MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ''Diyorlar ki 'Nasıl olsa devletiz, elimizde imkan var, devleti biz yönetiyoruz. Öyleyse istediğimiz şekilde milleti aldatırız, kandırır, oyunu alır, Ortadoğu'da sultan, Türkiye'de padişah, okyanus ötesinde de teslimiyetçi politika uygularız. Buna bir 'dur' demek lazım. Buna 'dur' demenin yolu 12 Haziran seçimleridir'' dedi.
Afyonkarahisar'ın Emirdağ ilçesinde halka hitap eden Bahçeli, Türkiye için önemli olan 12 Haziran seçimlerine katılımın yüksek olması için herkesin sandığa gitmesi gerektiğini kaydetti.
Bahçeli, Türkiye'nin çok büyük iç ve dış tehditle karşı karşıya olduğunu ifade ederek, ''Yıllardan bu yana devam eden etnik temelli bölücü faaliyetler hız kazanmış ve bugün ülkemizin birçok bölgesinde, özellikle de Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde ayaklanma provalarının sıkça tekrarlandığı bir Türkiye görüntüsü ortaya çıkmıştır'' ifadelerini kullandı.
"G.DOĞU'DA KÜÇÜK BİR DEVLETÇİK KURULMASINDAN SÖZ EDİLİYOR"
Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde küçük bir devletçiğin kurulmasından söz edildiğini kaydeden Bahçeli, şöyle konuştu: ''Güneydoğu'da 'iki dilli hayattan, demokratik özerklikten, federasyondan, konfederasyondan' bahsediliyor. Bağımsız bir devletçiğin kurulması gündeme taşınıyor. Bugünkü siyasi iktidarın teslimiyetçi ve tavizkar politikasından da cesaret alıyorlar. Ama bu bölücü faaliyetin yanında gözden kaçırılan önemli bir konu ise ülkemizin karşı karşıya kaldığı sosyal ve ekonomik sorunlardır.''
Bahçeli, televizyon programlarına ''demokratik açılımlardan, özgürlükten, ileri demokrasiden'' yana belli kalıptaki insanların çıkartılarak Türkiye'nin zihninin karmakarışık edildiğini savunarak, gerçeklerin saklanır hale geldiğini öne sürdü.
Türkiye'nin örtülmeye çalışılan sosyo-ekonomik konularının başında işsizlik ve yoksulluğun geldiğini anlatan Bahçeli, ''İşsizliği en fazla yaşayan ilçelerin biri de Afyonkarahisar'ın Emirdağ ilçesidir. Bugün Avrupa'da, Belçika'da, Brüksel'de Emirdağ ilçe nüfusunun kat kat üstünde insan, göç etmek zorunda kalmıştır'' dedi.
''OKYANUS ÖTESİNDE TESLİMİYETÇİ POLİTİKA''
Genel ve yerel seçimler öncesi Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı aracılığı ile yapılan yardımların arttığını ifade eden Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Dağıtılan yardımlar vatandaşların verdiği vergilerle elde ediliyor ve geri size dağıtılıyor. Değilse babalarının parasını mı veriyorlar? Bu seçimler öncesi de aynı hazırlığı yapıyorlar. Diyorlar ki 'Nasıl olsa devletiz, elimizde imkan var, devleti biz yönetiyoruz. Öyleyse istediğimiz şekilde milleti aldatırız, kandırır, oyunu alır, Ortadoğu'da Sultan, Türkiye'de Padişah, okyanus ötesinde de teslimiyetçi politika uygularız.' Buna bir 'dur' demek lazım. Buna 'dur' demenin yolu 12 Haziran seçimleridir.''
Hükümet'in yıprandığını, yorulduğunu; geçimini devletin ve milletin sırtına yüklediğini ileri süren Bahçeli, ''Bu iktidara oy verenler yoksul, iktidarı yönetenler ise varlık sahibidir. Dün at arabası yokken bugün sıra sıra araba, sıra sıra villa sahibi olmuşlardır'' diye konuştu.
