Seda Durmuş, Zihni Özçelik, Taner Kadak ve Doğukan Hazar Tezcan adlı 4 arkadaşın Kenan Bıyık ile yaptığı söyleşi:
İskenderiye dörtlüsü‘nde ‘Zamanla kendini en çok yalanlayan şey doğrudur. ‘ diyor Lawrance Durell. Bizimkiside bir gerçek arayışı, bir kimlik sorgulayışı . Kendimizi, yaşadığımız şehri ve ülkemizi yaklaşan seçimler öncesi yeniden tanıma ve tanımlama telaşı. Bu mülakatta yola çıkış amacımız her ne kadar seçimde oy kullanmasakta bir adayı sorgulamak oldu. Çünkü biz önümüzdeki beş yılın ve sonrasının geleceğimiz açısından çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Mecliste kazanırsa şehrimizi temsil imkanı bulacak bir adayı tümüyle tanımaya ve tanıtmaya çalıştık. Aldığımız cevaplar bizi tatmin etmenin ötesinde şehrimiz ve şehrimiz gençleri adına umut vaat ediyor. Verdiği yanıtlardan da görüleceği üzere karşınızda soğuk, mesafeli bir siyasetçi yerine sıcak, samimi birini bulacaksınız.
Kenan BIYIK kimdir? Bize biraz kendinizden bahsedermisiniz?
1956 yılında Müftü mahallesinde dünyaya gelmiş, ilk orta ve lise öğreniminden sonra Karadeniz Üniversitesi Jeoloji Bölümünü bitirmiş, sonrasında Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesinde de devam etmiş ve eğitimciliğe atılmış, evli ve iki kız babası, özel eğitim işiyle uğraşmış, hem Trabzon’da hem Rize’de özel dershaneler ve özel okullar kurmuş, bu zamana kadar 168 öğretmenle tanışmış bir insandır.
Kenan BIYIK aile yaşantısında nasıl bir baba ve eştir?
İki kız babası olduğumu söyledim. Kızlarımın birtanesi Orman Endüstri Bölümünü bitirdi. Şu anda bir firmanın insan kaynakları müdürlüğünü yapıyor. Diğer kızım Matematik Öğretmenliği son sınıf öğrencisi. Her baba gibi çocuklarımın başarılı olmasını isterim. Tabii eğitim uğraşımızın yanında benim siyasi uğraşımda oldu. 1994’ten beri siyasetin içindeyim. Tabii siyasetle uğraştığınız zaman bazen ailenizi, çocuklarınızı ihmal ediyorsunuz. Zamanınızın belli bir kısmını siyasete ve insanlara ayırıyorsunuz. Ayırmazsanız zaten siyaset yapamıyorsunuz. O insanlar sizden birşeyler bekliyor ve size bir görev veriyorlar. Dolayısıyla çocuklarına çok zaman ayıran bir baba değilim. Bu özeleştiriyi de yapmak istiyorum. Ama şefkatli ve aileme bağlı olduğumu söyleyebilirim. Eşimi arkamda çok büyük bir güç olarak görüyorum. Çoğu işimin yarısını o hallediyor.
Sizi siyasete iten nedenler nelerdir?
Açık konuşayım. Ben yalan söylemeyi pek sevmem. Bazıları gibi vaatli konuşan bir insan da değilim. Birgün bir kurban bayramı ertesinde misafirlerimiz vardı. Bir yerde yemek yiyorduk. Kurban bayramının ertesi olduğundan şehirde temizlik yapılmamıştı. Bunu tartışıyorduk. Bende ‘ Belediye Başkanı herhalde işçilere para vermiyor. ‘ dedim. Çünkü bayramda çalıştığınız zaman 3 kat yevmiye almanız gerekiyor. Tam bunları konuşurken Belediye Başkanı Memiş Ali USTA karşımızdan geçiyordu. ‘ Başkanım ‘ dedim. ‘ Bizde sizden bahsediyorduk. Bu şehir neden temiz değil? ‘ diyede ekledim. Bana ‘ Kenan’cığım bu işler kolay değil çok biliyorsan sen yap ‘ dedi. O ‘ çok biliyorsan gel sen yap ‘ lafı beni siyasete itti. Dostlarımızın büyük kısmı beni destekledi.
