Av. Öztürk: Güçlü Kadın, Güçlü Aile, Güçlü Toplum Demektir

Rize Barosu Kadın ve Çocuk Hakları Komisyonu Başkanı Avukat Zeynep Öztürk, “8 Mart Dünya Kadınlar Günü” dolayısıyla bir mesaj yayınladı.

Rize Barosu Kadın ve Çocuk Hakları Komisyonu Başkanı Avukat Zeynep Öztürk, “8 Mart Dünya Kadınlar Günü” dolayısıyla yayınladığı mesajında, 8 Mart’ın bir kutlama günü değil, kadın ve kız çocuklarına uygulanan ayrımcılığın ortadan kaldırılması için bir farkındalık günü olduğunu belirterek, “Güçlü kadın, güçlü aile, güçlü toplum demektir” dedi.

Mesajında, kadınlar gününün sadece vitrinlerde sergilenen bir kutlama günü olarak değerlendirilse de diğer günlerin sıradanlığına hapsedilmemesi gerektiğini kaydeden Av. Öztürk, “Her ne kadar bir kısmımız bugünü sadece vitrinlerde sergilenen bir kutlama günü olarak değerlendirse de kadınlar gününü diğer günlerin sıradanlığına hapsetmemeliyiz. Sanılanların aksine bugün kapitalizmin bir oyunu değil aksine ona olan mükemmel bir tepkidir. Bugün, kadını toplumsal yaşantıdan uzak tutan ve onu adeta görünmez kılan ataerkil düşüncenin kırılmasını amaç edinmektedir.” dedi.

Av. Öztürk, dünya genelinde kadınların erkeklere tanınan yasal hakların yalnızca dörtte üçüne sahip olduğunu ve bu durumun üzüntü verici olduğunu belirterek, Covid-19 salgını sürecinde de alınan olağanüstü önlemlerin kadına yönelik şiddette önemli bir oranda artış gösterdiğini ifade ederek, şunları kaydetti: “Özellikle bugün dünya genelinde kadının toplumdaki yeri ile ilgili yapılan tonlarca araştırmalar, toplanan tüm resmi veriler bizi bir birey olarak düşünmeye, tartışmaya, her şeyden önce duyarlı olmaya sevk etmelidir. Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) Küresel Toplumsal Cinsiyet Uçurumu 2020 yılı raporuna göre; dünya üzerinde 145 ülke arasında kadın erkek eşitliğinin tam anlamıyla sağlayan sadece 25 ülke bulunmaktayken, bu sıralamada Türkiye 130. sırada yerini alarak tarihi rekorunu kırmaktan geri durmamıştır. Yine aynı rapora göre Türkiye, kadınların ekonomiye katılım ve fırsat eşitliğinde 153 ülke arasında 136. Sıradadır. 2019 TÜİK verilerine göre iş gücüne katılım oranı kadınlar için %34,5 iken erkekler için ise %71,8’dir. Yapılan bu araştırmalar göstermektedir ki dünya genelinde kadınlar ne yazık ki erkeklere tanınan yasal hakların yalnızca dörtte üçüne sahiptir. Kadınlar açısından resmi sayılara yansıyan bu eşitsizlik, hem kamusal hem de özel yaşantılarındaki konumlarının da bir göstergesidir. Araştırmalar neticesinde oluşturulan veriler; mevcut koşullarda devam edilmesi halinde cinsiyet eşitliğine bir yüz yıl daha ulaşılamayacağını açıkça göstermektedir.

Özellikle içinden geçtiğimiz Covid-19 salgını sürecinde de alınan olağanüstü önlemler kadına yönelik şiddetin önemli bir oranda arttığını gösteriyor. Tüm dünyayı ekonomik ve sosyal olarak etkileyen ve hala etkisi devam eden bu süreçte, kadına ve kız çocuklarına yönelik şiddetin orantısız bir şekilde artması bu alana yönelik programları ve tedbirleri acilen gözden geçirmeyi, etkinliğini arttırmayı yasa yapıcılarının önüne koyuyor.”

Rize Barosu Kadın ve Çocuk Hakları Komisyonu Başkanı Av. Zeynep Öztürk, kadına yönelik şiddetin sebeplerini sorgularken kadın erkek ilişkilerini ve kadınların toplumdaki yerini tarihsel ve kültürel boyutu ile ele almanın günümüze ışık tutacağını belirterek, “Günümüzde her geçen gün artan kadına yönelik şiddetin sebeplerini sorgularken kadın erkek ilişkilerini, kadınların toplumdaki yerini tarihsel ve kültürel boyutu ile ele almak günümüze önemli bir ışık tutacaktır. Yaşam biçimleri, toplumsal dönüşümler ve dinlerin kadınların toplumsal yapıdaki konumu; kadına yönelik şiddettin sebepleri açısından bize yol gösterici olmaktadır. Erkek kendi yaşam alanında kendi iktidar ve otoritesini kadın ile paylaşmak istememektedir. Bu anlamda kadın tarafından kendisine tehlike belirtisi olacak davranış ve söylemlere karşı şiddet eylemleri ile karşılık göstermektedir.