SAZLI, SÖZLÜ GÖRÜŞMELERLE TÜRKİYE'DEKİLERİ DE CESARETLENDİRECEK BİR YAKLAŞIMA FIRSAT TANIMIŞTIR'
Bahçeli, Afyonkarahisar'ın Bolvadin ilçesinde halka hitap ederken, iktidarın, millete hizmet edebilmenin gayreti içinde olduğu iddiasını taşıdığını kaydetti.
''Nerede sıkışmışsa, nerede bir sosyal ekonomik sorunu çözememişse, Meclis'te muhalefet kendilerine bir eleştiri yönetmişse hemen millet iradesine sığınmıştır. Demiştir ki 'bizi millet getirdi, sizi de getirmiş olsaydı, siz de yapabilirdiniz' gibi beceriksizliği, başarısızlığı ne varsa atmayı biliyor da 116 günü anlatamıyor'' diyen Bahçeli, şöyle konuştu: ''Adalet ve Kalkınma Partisinin 9 yılı bulan iktidarı döneminde, genel karakter çizgisi, 'ekonomide sat kurtul, milli meselelerde ver kurtul, parti menfaatlerinde kazan kazan yöntemi, uluslararası ilişkilerde de teslimiyetçi bir politika' esası üzerine geliştirilmiştir. Bu partinin iktidar stratejisi gerilime dayanmıştır. Gerilim stratejisini ortaya koyabilmek için çatışmanın gerekliliği vardır. Çatışmayı ortaya koyabilmek için de mutlaka iki grubun, iki cephenin, iki kampın, iki kutuplaşmanın olması lazımdır. Bugünkü siyasi iktidar kurulduğu günden bu yana inanan inanmayanlar, laikler laik olmayanlar, ilericiler gericiler sözleriyle, sürekli gerilim yaratıp, çatışmayı öngören bir kutuplaşmayla beslenmeye çalışan bir siyasi iktidardır. Bu da bu iktidarın başka yöne sürüklenmesine sebebiyet vermiştir. Bunlardan bir tanesini özellikle Adalet ve Kalkınma Partisine oy vermiş kardeşlerimin düşünmesi lazımdır.
Neden Sayın Başbakan durup dururken 36 etnik gruptan bahseder. 36 etnik grubu nereden görmüş, nereden duymuş, nereden öğrenmiş burası da meçhul. Ama bir '36 etnik grup' diye diye, bu milleti ilmik ilmik bölmeye çalışmıştır. Bu iktidarın en büyük gafleti ve ihanete varan zavallılığı buradadır. Nedir bu 36 etnik grup, niçin sayarsın? Kimdir bunlar? Bu sözler Türkiye'de etnik kimliğin araştırılmasına, etnik kimliğin sorgulanmasına sebebiyet verebilecek bir ısrarlı söylemdir. Sürekli tekrar etmiştir, sonuç ne olmuştur? Etnik temelli bölücülüğün cesaretlenmesine, kökleşmesine, yaygınlaşmasına ve PKK'nın siyasallaştırma sürecine kadar gelmesine sebep olmuştur.''
''1 AĞUSTOS 2009 KARA BİR GÜNDÜR''
Adalet ve Kalkınma Partisinin iki kara noktasının bulunduğunu savunan Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Ne kadar adına 'Adalet ve Kalkınma veya kısaltılmış olan AKP demek istemiyorum, ben AK diyorum' diyorsa da ak ile hiç alakası yok. 'Ak mısın kara mısın' dediğimde iki tane noktada karalık var. Birisi Habur kapısıdır, ikincisi 1 Ağustos 2009 günü İçişleri Bakanı olan zat tarafından bugün televizyonlarda bir çoğunuzun sıkça dinlediğiniz, tanıdığınız 12 kötü adamdan oluşan, gazeteci ve aydından oluşan bir tartışmayla, 'demokratik açılım' denilen zırvanın Türkiye'nin başına bela edilmesidir. Ne kadar adına 'demokratik açılım' da dese ne kadar 'milli birlik ve kardeşlik kolyesi' diye sıkışıp bu ismi kullanmaz hale de gelse hepimiz bu ülkenin insanlarıyız. 1 Ağustos 2009 Türkiye'nin etnik temelinin bölünme sürecinin, devlet politikası haline dönüştürüldüğü kara bir gündür. 1 Ağustos 2009 toplantısını emniyet mensuplarının bir çalışma salonunda yapan o dönemin İçişleri Bakanı, Yüce Divan'da bunun hesabını verecektir.