Siyasi hayatınız nasıl başladı?
1994 yılında Anavatan Partisine Belediye Başkanı olamak için müracaat ettim. Karşımda 13 aday adayı vardı. Fakat biz eğitimciliğimizi öne atarak aday olduk. O zaman ki rakibim Refah Partisi’nin adayı Şevki YILMAZ dı. O sıralar Rus kapısı yeni açılmıştı. Rakibimiz ‘ Ben o kapıyı kapatacağım. ‘ diye slogan yaydı. Ve az bir farkla yenildik. Siyasette aslında yenilirsiniz ama kaybetmezsiniz. Kendimizi tekrar siyasetin içinde bulduk. 2009’da tekrar aday oldum. Bu seferde karşımda , devasa bir okyanusta taka ile gezilmiyor tabii, bir başbakan her türlü imkanını kullandı.
Siyasette model aldığınız biri var mı?
Mustafa Kemal Atatürk siyasetçi değildi tabii. Ona çok saygı duyuyorum. Çocukluğumdan beri evimizde çok Mustafa Kemal Atatürk konuşulurdu. Dedem İsmet İNÖNÜ yanında askerlik yaptı. Fakat beni çok fazla etkileyen lider derseniz Turgut ÖZAL ‘ dır. ÖZAL farklı bir insandı. Yeri geldiğinde çok iyi bir demokrattı. Yeri geldiğinde de çok iyi bir muhafazakardı.
Siyasetin ne kadar zorlu bir iş olduğunu hepimiz biliyoruz. Çünkü büyük bir yükümlülükle seçmenleri adil şekilde temsil etmek gerekiyor. Türkiye’de ki siyaset anlayışını basından da takip ediyoruz. Milletvekilleri çoğunlukla ceplerindeki kartlarda yazılı olan iş adamlarının ihalelerini takip ediyor. Sizce bu bir yeni dönem mi? Artık hepimiz eşit temsil hakkı bulabilecek miyiz?
Bunun olması için Türkiye’ de ilk defa Siyasi Partiler Kanununun değişmesi gerekir. Bu kanun değişirse keyfi olarak milletvekilleri karşınıza çıkmaz. Ankara’dan önünüze güçlü olan kimi sürüyorlarsa siz ona oy veriyorsunuz. Beğenseniz de beğenmeseniz de o partiye oy veriyorsunuz. Babamın partisi neyse bende o partidenim. Böyle bir gelenek var. Bu anlayışın değişimide yine Siyasi Partiler Kanununa bağlıdır. Bu konuda genel başkanın iki dudağı arasındasınız. Ben en güçlü olduğum dönemde aday oldum. Altı ay sonra olmadım. Genel başkan istemedi. Halbuki halk beni istiyordu. İş adamlarının ihaleleriyle yapılan terbiyesizlikler ile ilgili herşeyi sizin önünüze siyaseti meslek edinmiş insanlar getiriyor. Siyaset bir amaç değildir. Araçtır. Hizmet olarak kullanılmalıdır.
Milletvekili dokunulmazlığı denince aklımıza hiç dokunamadığımız milletvekilleri geliyor. Kenan BIYIK şayet seçilirse onu Rize’de görebilecek miyiz?
Artık biz öyle bir duruma geldik ki suç 4,5 yıl zaman aşımına uğruyor. Parti olarakta , kişisel olarakta söyleyeyim eğer milletvekili olursam belkide dokunulmazlığımın kaldırılması için dilekçe vereceğim. Kenan BIYIK bir suç işliyorsa veya bir ahlaksızlık yapıyorsa bunun cezasını yargı mutlaka vermelidir. Dokunulmazlık zırhına bürünüp istediğimi yapma hakkına sahip değilim. Bu kaldırılırsa demokratik bir ülke oluruz. Sorgu dosyası bulunan 230 milletvekili dokunulmazlığa bürünüp suçlarından beraat ediyorlar. Bu olmamalı. Ben Kenan BIYIK olarak halkın karşısına bir suçlu kimliğiyle çıkmak istemem.
