Meme kanseri sürecinde kişinin yaşadığı kaygı, belirsizlik ve korkunun yalnızca kendisini değil, onunla aynı hayatı paylaşan insanları da etkileyebildiğini söyleyen Klinik Psk. Deniz Mutlu, “Ekim ayı, meme kanseri farkındalık ayı. Pembe kurdeleler, bilgilendirme çalışmaları, erken tanının önemini hatırlatan mesajlar daha görünür hale geliyor. Ancak meme kanseri yalnızca bedende yaşanan bir hastalık değildir. Tanı alan kişinin duygularına, aile içindeki rollere, eş ilişkisine, çocuklarla kurulan iletişime, arkadaşlıklara ve sosyal yaşama da dokunan zincir oluşturmuş bir süreçtir. Kanser tedavisini psikolojik iyilik hali de olumlu etkiliyor” dedi.
Klinik Psk. Mutlu, “Aile içinde bir ferdin kanser tanısı almasının ardından herkes farklı bir başa çıkma biçimi geliştirebilmektedir. Burada en önemli nokta unutmayalım ki, başa çıkma yöntemlerinin herkes için farklı olabileceğidir” diye konuştu.
‘OLUMLUYU GÖREBİLMEK, OLUMSUZU YOK SAYMAK SAYILMAMALI’
Klinik Psk. Deniz Mutlu, “Biri sürekli güçlü görünmeye çalışırken bir diğeri konuyu konuşmaktan kaçınabilmektedir. Biri her ayrıntıyı öğrenmek isterken başka biri “Bunları düşünmeyelim güzel olacak” diyebilmektedir. Oysa psikolojik açıdan iyilik hali, yalnızca olumlu düşünmek değildir. Olumsuza da bakabilmektir. Olumluyu görebilmek, olumsuzu yok saymak anlamına gelmemektedir. Bir odanın ışığını açtığımızda odadaki eşyalar kaybolmaz, yalnızca onları daha net görmeye başlarız. Psikolojik dayanıklılık da biraz böyledir. Korkuyu, öfkeyi, üzüntüyü ve belirsizliği görmezden gelmeden, bütün bunların yanında desteği, sevgiyi ve kişinin kendi kaynaklarını da görebilmektir” dedi.
Klinik Psk. Mutlu, “İyi niyetle söylenen bu tür cümleler zaman zaman kişinin yaşadığı duyguların anlaşılmadığını hissetmesine neden olabilmektedir. İnsan her gün güçlü olmak zorunda değildir. Bazı günler umutlu, bazı günler korkmuş, bazı günler öfkeli hissetmek bu sürecin insani tarafıdır” ifadelerini kullandı.
‘AİLE TAKIMINDA HERKESİN GÖREVİ FARKLI OLMALI’
Klinik Psk. Mutlu, “Aile olarak kurulabilecek en destekleyici cümle şöyle olabilir; “Bugün ne hissediyorsan, burada onunla birlikte durabiliriz” Çünkü bazen çözüm üretmekten önce duyabilmek gerekmektedir. Ailenin eski dengesi geçici olarak değişebilmektedir. Bu noktada aileyi bir takım olarak düşünebiliriz. Bir takımda herkes aynı işi yapmaz; fakat herkes aynı hedef için hareket edebilmektedir. Kimin neye ihtiyacı olduğu, kimden hangi desteğin beklendiği açıkça konuşulduğunda belirsizlik azalabilmektedir. ‘Benden ne bekliyorsun?’ ‘Bugün sana nasıl destek olabilirim?’ ‘Konuşmak mı istersin, yalnız kalmak mı?’ ‘Bu hafta hangi sorumluluğu ben üstlenebilirim?’ Bazen en büyük destek büyük cümlelerde değil, gündelik hayatın küçük ayrıntılarında gizlidir” dedi.
‘KİŞİNİN KENDİ GÜCÜNE ULAŞMASININ YOLU BU SORULARDAN GEÇER’
Mutlu, “Sosyal çevrenin yaklaşımı da bu süreçte oldukça önemlidir. Hastalık sürecindeki kişiyi yalnızca hastalığı üzerinden tanımlamak, her karşılaşmada sağlık durumunu sormak veya sürekli tavsiye vermek kişinin sosyal kimliğinin daralmasına neden olabilmektedir. Oysa insan tanısından daha fazlasıdır.
Kendisi hala bir anne, eş, kardeş, arkadaş, çalışan, kitap seven, kahve içen, gülen, plan yapan ve hayal kuran kişidir. Hastalık hayatın bir bölümünü kaplayabilir fakat hayatın tamamı olmak zorunda değildir. Hayatta insanların bir sürü rolü vardır. Bu süreçte psikolojik başa çıkmanın önemli adımlarından biri, kontrol edilebilenlerle kontrol edilemeyenleri birbirinden ayırabilmektir. ‘Bugün değiştirebileceğim ne var?’ ‘Şu anda bedenimin ve ruhumun ihtiyacı ne?’ ‘Kimden destek isteyebilirim?’ ‘Bugün hayatımda hala iyi giden küçük bir şey var mı?’ Bu sorular acıyı ortadan kaldırmaz. Ancak insanın kendi gücüne yeniden temas etmesine yardımcı olabilir” diye konuştu.
‘TEDAVİ SÜRECİNDEKİ KİŞİNİN DUYGULARININ DA GÖRÜLMESİ GEREK’
Mutlu, “Olumlu düşünmek burada başka bir anlam kazanmaktadır. “Hiçbir şey kötü olmayacak” demek yerine; “Zor bir süreçten geçiyorum ama bu süreçte kullanabileceğim kaynaklarım da var” diyebilmektir. Bir ağacın fırtınada ayakta kalmasını sağlayan yalnızca güçlü gövdesi değildir; kökleridir. İnsanların kökleri de ilişkileri, aileleri, arkadaşları, geçmişte atlattıkları güçlükler, değerleri ve gerektiğinde profesyonel destek alabilme becerileridir. Meme kanseri farkındalık ayında yalnızca bedensel kontrollerin değil, ruhsal ihtiyaçların da konuşulması önemlidir. Çünkü tedavi sürecindeki kişinin yalnızca bedeninin değil, duygularının da görülmeye ihtiyacı vardır. Ailelere, yakınlara ve sosyal çevreye düşen belki de en önemli görev kişiyi sürekli güçlü olmaya çağırmak değil, güçsüz hissettiği anlarda da yanında kalabilmektir. Bazen umut, büyük ve parlak bir ışık değildir. Farkındalık yalnızca hastalığı bilmek değil, hastalıkla yaşayan insani bütün duyguları, ilişkileri ve yaşamıyla birlikte görebilmektir” dedi.