R.Ü.'de Konferans Düzenlendi
Rize Üniversitesi İlahiyat Fakültesi konferanslar serisine devam ediyor. R.Ü. İlahiyat Fakültesi Dekanlığının tertiplediği “Cumhuriyet Dönemi Din Politikaları” konulu konferans R.Ü. İlahiyat Fakültesi Konferans salonun da yapıldı. Rize Valisi Seyfullah Hacımüftüoğlu, İl Emniyet Müdürü Şammaz Demirtaş, öğretim üyeleri, daire başkanları ve daire müdürlerinin katıldığı konferansa yoğun ilginin gösterildiği gözlendi.
Saygı duruşu ve istiklal marşı ile başlayan konferans konuşmacının özgeçmişinin takdiminden sonra kürsüye davet edildi.
Prof. Dr. İsmail Kara, konuşmasına yapılan nazik davete teşekkür ederek, “Rize ile ilgili bir çok çalışma yapmış bir kişi olarak, memleketime karşı vazifemin çok az bir kısmını yapabildiğimin katindeyim, dolayısıyla bu tür davetlerde sizin emrinizde olduğumu ifade etmek istiyorum” diyerek sözlerine başladı.
Prof. Dr. İsmail Kara yaptığı konuşmada; “Bugün size anlatmaya ve arz etmeye çalışacağım konu hem çok önemli ve hem de problemli bir konudur. Türkiye’de İslam meselesi Türkiye’nin bütün tarihi boyu bir varoluş meselesidir. Bizim Anadolu’da İslam’la olmayan bir tarihimiz yoktur. Bu coğrafyada var olduğumuz tarihten beri İslam’la birlikte yürüyen bir tarihtir, cumhuriyetle başlamış veya bitmiş değildir. İslam’la ilgili her hangi bir mesele Türkiye için herhangi bir mesele değildir, çok önemli bir unsurdur. Çok önemli ve bir o kadarda problemli bir konudur. Problemli oluşu cumhuriyet tarihi ile başlamış değildir. Bu konunun problemli bir konu olmaya başlaması aslında Osmanlı modernleşmesi ile başlayan bir süreçtir. Cumhuriyet, Osmanlı modernleşmesinin devamıdır, fakat açılımlar ve problemler bu dönemde daha çok artmıştır. Batı modernleşmesi ‘felsefi olarak dinden uzaklaşma’ ilkesi üzerine kuruluyken, Bizde, İslam dünyasındaki modernleşme ‘Dini ve Devleti Kurtarma’ kültürel anlayışı ve uygulaması üzerine kurulmuştur. Bunun böyle olması biraz sünnilik ve birazda bizim Türklüğümüzle alakalıdır. Bizde ‘Din ve Devlet’ mütemmim cüzdür, yani birbirini tamamlayan ana unsurlardır, dünde bugünde hiçbir zaman bu topraklarda ‘Din ve Devlet’ bir birinden ayrı kabul edilmemiştir. Ayrı kabul edilmesinin kültürel olarak bu toplumda karşılığı yoktur. İslam dünyasında modernleşme hareketleri dini hareketler olarak yürütülmüştür. Batı için bu bir paradokstur, batının anlamadığı da budur” dedi.