Türkiye şu anda demokrasiyi yaşıyor mu?
Bunun yaşanmadığını iyi biliyorsunuz. Ama türkiye bu eleştiriyi hiçbir zaman kabul etmiyor. İktidarlar , muhalefeti dikkate aldıkları sürece başarılı olurlar. ÖZAL’ ın taktiği buydu. Ama şu andaki mevcut iktidar çok hazımsız bu konuda. Eleştiri kabul etmiyor. Eleştiren kim varsa cezaevine attılar. Herkes korku tünelinde. Böyle bir durumda Türkiye’de demokrasiden söz edilemez.
Aday listelerini mutlaka incelemişsinizdir. Sizce de kadın adayların azlığı dikkat çekici düzeyde değil mi? Kadınların mecliste nitelikli bir çoğunlukla temsil edilmesi Türk kadını için neleri değiştirir?
Çok şeyi değiştirir. Bir kere bayanın olduğu yerde mutlaka güzellik vardır. Orada gayrıahlaki işler konuşulmaz. Bayanlara söylüyorum. Mutlaka kendinize bir siyasi parti seçin. Bakın CHP demiyorum. Bir sürü parti var. Alın tüzüğünü inceleyin ve seçtiğiniz partide siyaset yapın. Keşke vekillerimizin 275’i bayan olsa. İçimdeki arzuyu söylüyorum. Belediye başkanlığı seçim döneminde ben altı bayan aday koydum. Sadece biri seçilirken diğerleri oy bile alamadı.
Sizce Rizeli’nin geçtiğimiz yerel seçimleride düşünürsek, sizi bu kadar sevmesinin ve desteklemesinin sebebi nedir?
Ben siyasete 1994’te başladım. Size milletvekilliği garantisi verilse kimse Kenan BIYIK’ın yaptığı işi yapamaz. Ben şirket kurmadım. Holding açmadım. Biz sadece kardeşlerimle birlikte kendimizi insanlara ve hizmete adadık. Adadım çünkü uzun yıllar Rize dışında okuyup buraya döndüğümde sokakta tanıyamayanlara babamın adını verdiğimde çok tanıdık, iyi tepkiler aldım. Babam 1970’te ölmüş. Buna rağmen insanlar tarafından unutulmamış. Bende böyle düşündüm. İyilik yaptım denize attım. Bunun için seviyor olabilirler. İkinci olarak insanları siyasi görüşleriyle hiç ayırt etmedim. Benim yanıma geldiklerinde ‘ Sen hangi partidensin? ‘ demedim. Bu sevginin arkasında belkide bu vardır.
Abdülhak Şinasi HİSAR bizim hafıza ve hatıra konusunda zayıf bir millet olduğumuzu dile getirmiştir. Gündeme baktığımızda bir yıl içinde olağanüstü olaylar yaşadık. Malumunuz en son YGS.. Birmilyon sekizyüzbin kişiyi ilgilendiren bu sınavdaki şifreler için siz ne diyorsunuz? Biz gençler olarak bunu unutmayacağız.
