Kurtulmuş: 12 Eylül'ün kaldırdığı senato tekrar geldi
Saadet Partisi Genel Bakanı Numan Kurtulmuş, Anayasa Mahkemesinin, verdiği kararlarla Türkiye'nin hukuk sisteminde yeni bir dönemi başlattığını savunarak, "Anayasa Mahkemesi, 12 Eylül ihtilalinin kaldırdığı senatoyu fiilen ihdas etmiştir. Anayasa Mahkemesi, Parlamentonun üstünde bir senato konumundadır" dedi.
Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, "Modernleşme, ulus devlet ve demokratik sistem batıdaki gelişim dolayısıyla birbirine eş değerdir, eş zamanlıdır ve birlikte doğmuştur. Türkiye'deki bu üç kurumun yerleşmesi de aslında bir modernleştirme sürecinin araçları olarak görülmüştür" dedi.
Saadet Partisi Genel Merkezi'nde düzenlenen İl Başkanları ve Müfettiş toplantısına katılan Saadet Partisi Genel Başkanı Kurtulmuş, Türkiye'de önümüzdeki dönemde gündemi çok meşgul edecek iki konu hakkında konuşacağını belirterek, Türkiye'nin demokrasisinin önünde iki engel olduğunu söyledi. Kurtulmuş, Türkiye'de konuşulmuş olan ve konuşulmakta olan vesayet sisteminin yapısı ve hepimizi üzen terör olayları olduğunu belirterek, "Bu iki husus demokraside varsa, o ülkede demokrasiden bahsetmek mümkün olmaz.
Vesayetin olduğu yerde millet egemenliği olmaz. Terörün olduğu yerde insanların sağlıklı şekilde düşünerek ülke sorunlarını çözebilmeleri için atmosferin oluşması asla mümkün olmaz. Onun için bütün siyasi partilerin, ülke yönetiminde söz sahibi olan tüm kamu kurum ve kuruluşlarının bu iki temel sorunu halletmek konusundaki fikirlerini Türkiye ile paylaşması ve bu sorunu çözmesi zaruridir" şeklinde konuştu.
"DEMOKRATİKLEŞME MODERNLEŞTİRME ARAÇLARI OLARAK GÖRÜLMÜŞTÜR"
Çok partili dönemi meşgul eden vesayet sisteminin ele alınmasının zorunlu olduğunu belirten Kurtulmuş, Türkiye'deki demokratikleşme hareketi son 1,5 asrını işgal eden, bir yerde de Türkiye'nin demokratikleşme sorunu olarak görülmesi gerektiğini söyleyerek, "Modernleşme, ulus devlet ve demokratik sistem batıdaki gelişim dolayısıyla birbirine eş değerdir, eş zamanlıdır ve birlikte doğmuştur. Türkiye'deki bu üç kurumun yerleşmesi de aslında bir modernleştirme sürecinin araçları olarak görülmüştür" dedi.
Kurtulmuş, batıda uluslaşma ve demokratikleşme birlikte giderken, Türkiye'de demokratikleşme ikinci, hatta üçüncü plana itildiği, ana eksenin ulus kurmak olduğu ve 1920- 1950 arasında milletin egemenliğine geçiş yapılsa da başarımlı olamadığını söyledi.
"KURULUŞLAR MİLLET DENETİMİNDEN ÇIKARILMIŞTIR"
Kurtulmuş, bugün Türkiye'de tartışılan vesayet sisteminin kurulması, 1950'de millet egemenliği ile iktidar olan parti zamanına denk geldiğini, 1960'lardan itibaren millete uygun sitem oluşturmanın vesayeti kurulduğu, 1960 ihtilaliyle başlayan süreçte üç adımı bünyesinde barındırdığını belirterek, "Anayasa Mahkemesi, Senato ve Yüksek Askeri Şura gibi kuruluşlar kurularak, yargı sistemi ve güvenlik konusundaki kararla askeri kararlar bütünüyle millet denetimi dışına çıkartılmışlardır. 1982 Anayasasıyla birlikte Türkiye'deki siyaset alanı daraltılmış, demokratik vesayete halkalar eklenmiştir. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Milli Güvenlik Kurulu, Yükseköğretim Kurulu kurulması vesayet halkalarının en kalınını oluşturmuştur. 1982 Anayasa'sı sosyolojik partilerin ortadan kalkmasını sağlayarak, siyasetin toplumdaki tabanını alabildiğine daraltmıştır. Üçüncü adım, 2001 yılında Derviş restorasyonu olarak ifade ettiğimiz, bizim Derviş Fischer modeli olarak tanımladığımız, yeni bir ekonomik modelle önce 1211 sayılı Merkez Bankası yasası değiştirilerek, ardından da birçok üst model kurularak Türkiye'de ekonomik kararlar milletin iradesinden, kararından uzaklaştırılmıştır. Bugün geldiğimiz noktada, üç alanda Milli Güvenlik, siyasetin daraltılması ve diğer ekonomik alanlarda kararlar millet ya da millet temsilcileri tarafından verilmiyor, bir takım bürokratik kurum ve kuruluşlar tarafından veriliyor" dedi.