Prof. Dr. Kara; Cumhuriyet döneminde din-devlet ilişkisi ve politikaların yeknesak bir durum göstermediğini, zaman zaman yine de sorunlardan azade seyretmediğini kaydetti. Cumhuriyet dönemi din politikalarının başından bugüne dek hep aynı doğrultuda geliştiğini ifade eden Prof. Dr. Kara, bu tarihi süreci kabaca üç aşamada değerlendirilebileceğini söyledi. İlk aşamada Cumhuriyet`in kuruluş yıllarında (1919-1924) Osmanlı Meclis-i Mebusan`ından bile daha dini bir söylemin TBMM`nin çalışmalarında gözlemlenebileceğini vurgulayan Kara, `Ancak bu da çok kaba bir gözlem olur. Meşveret ilkesini öngören ayetin TBMM başkanının arkasındaki duvara çok güzel bir hatla yazılı olduğunu görürsünüz. Osmanlı Meclisi`nde böyle bir şey bile yoktu. Bu tabiî ki bu Meclis`in daha dindar olduğunu da göstermez, fakat bu milli mücadele dönemi Hilafetçi bir söylemle yürütülmüştür’ dedi. Türkiye Cumhuriyeti`nin ilk anayasası olan 1924 anayasasında `devletin dini, dini İslam’dır` maddesinin yer aldığını belirten Kara, `3 Mart 1924 tarihi bu ilk dönemin bitişini ve 1944’de kadar tek parti dönemi uygulamalarının olduğu yıllar ikinci dönemin başlangıcı olarak seçilebilir. Devletin dinini İslam olarak belirleyen madde ise 1928`e kadar anayasada kalmıştır. Laiklik ilkesinin anayasada açıkça tasrih edilmesi ise çok daha geç bir vakitte, yani 1937`de gerçekleşmiştir. Bu ikinci dönemde hilafet ilga edilmiş, Diyanet İşleri başkanlığı pasifize edilmiş, din politikaları bakımından en sıkıntılı dönemdir.
Üçüncü aşamada 1944-1960 yılları arasıdır. İkinci cihan harbinin ertesine rastgelen bu dönem 1944-50 arası, dini politikaların, dini değişimin ve dini çoğulculuk anlayışının yaşandığı dönemdir. Bu dönemde CHP`nin başlattığı süreç ve 1947`lerde yaptığı uygulamaların Demokrat Parti tarafından da olduğu gibi sürdürüldüğünü belirten Prof. Dr. Kara, siyasal dindarlığın gelişiminin ise askeri darbelerle beraber olduğunu söyledi. 1960 ihtilalını askeri bir darbe olarak görmek meseleyi sınırlar diyen Prof. Dr. Kara, 1960 darbesi, ‘Türkiye’ye karşı büyük bir operasyondur’ yorumunu yaparak, din meselesi bu güne kadar toplumun ve devletin ortak meselesi iken bundan sonra bir grubun meselesi haline getirilerek, ötekileştirme ve her düşüncede kutuplaşma, ayrışmanın başladığı dönem olarak görmekteyiz. Siyasi gidiş bu yarılmadan beslendiği için 2010 yılında da durum pek farklı değildir’ dedi. 1960-70 yıllarda yaşanan yoğun tercüme döneminin aktivist-siyasi talepleri olan dini kültürlerin ortaya çıkmasına yol açtığını ifade etti.
Cumhuriyet dönemi din politikalarının temel karakterini üç ana başlık altında toplayan Prof. Dr. Kara; bu dönemin karakteristik din politikalarının temel ve ortak özelliği dini konularda ‘muğlak bir dil’ kullanmasıdır. İkinci olarak ‘din-devlet ayrılığını öngörmemesidir’, hiçbir devlet yetkilisinin ‘Türk Devletinin Dini Yoktur’ söylememiştir, çünkü bunun Türk toplumunda karşılığı yoktur. O zaman vatandaş ‘devlet nedir?’ diye sorgular endişesi vardır. Anayasa Mahkemesinin ‘Birlik Partisi’nin kapatılma gerekçesinde 1972 yılında ortaya koyduğu metin ve Türk usulü laiklik vurgusu bunun tipik bir örneğidir, üçüncü olarak Türkiye’de din merkezli muhalefet olamayacağı anlayışıdır. Türk halkı hiçbir dönem dini siyasi muhalefet yapmamıştır, dedi.
Tarihi dönemleri yaşandığı yıllara ait gazete-dergi ve kitaplardan alınan resim ve karikatürlerle anlatan slayt sunumla son bulan konferans, konuşmacı Prof. Dr. İsmail Kara’ya günün anısına Rize Valisi Seyfullah Hacımüftüoğlu tarafından üniversite şilti ve hediyeleri takdim edilerek sona erdi.