Şimdi biraz önceye gidelim. Ben zamanında ÖSYM’de görev yaptım. Öz-de-bir ‘ in ikinci başkanlığını yaptım. Üniversiyete geçiş sınavlarıyla ilgili komisyonlarda görev aldım. Ve uzun yıllar Ünal YARIMAĞAN ile çalıştım. Saygı duyduğum gıpta edilecek bir insan. Onun orada ki çalışmalarını gördükten sonra ÖSYM danıştay gibi bağımsız hareket etmeli dedim. Gerçi şimdi onlarda bağımsız halde değil ama en azından eskiden böyle söylüyordum. Fakat maalesef bu insan baskılara dayanamadı ve görevinden ayrıldı. Önceden sorular ÖSYM binasının alt katındaki matbaada basılırdı. 21 gün insanlar orada kalırlardı dışarı çıkmazlardı. Ama son iki yıldır ÖSYM kendi matbaasından değil de başka matbaadan hizmet satın almaya başladı. Bu firma özel bir sektör. Firmanın patronunun kontrolünde. Bu matbaalardan satın alınmasıyla bu seneki gibi durumlar ortaya çıktı. Daha öncede KPSS’de oldu. Danıştay sınavı iptal etti. Ardından bu 270 kişinin 200’ü sınava girmedi 70’i de hiçbirşey yapamadı. Nasıl birinciydi bunlar? Şimdi burada ertesi gün ben bir açıklama yaptım. ‘Derhal YGS’nin etkisi %5 e düşürülmelidir ‘ dedim. Bu şahibeli bir sınavdır. Şifreleme olayı şuanda dünyanın hadikapıdır. Dünyanın neresinde olursa olsun oranın Milli Eğitim Bakanı kesinlikle istifa eder. Bu sadece öğrencileri değil. Öğrencilerin tüm ailesini de ilgilendiriyor. Belki de 10 milyon insan. Eskiden öğrenci sınav sistemine yani devlete güvenirdi. Şu an o güven kalmadı. Eğer etki %5 e indirilirse bir nebze olsun siyasi büyüklerimizi affedebiliriz. Bakın toplumda çıt bile yok. Her ilde 50 kişi, 100 kişi zincirlerle bağlıyorlar kendilerini. Ama toplum hala sessiz. Halbuki bu durum Avrupa’da olsa metrolarda, havaalanlarında protestoya gidilir. Türk toplumu baskıyla bu hale geldi. Halbuki bu tüm halkı ilgilendirir.
Rize’de sosyo-kültürel anlamda gençlerin imkanları çok az. Neden bu şehirde bir film festivali, büyük bir spor olimpiyatı, bir kitap fuarı düzenlenmiyor? Bizim gençler olarak müzik festiveli talebinde bulunmamıza rağmen oda yok. 60’lı yıllarda dört adet yazlık sineması bulunan, ciddi orkestralarla müzik yapılan, her yıl yapılan çay festivallerinde çay güzeli seçilen bu şehre ne oldu ?
Benim Belediye başkanlığı projelerime bakarsanız hepsi orada yazıyor. Eskiden Rize’ye Cem KARACA’ yı getirirlerdi. Ertesi hafta Barış MANÇO gelirdi. Ki gençliğimizin idollerinden bahsediyoruz. Erol BÜYÜKBURÇ o zamanlar rock’n roll yapardı. Bu sanatçıları Rize’ ye getirirlerdi. Fakat o zihniyet artık çok değişti. Şu anda belediye başkanı bu şehrin bütük sosyal olanaklarını yok etmeye çalışıyor. Bu şehrin belediye başkanının altı senedir bu şehirde bir eseri yok. Böyle bir şehir kimsenin özlediği bir şehir değil tabii. Bu siyasi anlayışlada pek ilgili değil. Bir üniversite şehri böyle olmamalı. Gençlerin rahatlıkla zaman geçirebilecekleri yerler yok.’ Bu çocuklar bizim geleceğimiz’ diyerek bağırıp çağırıyoruz. Peki biz gençlere ne sağlıyoruz? Sahilde gençlere yönelik birçok projem vardı. Kafeler , hediyelik eşya mağazaları, el dokumasıyla ilgili yerler, ve serenderler yapacaktık. Böyle bir şehir olur mu? Yada böyle bir şehri kim özler? Burada ki yöneticilerin biraz Trabzon’ un temizliğini, oradaki yöneticilerin organizasyonunu örnek almaları gerek. Buradakiler şirket kurup ceplerini dolduruyorlar başka bir şey yok . ben sahilimizi halka açacaktım. Spor olanakları sağlayacaktım. Hatta projeler bile çizilmişti.