Kılıçdaroğlu, CHP'yi "bölecek" !
İzne çıkan postacıyı, her gün işi gereği gezdiği sokaklarda görenler sormuş:
"Ne iş? Hani tatile çıkmıştın?"
"Görmüyor musunuz, tatildeyim... Mektup dağıtmıyorum ki, sadece geziyorum."
"İyi de neden buralarda geziyorsun? Bıkmadın mı?"
"Başka yer bilmiyorum ki..."
***
Benimki de o hesap oldu:
Mektup dağıtmadım ama gezdiğim sokaklar hep aynı sokaklardı! Bunca haber bombardımanı arasında sadece yazı yazmadım, o kadar...
Üstelik işini yapamamak, olup bitenlere tepki gösterememek inanılmaz kötü bir duyguymuş meğer... Onu anladım!
***
Neler olmadı ki şu son on günde?
Önce Hanefi Avcı meselesi... Düne kadar Avcı'nın Eskişehir Emniyet Müdürlüğü yapmasında hiçbir sakınca görmeyen yüce devletimiz, cemaat hakkında kitap yazdıktan sonra, birdenbire adamcağızın "terörist" olduğunu keşfediverdi...
Helal olsun vallahi!
H H H
Sonra Anayasa Mahkemesi ve YÖK başkanlarının açıklamaları...
İkisini de kutlamak lazım:
Bir devlet adamı, siyasi rengini ancak bu kadar belli edebilir!
***
Ama ben en çok Kılıçdaroğlu'na takılıp kaldım:
Onu ekranda her gördüğümde sadece, "Ne yapmak istiyor bu adam" diyebildim.
On günlük gazeteleri biriktirdim; hepsi Kılıçdaroğlu'nun birbirinden "demokratik ve anlayışlı" demeçleriyle dolu!
Durum o kadar garip ki; CHP'nin ve CHP tabanının düne kadar karşı çıktığı ne varsa, Kılıçdaroğlu yakıp yıkıp geçiyor!
***
Yapmak istediği belli:
Başta türban olmak üzere AKP'nin kullandığı ne kadar "silah" varsa, hepsini kabul edip, bu partinin cephanelerini tüketmek...
İyi de bu "kabul"lerle, kendi cephanesinin tükendiğini fark etmemesi, anlaşılır gibi değil...
Ve yeni Genel Başkan, tüm bu "açılımları" tek başına yapıyor, partisinin yetkili organları dahil, kimsenin görüşünü almıyor...
Parti tabanın duyarlılıklarını, "olmazsa olmazlarını" umursamıyor!
***
Oyunu CHP'ye veren sokaktaki vatandaşın kafası bugünlerde fena halde karışık... Haklı olarak soruyor:
"Madem; türbanın siyasi simge olarak kullanılmasında hiçbir sakınca yoktu... Madem iktidar partisi, din eksenli bir yönetim düşü görmüyordu... Madem irtica ve bölünme gibi korkular gereksizdi...
İyi de o zaman; yıllardır oy verdiğim parti beni kandırdı mı?"
***
Genel seçimlere yedi aydan biraz fazla süre var...
Bakın; bugünden yazıyorum:
Kemal Kılıçdaroğlu'nun izlediği bu "yeni politika" CHP'yi eritir ve BÖLÜNMEYE kadar götürür!
Çünkü Genel Başkan'ın izlediği politikayla tabanın hassasiyetleri arasında 180 derecelik bir fark oluştu...
Klasik CHP seçmeni; belki "oy verecek başka parti bulamayacağı için" önümüzdeki seçimlerde yine sandığa gidip partisini destekler ama...
Parti yönetimine verdiği desteği, şimdiden geri çekmeye başladı bile!
AKP'li seçmen de Kılıçdaroğlu'nun yeni politikasını beğendiği için CHP'ye oy vermeyeceğine göre...
Sonuç, CHP açısından yine büyük bir hüsran olur...
Kısacası büyük umutlarla ve halk desteğiyle işbaşına gelen Kılıçdaroğlu, "ben bildimci" tavrıyla ve "ters vuruş"a dayanan ince taktik hesaplarıyla CHP'yi bitiriyor; MHP'ye çalışıyor!
***
Neyse; şükür kavuştuk...
Merhaba!
***
TÜRBAN!
Yasalar aynı... Anayasa da henüz değiştirilmedi... Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin verdiği karar da hâlâ tapu gibi ortada...
Ama her gün yurdun değişik bir köşesindeki üniversiteden aynı haber geliyor:
Türbanlı öğrenciler yasağı delmiş, bırakın üniversite kampüslerini, derslere bile türbanlarıyla girmeye başlamış...
***
Ne türbanmış be kardeşim!
Hukuk, mukuk dinlemiyor...
*****
Cumhurbaşkanı 'çantada keklik' tavrına ne diyor?
VATAN'ın dünkü manşet haberi, "Zor Pazarlık" başlığını taşıyordu. Bu habere göre AKP, CHP'ye, "Türban için yasa çıkartırız ama iptal ettirmek için Anayasa Mahkemesi'ne başvurmayın" önerisini götürmüş...
Allah aşkına bize ne oldu, herkes çıldırdı mı?
Bu tavır, Cumhurbaşkanı'nı yok saymak değil mi?
Düşünün; iktidar partisi bile bile, anayasa aykırı bir yasa çıkaracak...
Muhalefet partisi de bunu Anayasa Mahkemesi'ne götürmeyecek ve anayasaya aykırı olduğu kuşkusu bulunan o yasayla, bu ülke idare edilecek...
Peki; neden kimsenin aklına, "Canım CHP götürmese bile Cumhurbaşkanı zaten böyle bir yasayı onaylamaz, veto eder" diye sormak gelmiyor...
Haydi; onların aklına gelmiyor... Gazete manşetlerine kadar çıkan bu tavır, Sayın Cumhurbaşkanı'nı da mı rahatsız etmiyor?
Kendi anayasasına aykırı yasalarla yönetilen bir devlet, "hukuk devleti" olabilir mi?
*****
GÜNÜN SORUSU
Çetebaşı Abdullah Öcalan'ın, Kandil Dağı'ndaki teröristlerle haberleşmek için telefon istediğini geçen hafta öğrenmiştik... Dün ortaya çıktı ki beyefendi, bu telefonun dinlenmemesini şart koşmuş...
Koca devlet, terör örgütüyle mücadelede bu kadar mı zavallı hale geldi?