"12 EYLÜL SİYASİ PARTİLERİN TABANINI MİLLETTEN AYIRMIŞTIR"
Böyle bir sistemin adını koymak gerekirse bu bürokratik oligarşi olacağını, 12 Eylül Anayasa'sı siyasi partilerin tabanını milletten ayırdığı, siyasetin alanını daralttığını belirten Kurtulmuş, "Bunların üstüne bir de yargı oligarşisi ortaya çıkmıştır. 2007 yılında 411 milletvekilinin oyuyla Anayasa değişikliğinin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal gerekçesinde ortaya konulan durumdur. Anayasa Mahkemesi söz konusu değişikliğin iptali ile birlikte, Türkiye'nin hukuk sisteminde yeni bir dönemi başlatmış,
1960 ihtilalının koyduğu, 12 Eylül'ün kaldırdığı Senato'yu ihdas etmiştir" diye konuştu.
Kurtulmuş, Kılıçdaroğlu'na seslenerek, "Cumhuriyet Halk Partisi'nin yaptığı iptal başvurusunu geri çekmesini istiyoruz" dedi.
TERÖRLE MÜCADELE
Türkiye'de terörü önlemenin tek yolu, demokratikleşme, insan hakları, hukuk devleti çerçevesinde olmaktan başka yolu olmadığının altını çizen Kurtulmuş, "Hiçbir kimsenin Olağanüstü Hal gibi bazı olağan dışı, demokrasi bakımından olağan dışı yolları teklif dahi etmemesi gerekir. Kaldı ki, Olağanüstü Hali teklif edenlerin Parlamento'da bulunması ise, kendileri açısından yaman bir çelişkidir. Bu millet partileri ve parti temsilcilerini milletin sorunlarını çözsünler diye Parlamento'ya gönderiyor" ifadelerini kullandı.
Türkiye'ye dışarıdan gelecek bir demokratikleşmeyi beklemek tersinden bir Tanzimatçılık olduğunu söyleyen Kurtulmuş, "Türkiye'de revizyonist sağ siyasetlerinin Avrupa Birlikçiliği'nin altında yatan en temel argümanı, 'biz Avrupa Birliği'ne girersek, askeri vesayetlerden kurtuluruz' anlayışıdır. Avrupa Birliği'nin vesayetleri kaldırmadığının örneklerini verebiliriz. Bunu söyleyenlere, 'niçin Avrupa Birliği Uluslararası Çalışma Örgütü'nün normlarına Türkiye'nin uyması konusunda söz söylemez'. 'Niçin Avrupa Birliği çalışan haklarından, emeğin sömürülmemesinden, çocuk işçilerin istismar edilmemesinden söz edilmez'. 'Niçin Tuzla'da ölen işçilerle ilgili Avrupa Birliği'nden bir tek uyarı gelmez'" şeklinde konuştu.
Kurtulmuş, 1992-2010 yılları arasında bütçe sadece yüzde 1,5 değiştirilebildiğini, Sayıştay Kanunu'nu hala değiştirilmediği, savunma bütçesi hala sorgulanamadığını, bütçenin yüzde 25'inin faize gittiğini söyledi.
"TÜRKİYE KENDİ SAVUNMA SANAYİNİ KURMAK ZORUNDADIR"
Terör olaylarının son dönemde artış gösterdiğine de işaret eden Kurtulmuş, AK Parti'nin terörle mücadele konusunda 'pusulasız yola çıktığını, yol haritası olmadığını' öne sürerek, şunları söyledi: "Başkalarının istihbaratıyla terörist avlanmaz. Türkiye'nin milli savunma sanayini kurmak zorunda olduğunu, uçaklarını, bilgisayar yazılımlarını ve teknolojik silahlarını kendisinin yapması gereklidir. Ortamın vahim bir tablo arz etmesine rağmen, siyasetin 'siperde çömelme' ile uğraşıyorlar. Bu kadar basit konular tartışılıyorsa oradan çözüm çıkmaz. 'Başbakan ile Genelkurmay Bakanı niçin çömelmiş' diyen adam 'ben Türkiye'nin terör meselesiyle ilgilenmiyorum' diyor aslında. Başbakan ve Genelkurmay başkanı görevini yerine getirmiştir, aferin... Bu üslup siyasetin seviyesini gösteriyor.''
Terörün çözümü için olağanüstü halin teklif dahi edilemeyeceğini belirten Kurtulmuş, "Terör sadece bir parti, etnik grup ya da Türkiye'nin bir bölgesinin değil tüm vatandaşların, insanlığın düşmanıdır. Terörle mücadele esnasında kişileri kamplara ayıran siyasetten vazgeçilmesi gerekiyor. Meclis'te bütün tedbirleri bir elde toplayan, sürekli koordinasyon sağlayan terörü önleme ihtisas komisyonu kurulması gereklidir. Terörle mücadelede 'profesyonel antiterör grubu'nun oluşturulması gereklidir" dedi.
Kurtulmuş, Saadet Partisi'nin ''Kongreden İktidara'' ismi verilen kongresinin 11 Temmuz 2010 tarihinde Atatürk Spor Salonu'nda yapılacağını belirtti.
