İslam coğrafyasındaki gelişmeleri dini ve tarihi bir perspektifle ele alan Ayazoğlu, Yahudi toplumunun Kur’an-ı Kerim’deki tasvirinden yola çıkarak Müslümanlara birlik ve beraberlik çağrısında bulundu.
Ayazoğlu yaptığı açıklamada, Kur’an-ı Kerim’de "Beni İsrail" ve "Yahudi" kavramlarının yüzlerce ayette geçtiğini hatırlatarak, Nisa ve Bakara surelerinden örnekler verdi. Yahudilerin tarih boyunca peygamberlere karşı tutumlarını ve dünya hayatına olan aşırı düşkünlüklerini ayetler üzerinden yorumlayan Ayazoğlu, bu durumun İslam dünyasına yönelik düşmanlığın temelini oluşturduğunu iddia ederek, Nisa Suresi'nin 155. ayetinde Yahudilerin peygamberleri öldürme, Allah’ın ayetlerini inkâr etme ve kalplerinin katılığı gibi özelliklerine dikkat çekildiğini ifade etti. Ayrıca Bakara Suresi'nin 96. ayetinde Yahudilerin dünya hayatına olan aşırı tutkularının Müslümanlara düşmanlık beslemelerine neden olduğunu vurguladı.
Ayazoğlu, Bakara ve Maide surelerinden örnekler vererek, Yahudilerin "kalp katılığı" konusunun sadece tarihsel bir durum değil, nesiller boyu aktarılan karakteristik bir özellik olduğunu savundu.
Açıklamasında Bakara Suresi 74. ayet ve Maide Suresi 13. ayetlere atıfta bulunan Ayazoğlu, bu ayetlerin Yahudi toplumunun manevi durumunu net bir şekilde ortaya koyduğunu ifade etti. Ayazoğlu, konuya ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu: "Kur’an-ı Kerim, Yahudilerin kalplerinin taş gibi, hatta taştan daha katı hale geldiğini bizlere bildirmektedir. Bu katı kalplilik, sadece o döneme ait bir durum değil, yüzyıllardır süregelen ve nesilden nesile aktarılan psikolojik bir tutumdur."
Ayazoğlu, söz konusu "katı kalpliliğin" temelinde hakka karşı duyulan kibrin yattığını belirtti. Bu kibrin toplumsal bir davranış biçimine dönüştüğünü vurgulayan Ayazoğlu, Yahudilerin bu tutumlarının Müslümanlara ve diğer iman edenlere karşı "azılı bir düşmanlık" beslemelerine neden olduğunu dile getirdi.
Ayazoğlu, Maide Suresi 82. ayete atıfta bulunarak; "İnsanların, iman edenlere düşmanlık bakımından en şiddetlisini, (en azılısını) Yahudiler ile Allah’a ortak koşanları bulacaksın.” ifadesinin, bugünkü jeopolitik düzlemde de karşılık bulduğunu savundu.
Ayazoğlu, Yahudilerin tarih boyunca birçok peygamberi öldürdüğünü ve Hz. Muhammed'e (s.a.v.) karşı da düşmanca tutumlar sergilediklerini belirterek, “Yahudiler kendilerinden başka kimsenin doğru yolda olamayacağı fikrini fanatik bir şekilde savunmaları bu düşmanlığa katkıda bulunmaktadır. Hz. Peygamberimize kadar Yahudi geleneğinde haksız yere peygamberleri öldürme ve öldürmeye teşebbüs etme alışkanlığı olduğunu görürüz. Tahrif edilmiş kitaplarına yer alan ifadelere dayanarak Yahudiler dünya milletleri arasında kendilerini seçilmiş kavim olarak görmektedirler. Yahudiler inançlarına göre dini bakımdan kendilerinden olmayan kimselere hangi yol ve şartta olursa olsun kötülük yapmak farzdır. Eğer öldürmeye gücü yeterlerse öldürürler. Yapamazlarsa mallarını kastetmek, hırsızlık yapmak, çeşitli hile, tuzak ve desiseler kurarak ellerinden gelen zararı yapmaya çalışırlar.” dedi.
Ayazoğlu, ahlak ve adalet anlayışını yalnızca kendi çıkarlarıyla sınırlayan yapıların, evrensel insani değerlerle çatıştığını vurguladı. Ayazoğlu, "Din, ahlak ve adalet anlayışları yalnız kendilerine has olan, muharref (tahrif edilmiş değiştirilmiş) Tevrat dini müstesna, bütün dinlere ve insani değerlere düşman olan bu millet, insanlığın muzdarip olduğu bütün rejim ve cereyanların da kaşifi olmuşturlar ve olmayada devam ediyorlar." ifadelerini kullandı.
