İmar Yasası Çıkarılmalı
Kadem Ekşi, Marmara depreminin 11. yılı dolayısıyla yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye'nin dünyanın aktif deprem kuşaklarından biri olan Alp-Himalaya deprem kuşağında yer aldığını belirtti.
Türkiye'nin yüz ölçümünün yüzde 42'sinin birinci derece deprem kuşağında olduğunu ifade eden Ekşi, 17 Ağustos 1999 tarihinde yaşanan depremde yaklaşık 18 bin kişinin öldüğünü, yüz binlerce insanın evinden olduğunu hatırlattı.
Türkiye'nin bu gerçek karşısında tedbirini alarak yaşamayı öğrenmesi gerektiğini belirten Ekşi, şunları kaydetti: ''Afrika ve Avrasya tektonik tabakalarının üzerinde kurulu olan İstanbul'da yaşanacak bir deprem yaklaşık 55 bin kişinin hayatını kaybetmesine neden olabilir. Bu durum Türkiye'de kaçınılmaz bir doğal afet gerçeği olduğunu ortaya koymaktadır. Büyük deprem gerçeğiyle en son binlerce insanın ölümüyle sonuçlanan 17 Ağustos ve 12 Kasım 1999 depremleriyle karşılaşan ve meydana gelen her küçük sarsıntıda bu gerçekle yüzleşen toplumumuzda depremin toplum yaşamı üzerindeki yıkıcı etkileri çeşitli bilim dallarından uzman kişilerin çabalarıyla devam etmektedir. Türkiye'nin her köşesinde deprem tehlikesinin bulunduğu, bu ülkeden başka bir yere topluca taşınamayacağımıza göre deprem tehlikesinden kaçınmaya olanak bulunmadığı anlatılmalıdır. Depremin gerçekleşme olasılığı çok küçük bir afet olarak değil yapılara etki eden olağan zorlamalardan biri olarak algılanması gerektiği vurgulanmalıdır. Depremden korunmanın yolları vardır. Korunma yollarından en önemlisi deprem öncesi ve sonrası insanların bilinçlendirilmesidir.''
Ülke nüfusunun neredeyse beşte birinin İstanbul'da yaşadığını ve kentin nüfusunun her yıl yüzde 4 arttığını belirten Ekşi, açıklamasında şunlara yer verdi: ''Geçmişten gelen sorunlar, nüfus, arazi rantı ve sanayi baskısı, deprem dahil bütün çalışmaları, hedefleri yok etmekte ve hedeflere varılmasını engellemektedir. Bir deprem kuşağının üzerinde, Marmara gibi birinci derecede deprem bölgesi olan bir ülkede, bölgenin kuzeyinde yerleşen bir metropolde depreme karşı alınacak önlemlerin felç olma noktasına gelmesi vahimdir. Ülkemizde afetlere öncelik veren bir imar yasası çıkarılmalıdır. Zemin etütlerinde farklı durumlardan ortaya çıkan çifte standart uygulamalarının önüne geçilerek gerçekçi, güvenilir, doğru çalışmaların önü açılmalıdır. Deprem bölgelerinde yapılacak yapılar hakkındaki yönetmelik revize edilmeli, uygulanmalı ve denetimi sağlanmalıdır. Deprem tehlikesi her düzeydeki vatandaşımıza anlatılmalı, yaygın ve etkin bilgilendirme programı uygulanmalıdır. Deprem bilinci geliştirilmeli, bu konudaki hafıza diri tutulmalıdır.''