Bu davranışlara çanak tutan toplumumuzda yer etmiş bazı kalıplaşmış deyimler ne yazık ki kadının geri plana itilmesi ve bunun sonucu olarak şiddete maruz kalmasına yol açmaktadır. Kadının başarılı olduğu davranışlar erkeksilik ile tanımlanırken, erkeğin yetersiz olduğu durumlar kadınsı olarak ifade edilmektedir. Kadın için ayıplanan bir davranış erkek için gurur verici olabilmektedir. ‘Kadının sırtından sopayı karnından sıpayı eksik etmeyeceksin’ ‘kocandır döver de sever de’, ‘eti senin kemiği benim’, ‘kadın kuyruk sallamasa erkek bakmaz’ gibi deyimleşmiş söylemler şiddeti hak ve meşru göstermektedir. Tüm bu bakış açılarından kurtulabilirsek eğer kadınlarımız için bir gün değil her gün farkındalık yaratabiliriz.” diye konuştu.

Türkiye’de kadına yönelik şiddet konusunda atılmış en önemli adımlardan birisinin 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun olduğunu kaydeden Avukat Zeynep Öztürk, “Bu yasa şiddeti önleme ve mücadele için bir mekanizma öngörmektedir. 6284 Sayılı kanuna ilişkin olarak getirilen en büyük eleştiri aile bütünlüğünü bozan bir yasa olduğu yönündedir. Ancak yasanın ruhuna bakıldığında şiddet mağduru kadınlar için oldukça önemli kazanımları olan, kadını koruyan ve güçlendiren bir yasa olduğu açıktır.

‘Kadının beyanın esastır’ ilkesinin 6284 Sayılı Yasa’da yerini almış olmasına karşın, bu madde eleştirilere neden olmakta hatta bu ilkenin ne anlama geldiğine ilişkin olarak da kafa karışıklığı söz konusudur. Bu ilke, herhangi bir soruşturma ve yargılamaya gerek duymadan iddianın doğru kabul edilmesi değil, kadının beyanın ciddiye alınarak soruşturmanın yürütülmesi anlamına gelmektedir. Ayrıca burada ciddiye alınması gereken kadının duyduğu rahatsızlıktır; yani erkeğin çoğu zaman normal gördüğü şiddet davranışının ne tür bir rahatsızlığa yol açtığı konusunda fikir edinmeye zorlanmasıdır.

6284 Sayılı Yasa kadına yönelik şiddetle mücadelede, özellikle de koruyucu ve önleyici hizmetlere odaklanması açısından oldukça önemli ve kapsayıcı bir yasa niteliğindedir. Ancak ne yazık ki bazı düşünceler aile bütünlüğüne zarar veren bir yasa olarak değerlendirdikleri gibi şiddet mağduru kadınları da suçlayıcı tavır sergileyebilmektedirler. Bu düşünce yapısını yıkmak her birimize yüklenmiş bir görevdir.

Ülkemizde insan haklarını, hukuk devletini tesis etmek; gelişmiş bir devlet düzenini ve bunun temeli olan sürdürülebilir sosyal ekonomik kalkınmayı sağlamak istiyorsak toplumun temelini oluşturan kadınlarımızın refahını düşünmek, her anlamdaki katılımlarını arttırmak, toplum içerisindeki yerlerini güçlendirmek zorundayız.

8 Mart bir kutlama günü değil, kadın ve kız çocuklarına uygulanan ayrımcılığın ortadan kaldırılması için bir farkındalık günüdür. Cinsiyet eşitliği bir imtiyaz değil haktır. Tüm bu değerlendirmeler ışığında daha adil, daha yenilikçi bir bakış açısıyla ayrım gözetmeksizin tüm kadınlarımızı kucakladığımız, kadının eşit ve özgür bir birey olarak var olduğu, insan haklarının ihlal edilmediği, barışın, özgürlüğün, demokrasinin sağlandığı bir Türkiye için; mücadelemizi ve dayanışmamızı sürdüreceğimiz bir yıl olması dileğiyle işte bugün tüm emekçi kadınlarımız için yeni bir başlangıç olsun.” dedi.

Rize Haberleri