genel müdür özür diliyor sonra vazgeçiyor
Bugün kim ne derse desin hiç hak etmedikleri şekilde iktidar, Bakan Yazıcı, Karal, Bayraktar işaret ettiğimiz kadroların basiretsizlikleri yüzünden eleştiri almaktadır. Genel müdür bir hafta önce üreticiden özür dilerken bugün farklı yaklaşımlar getiriyor.
Üreticideki hoşnutsuzluğun sebebi Hükümet ve Siyasi iktidar değildir. Görevini zamanında yapamayanların yarattığı sorunlar nedeni ile çay satamamalarındandır.
Çay sektöründe kampanya bir seferberlik ve olağanüstü uygulama dönemidir. Bu örgütün komutanı Genel Müdür olup, kurmay kadrosu yardımcıları ve daire başkanlarıdır. Bu kadro Nisan 15'de tüm hazırlıklarını bitirip starta hazır beklemek, tüm uygulama döneminde, özellikle 1. sürgün döneminde 24 saat işinin başında olmak, yükleme ekipleri, taşıma ihaleleri, onarım bakım, hasat ve alım planını yapmış olmak ve uygulamak durumundadır.
Üreticinin şikâyetinin sebebini bu noktalarda aramalıyız. Elbette onları eyleme çekmek isteyenler olacaktır. Eylemler yanlıştır. Fakat Rize'de herkes sonuçta üreticidir ve haksızlığa uğrayınca önce yöneticisine sonra onu atayanlara hissettirmek durumunda kalmaktadır. Bu noktada suçlu aranacaksa suçlu görevini yapmayanlardır. Üretici kendisinden istenen zamanda, istediği kalitede ve miktarda çayını getirmiş ancak satamamıştır.
Her gün 7000 alıyorum demek veya almak kapasiteyi 6000 tonda kullanmak demektir.
9 - 10 Mayısta kampanya startı verilmiş ise 16 Mayıs itibarı ile 116.000 yaprak alınabilmiş ise 18 günde fabrikaların işlemesi gereken yaprak miktarı 128.000 tondur.
Çaykurun 1992-1995 yılı itibariyle kapasitesi 6600 ton/gün kabul edilmiştir. Buna Anap döneminde 200 ton/günlük Işıklı ilave edilmiştir. Genel müdür 350 tonluk kapasite ilavesini açıklamaktadır. Bu durumda 7150 ton kapasite mevcuttur. Bunu 7000 ton kabul edersek ben her gün 7000 alıyorum demek veya almak kapasiteyi 6000 tonda kullanmak demektir. Eğer 7000 ton/gün kapasiteniz var ise her gün fabrikanız kantarına 7000 ton yaprak çekmeniz ve fabrikalar arasına dağıtmanız gerekir. Bunu yapabilirseniz üreticiye, kuruma ve hükümete karşı görevinizi kurum olarak yaptınız demektir.
Bunu yapabilmeniz için sizin her gün asgari 8000 -8500 ton yaprak almanız gerekir. Çünkü alım noktasında aldığınız bu yapraklar fabrikadaki bantın başına gelene kadar %10-15 ağırlığını kaybeder ki işten anlayan bir işletmecinin bu durumu üretici lehine kullanması gerekir.
İşte bu nedenle 18 günde 144.000 - 150.000 ton alınması gerekirdi demek ki şikâyetin ve başarısızlığın sebebi siyasal kadro değil işletmelerdir.
Ayrıca kampanya zamanında açılamamış, asgari 5 alım ve işleme günü kaybedilmiştir. 5 günün anlamı 30-35 bin ton yaprak demektir. Bu durumda 60-65 bin ton yaprağın daha alınmış olması gerekirdi.
Eğer bu planlamayı yapabilseler ve uygulayabilselerdi bugün üretici çok rahattı ve özel sektör yaprak almak için üreticinin ayağına gidecekti. Üretici de Çaykur'dan memnun olacaktı.
Ancak böyle bir planlama yapacak ve uygulayacak kadro mevcut değildir.
Tüm bölgelerin beraber gelmiş olduğunu söylemek klasik bahanedir. Eğer öyle ise 9-10 Mayıstan itibaren açılan fabrikalara ve alım yapan alım yerlerine bakmak yeterlidir.
Kampanya 15 Nisanda - 17 Mayıs'ta da açılacak iklim koşullarına olanak verebilir. Fakat ilk hasadı edilmesi gereken çaylarla Selimiye Fabrikası arasında her zaman 12-15 gün fark vardır. İşte bu zaman aralığını dikkate alarak hasat planının yapılması gerekir. Ancak bunu genel müdüre ve iktidara inanan adamlar yapar. Olanaklardan nemalananların yapacağı bahane üretmekten öteye geçmez.
Onarımlar önceden bitmeliydi
Fabrikaların onarım bakımının 15 Nisan'dan önce bitmiş olması gerekir. Eğer yeni montaj veya ilave tesisiler var ise satın alma sözleşmelerinin 8 ay önce, uygulamanın da 6 önce başlaması gerekir. Yapılan tesisin kontrol ve deneme işletmesi için yaprağı beklemek, kapasite yüklemesini beklemek anlamsızdır. Daha önce ve hemen kampanyadan önce yapılmalıdır.
