Sizin Aşkınız Kaç Mesaj?
“Ne oldu?” Seslendim, duymadı. Sessiz film oynandığındaki başarımdan cesaret alarak, beden dili ve işaretlerle anlatmaya çalıştım derdimi. O da aynı yöntemi kullanarak, boş ver dedi eliyle. Boş verme kısmı kolay da sen niye ağlıyorsun?
Birisi, görmediğim anda yanlış bir hareket mi yaptı? Çok içtin sarhoş musun? Barın, sigara dumanı karışık parfümlü, boğucu havası gözlerini mi yaşarttı? Ay, çatlatma insanı söyle, niye ağlıyorsun?
Tüm bu cümleleri işaretle anlatmak istedim ama yapamayacağımı fark ederek durdum. Zaten bana bakmıyordu. Cep telefonuna kitlenmiş, parmakları hızla hareket ediyordu. Mesaj yazma konusunda birinciliği elinde tutuyor. Üstelik sesli harfleri de kullanarak. Merhaba’daki -e ve -a harfleri de dahil, mesajın yazımı saniyeler sürüyor.
Şaşkınlıktan konuşamadım bir süre, daha doğrusu anlayamadım. Biz akşam buluşup yemeğe giderken gayet iyiydi araları. Ne zaman karşılaştılar, ne zaman konuşup kavga ettiler ki ayrılsınlar?
Niye ayrıldıklarını çok uzun anlattı, kafam karıştı. Zaten ortada elle tutulur bir mesele de yoktu. Benim aklımın almadığı, ne zaman ve nasıl ayrıldıkları? Mesajla! Cep telefonu çıktı, mertlik bozuldu mu? Yahu, insan mesajla ayrılır mı? İlişki dediğin bu kadar basit mi? Geçirilen bunca zaman, telefonun mesaj mönüsünde mi saklı kaldı?
Ertesi gün şiş gözlerle kahve içmeye geldi. Bu büyük aşk da bittiyse, her şey bitermiş. Büyük aşk mı? Hangi aşk? Bir mesajla bitebilen bağlantıya aşk denir mi? Aşkı kim ve ne zaman bu kadar ucuza sattı?
İnsanın önce kendine, sonra karşısındakine ve yaşadıklarına saygısı olmalı. Süresi önemli değil, iki insan ortak bir duyguda buluşmuş ve keyifle bunu paylaşmışlarsa, ayrılık vakti geldiğinde, iki düzgün cümleyi hak etmezler mi? Ayrılmanın da adab-ı muaşereti yok mudur? Kalmamış demek ki!