Açıklamasında Yahudi toplumunun tarih boyunca Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden (İngiltere, Fransa, İspanya ve Portekiz) ihraç edilme süreçlerine değinen Ayazoğlu, bu durumun temelinde yatan toplumsal ve dini sebepleri kendi perspektifinden aktardı. İslam tarihinden de örnekler veren Ayazoğlu, Medine Vesikası sonrası yaşanan süreci hatırlatarak şu ifadeleri kullandı: “Hz. Peygamber (s.a.v.) 624 yılında Medine’de Yahudilerle barış içinde yaşamak için anlaşmalar yaptı. Fakat Yahudiler her fırsatta Müslümanlar arasında fitne ve fesat çıkarak Müslümanları birbirine düşürmeye çalıştılar. Böylece peygamberimiz (s.a.v.) emri ile Medine’den ilk kovulan 700 kişilik beni kaynuka Yahudileri olmuştur. Ayrıca Peygamber efendimiz de Yahudilerin kötülüklerine ve Müslümanlara olan düşmanlıklarına işaretle bir hadisi şerifinde ‘Bir Yahudi, bir Müslüman’la baş başa kalmaya görsün onu mutlaka öldürmeyi içinden geçirir.’ diye buyurmuştur. Yahudiler birçok peygamberi öldürdükleri gibi peygamber efendimizi de öldürmek istemişlerdir. Ona büyü yapmışlar ve onu zehirlemişlerdir. Kendileri gibi şiddetli düşman olan müşrikleri de defalarca ona karşı kışkırtarak harbe kaldırmışlardır. Kıyamete kadar Allah’ın ardı arkası kesilmeyen laneti onların üzerine olsun.”
Ayazoğlu, açıklamasının devamında Kur'an-ı Kerim'den Maide ve Şura surelerine atıfta bulunarak Müslümanların kimlerle dostluk kurması ve haksızlık karşısında nasıl bir tavır sergilemesi gerektiğini belirtti. Maide Suresi’nin 51. ayetini hatırlatarak Müslümanların Yahudi ve Hristiyanları dost edinmemesi gerektiğini ifade eden Ayazoğlu, “Ey iman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları asla dost edinmeyin; onlar yalnız birbirlerinin dostudurlar. İçinizden her kim onları dost edinir yardaklık ederse muhakkak onlardan sayılır. Allah ise zulmedenleri doğru yola çıkarmaz.”
Şura Suresi 39. ayeti hatırlatan Ayazoğlu, "O Müslümanlar ki Onlardan her hagi biri bir düşman saldırısına, bir haksızlığa uğradığında müslümanlar aralarında yardımlaşarak üstesinden gelirler, zalime haddini bildirirler öçlerini alırlar." diyerek dayanışmanın dini bir vecibe olduğunu vurguladı.
Açıklamasına Hz. Ebubekir’den rivayet edilen bir hadis-i şerif ile devam eden Ayazoğlu, toplumsal sorumluluk mesajı verdi. Ayazoğlu, "İnsanlar bir zalimi görüp de elinden tutarak mani olmazlarsa Allah’ın onlara kendi katından umumi bir azap göndermesi yakındır.” sözlerini hatırlatarak, haksızlık karşısında sessiz kalmanın bedelinin ağır olacağı uyarısında bulundu.
Bölgedeki çatışma alanlarına ve insani krizlere dikkat çeken Ayazoğlu, özellikle Filistin’de devam eden mücadeleye ve Lübnan ile İran’ın karşı karşıya kaldığı zorluklara değindi. Müslümanların saflarını sıklaştırması gerektiğini belirten din görevlisi, şu ifadeleri kullandı: "Yüce Allah’tan niyazımız; Filistin’de, Lübnan’da ve komşumuz İran’da zor durumda olan kardeşlerimize düşmanlarına karşı zaferler nasip etmesidir. Allah melek ordularıyla kardeşlerimize yardım etsin."
Müslümanların kendi aralarındaki ihtilafları bir kenara bırakarak ortak bir strateji geliştirmesi gerektiğini savunan Ayazoğlu, "İttihad-ı İslam" (İslam Birliği) vurgusu yaparak sözlerini şöyle sürdürdü: "Ümmet olarak yaşanan bu menfur olaylardan ibret almalı, ortak düşmanlarımıza karşı kendi birlikteliğimizi en kısa zamanda hayata geçirmeliyiz. Eğer yitiğimizi doğru yerde aramazsak, küffar karşısında bir arpa boyu yol alamayız; sadece konuşur dururuz."
Ayazoğlu, açıklamasını tüm Müslümanlar için birlik, beraberlik ve fitneden uzak durma temennileriyle noktaladı.