Tüm bunlar için yol ve yöntemi, planın temel ve ayrıntılı modelini genel müdürün çizip, alt birimleri sorumlu tutması ve her gün sonuçları kontrol etmesi gerekir.
Genel Müdürün TV'lerdeki konuşmalarını izledik. Birçok konuda gerçekleri gördüğü kanaatine ulaştık.
Yaşananlara gülüp geçen idareciler var
Çaykur kadroları içinde yukarda belirttiğimiz planlama ve uygulamayı yapmış, bilen, yapabilir personelde var, bunlara gülüp geçen dekara 10 kg/gün, haftada bir gün hafta tatili, bir gün münavebe gibi uygulama ile üreticiyi özel sektöre yönlendirme anlayışı içinde fabrikaları yorulmadan uğraşmadan idare etmeyi tercih edenlerde vardır.
Üreticinin en büyük şikâyeti özel sektöre 50-60 kuruştan yaprak satmaya mahkûm edilmesidir ve bunu sebebi uygulanan sistemdir. Üretici yasal düzenlemeyi siyasi iktidardan beklemektedir. İki yıl önce hazırlanmaya çalışılan yasa taslağına önce o günkü genel müdür karşı çıkmış, odalar, sivil kuruluşlar ve diğer siyasi partilerin de karşı çıkmasını isteyince üreticide etkilenmiştir. Toplu isteksizlik üzerine bu konuda çalışanlar vazgeçmiştir. Oysa bu taslak yasalaşsaydı özel sektör reel fiyatın altına çay alamayacaktı. Ancak şimdi açıklanan fiyat taban fiyat değil Çaykur fiyatıdır. Diğer firmalar için bağlayıcı değildir. Tarım bakanı veya ticaret bakanı hukuken müdahil olamaz.
Ancak Çaykur yukarda belirttiğim gibi uygulama yapabilseydi özel sektör 60-80 kuruşa çay alamazdı.
1992 yıllarını hatırlamak lazım. 1992 kampanyasına kadar Çaykur bugünkü sistem anlayışı ile çay almaktaydı. Özel sektörün yaprak almasına destek verince ödemeleri 2-3 yıla sarkıtarak o zaman üreticiyi istismar etmekteydiler. Bugünde düşük fiyatla istismar etmektedirler ve ticaretin kurallarını uygulamaktadırlar.
1992 lerin flaş fabrikalarında çalışanlar iyi hatırlayacaklardır. Çaykur yaprak alınca Akfa ve Karçay dahil Lipton hariç yaprak almamışlar. Akfa ve Karçay gibi 2-3 yıl ödeme yapmayan firmalar kapanırken, çalışanlar da işsiz kalmıştı. İşte onun sırrı bireye, alım evine, fabrikaya ve kuruma dayanan hasat-üretim planlamasıydı. Merak edenler öğrenebilirler.
Sektöre vücut veren kanunlar 407, 3788, 4223.1497.3092 sayılı kanunlardır.
3092 sayılı kanun hariç diğer kanunlar Doğu Karadeniz İnsanını toprağında yaşaması için destek ve garantiler getiren çay üreticisine dönük kanunlardı. 3092 sayılı kanun ise çay üreticisini sahipsiz bırakan kanundur ve bu kanunun siyasi sorumlusu Mesut Yılmaz'dır.
Bugün sektörde KİT olarak Çaykur'a paralel birçok özel sektör firması vardır. Toplam asgari 12 000 ton günlük yaprak işlemle kapasitesi vardır. Oysa üreticilerin her gün üst üste 8-9 bin ton /gün kapasiteyi besleyecek yaprağı hasat edebilme kabiliyeti yoktur.
Üretici memnun değil, çalışanı memnun değil, tüketicisi memnun değil. Sadece, Yönetenlerle barışık bayilerin kurduğu üst şirketler memnun.
Üreticiler genel müdürlüğün plansızlığı, organizasyonsuzluğu, sebebi ile 2012 kampanyasında hüsrana uğramıştır.
Başbakan, Yazıcı, Karal ve Bayraktar sonuçlardan sorumlu değildir
Öfkesine karşı şişirme haber gerekçe üretenlere tepki olarak şikâyetini haksız olarak siyasi iktidara, hatta Rizeli olduğu için Sn. Başbakana göndermeler yapmaktadır.
Oysa Sn.Başbakan, Yazıcı, Karal ve Bayraktar sonuçlardan ve olaylardan hiç sorumlu değildir. Ancak bu durum Doğu Karadenizde hükümetin ve Başbakan T. Erdoğan'ın destek ve samimi yaklaşımına eleştiri olanağını getirmektedir.
Peki, bu eleştirilerin sebebi nedir, sorumluları kimlerdir?
Eleştirinin nedeni.
Kampanya öncesi bakım-onarım-tevzii-yenileme gibi teknik hizmetleri Nisan ayına kadar bitiremeyen, deneme işletmesini yapamayıp, hasat ve üretim planlamasını yapmadan veya kolaya kaçan eski anlayışta yanlış yaparak kampanyayı bekleyenlerdir" şeklinde değerlendirmelerde bulundu.
