Şan, yaptığı yazılı açıklamada, derelerin sıkıştırılmaya çalıştırıldıkları daracık alanlara hiçbir zaman sığmayacağını, zaman içerisinde bu tür felaketlerle intikamını alacağını belirterek, şöyle devam etti: ''Özellikle Doğu Karadeniz Bölgesi son dönemlerde dünya genelindeki küresel ısınma hareketleriyle birlikte oldukça fazla yağış alan bir bölge haline geldi. Lokal şiddetli yağışlar bu gibi sel ve heyelanlar ile taşkınlara neden olmaktadır. Bölge, topoğrafik yapısı, dik ve sert yamaçları, bitki örtüsü, aldığı yağış oranı ve toprak yapısı nedeniyle zaten her dönem heyelan riski altında olan bir bölgedir.''
Özellikle son 50 yıldır bölgedeki yerleşim alanlarının gelişmesi, yeni tarım alanlarının açılması ve insanın doğal yapıya müdahalesini göz ardı etmemek gerektiğini vurgulayan Şan, şunları kaydetti: ''Dere yataklarında, vadi boylarındaki kontrolsüz yapılaşma, açılan yeni çay tarım alanları, kontrolsüz şekilde yapılan yollar, dere yataklarının ıslah çalışmaları ve hafriyat dökülmesi nedeniyle daraltılması, vadi boylarındaki taş ocakları ve HES inşaatları nedeniyle doğal yapıda oluşturulan tahribatları da dikkate aldığımızda felaketin boyutlarını oldukça net olarak görebiliriz. Zaten sert ve kayaç bir yapıya sahip bölgede yüzyıllar boyunca oluşan doğal bitki örtüsünün yok edilmesi, toprağın bütünlüğü ve dik yamaçlarda birbirine olan bağını kesmenin sonucu olarak şiddetli yağışların ağırlığını kaldıramayacağı kaçınılmaz bir gerçektir.
Yaşanan felaketin son olmayacağını bilerek bundan sonraki felaketlerde can ve mal kaybının önlenmesi için ortaya konan bilimsel raporlar ve tecrübelerden ders alınmalıdır. Doğal yaşam alanlarımıza verilen geri dönüşümsüz zararların bir an önce durdurulması gerekmektedir.''