Bu ileri demokrasi veya demokratik açılım zırvasının geldiği yer neresi? İşte her gün görüyorsunuz Hakkari, Şemdinli, Yüksekova, Şırnak, Diyarbakır, Van ve oralarda ayaklanma provaları. Şimdi de bir sivil itaatsizlik uygulamalarıyla demokratik açılım, 'iki dilli, demokratik özerklik, federasyon, konfederasyon' derken, bir dört parçalı bir Kürdistan devletinin kuruluşuna doğru gitmektedir.''
''HAKKARİ'DE VALİ YOK, YÜKSEKOVA'DA KAYMAKAM YOK''
Bahçeli, bunun ilk çalışmasının Irak'ın işgaliyle ortaya çıktığını ve Irak'ın kuzeyindeki yapılanmanın ''Güney Kürdistan'' olarak ifade edildiğini belirterek, ''Kendilerini öyle tanımlıyorlar ve orada bir Kürt devletinin kurulmasını istiyorlar'' dedi.
Devlet organizasyonunu da buna göre yaptıklarını, bakanları, başbakanları, meclisleri olduğunu, orada kendilerine has bir sosyal hayatı oluşturduklarını anlatan Bahçeli, şunları söyledi: ''Aradan yıllar geçiyor, bir taraftan demokratik açılım zırvası, Türkiye'nin belli bir yerlerinde ayaklanma, sivil itaatsizlik, öbür tarafta da Sayın Başbakan'ın Irak ziyareti. Irak ziyaretinde Kuzey Irak'a gidip bu suni, yapmacık batılı küresel güçlerin oluşturmuş olduğu bir devlet yapılanmasını yerinde ziyaret ederek, sazlı, sözlü görüşmelerle yeni bir devletin tanınmasına Türkiye'de ve Türkiye'dekileri de cesaretlendirecek bir yaklaşıma fırsat tanımıştır. Kendisinin polisi tokat yiyor, polis arabalarının üzerine çıkılıyor veya polisler taşlanıyor, hiç umurunda değil. Ne kendisinin ne de İçişleri Bakanının umurunda. Hakkari'de vali yok, Yüksekova'da kaymakam yok, kim var? Polis kardeşim var. Gece olduğu anda teröristlerle sabaha kadar mücadele veren o şerefli insanlar var orada. Hükümet yok, devlet yok. Devlet ise Başbakan olarak gaflet içinde. Kırmızı çizgi olarak, Türkiye Cumhuriyeti'nin belirlediği bir yere ne çizgi bırakıyor ne de başka bir şey. Sazlı, sözlü toplantı yaparak güya Türkiye'de ileri demokrasiyi ve özgürlükleri genişletmeye çalışıyor. Farkında değil, Türkiye'nin bölünme sürecine katkı sağlıyor. Öyleyse bu Hükümetin varlığı ve uygulamasını bir yönüyle incelediğiniz vakit, hangi partiden olursanız olun, Türkiye'nin birinci temel sorununun beka sorunu olduğunu ortaya koyuyor. Bugün Türkiye, bir beka sorunuyla karşı karşıya. Milli devlet, üniter yapı, toprak bütünlüğü ve bin yıllık kardeşliğin büyük bir tehlikeyle karşı karşıya kaldığı bir beka sorunu vardır Türkiye'de.''