Rizeli Müthiş Türk'ten Uyarı

"Müthiş Türk" lakaplı Rize Milletvekilli adaylığına sıcak bakan Rizeli Mehmet Okumuş; referandum seçimi öncesi müthiş bir konuya dikkat çekti!

"Müthiş Türk" lakaplı Rize Milletvekilli adaylığına sıcak bakan Rizeli Mehmet Okumuş; referandum seçimi öncesi müthiş bir konuya dikkat çekerek "sokaktaki vatandaş neye "evet" yada neye "hayır" diyeceğini ne kadar biliyor" dedi.

REFERANDUMDA KRİTİK VİRAJ

Referandum öncesi kamuoyunun evetçiler ve hayırcılar şeklinde kamplaşmaya itildiğine dikkat çeken Uluslararası Ekonomi Dergisi Ekovitrin yazarı Mehmet Okumuş; partilerin, halkı kutuplaşmaya sürükleyecek tarzda tehlikeli yaklaşımlar sergilediğine dikkat çekerek ilginç bir soru soruyor: “Acaba sokaktaki vatandaş, neye “evet, ya da hayır” diyeceğini ne kadar biliyor?

Türkiye’nin en sıcak gündem maddesi olan referandumda geri sayım devam ediyor. 12 Eylül'de gerçekleştirilecek halk oylaması öncesi meydanlar giderek ısınıyor. Başta Ak Parti, Saadet Partisi ve BBP olmak üzere referanduma evet diyenlerle, hayır diyen CHP, MHP ve DTP cephesi kılıçları tam anlamıyla kuşanmış durumda. Tabii ki sadece siyasi partiler değil, sivil toplum örgütleri, iş dünyası ve birçok dernek de referandum öncesi rengini açıkça belli eden söylemlerle taraf olma yolunu seçiyor. Türkiye’nin referandumla önemli bir virajın eşiğine geldiğini belirten ve bu dönemeçte tehlikeli bir takım gelişmelerin de yaşandığına-yaşanabileceğine dikkat çeken Uluslararası Ekonomi Dergisi Ekovitrin Yazarı Mehmet Okumuş, sokaktaki vatandaşın sandık başına giderken aslında neye evet, ya da hayır diyeceğini tam olarak bilemediğini savunuyor.

Bir takım eksiklikler içermesine rağmen demokratikleşmenin önünü açacak sivil anayasanın, ne olursa olsun darbe anayasasından daha iyi olduğunu belirten Müthiş Türk lakaplı Mehmet Okumuş şu görüşleri dillendiriyor: “Sivil Anayasa demokratikleşme ve temel insan hak ve hürriyetlerin Türkiye’de gelişmesi adına atılan önemli bir adımdır. Yıllardır birçok aydın ve köşe yazarı gibi benim de altını özellikle çizmeye çalıştığım temel hak ve özgürlüklerle ilgili konular bu anayasaya maddelere arasına girmiş durumda. Mesela Anayasa'nın "Özel Hayatın Gizliliği" başlıklı 20. maddesine eklenen hüküm ile kişisel verilerin korunması ilk kez anayasal güvence altına alındı. Yapılan düzenlemeyle bundan sonra kişisel, ya da inanca dönük fişleme faaliyeti 'anayasa suçu' sayılacak. Dolayısıyla daha önceki dönemlerde köşe yazılarımda dikkat çektiğim bu konuların bugün sivil anayasaya girmesini önemsiyorum. Bunlar son derece mühim adımlar ve Türkiye’nin, batılı ülkelerdeki standartlara kavuşması açısından fevkalade değerli. Aslında Sivil Anayasa projesine Ak Parti’nin projesi olarak bakmak da yanlış. Darbe anayasasının değiştirilmesi sadece bir partinin derdi olarak görülmemeli, bu paralelde partilerin referandumu seçim atmosferine dönüştürmesinin doğru bir strateji olmadığını söylemek lazım. Parti liderleri kozlarını referandumda değil, 2011’de yapılacak seçimlerde paylaşmalı ve herkes bütün dikkatini sivil anayasanın millete sunacağı katkılara yoğunlaştırmalı. Ne yazık ki; parti liderlerinin bu konuda sınıfı geçemediği görülmekte. Sokağın nabzını tuttuğunuzda AK Parti’nin vatandaşa net ve ayrıntılı olarak Sivil Anayasa’da nelerin yeraldığını tam olarak anlatamadığı gözlenmekte. Çünkü halk neye evet, ya da hayır diyeceğini tam olarak bilemiyor. Muhalefet kesimine bakıldığında durum daha da vahim. Başta CHP, MHP ve DTP olmak üzere muhalefet kanadı hem demokrasi ve insan haklarının önünü açacak sivil anayasaya şiddetle karşı çıkıyor, hem de bu karşı çıkışın haklı gerekçelerini milletin önüne koyamıyor. Sadece bu “hapı yutmayın” şeklinde kuru bir muhalefet ve hamasi yaklaşımlarla bu sürecin önüne set çekmeye çalışan muhalefet liderleri; “Ey Türk Halkı; sivil anayasa şu şu nedenlerle ülkeye-millete büyük zarar verir, biz bu nedenlerle varolan darbe anayasasını savunuyoruz ve sizlerden “hayır” oyu vermenizi istiyoruz…” diyemiyor. Neticede; partizanlık mantığıyla halk evetçiler ve hayırcılar diye kamplaşmaya itiliyor.”

VATANDAŞ NEYE EVET, YA DA HAYIR DİYECEK?

Sivil Anayasa projesinin bir partiye ait olarak görülmesinin yanlış olacağını belirten Mehmet Okumuş; demokratik yapıyı olgunlaştıracak, temel hak ve hürriyetlerin gelişmesini sağlayacak adımların çoğulculuğu savunan herkes tarafından desteklenmesi gerektiğini dile getiriyor.

Sivil Anayasa’da yer alan maddelerin; çocuklar, engelliler, kadınlar, emekliler ve çalışanlara kadar birçok kesime çeşitli haklar tanıdığına dikkat çeken Okumuş sözlerini şöyle sürdürüyor: “Sivil Anayasa’yla; Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu ve Anayasa Mahkemesi’yle ilgili önemli düzenlemelere gidilerek, millet iradesine rağmen bu kurumların imtiyaz hakkı kullanması sınırlandırılıyor. Öte yandan Yüksek Askeri Şura kararlarına yargı yolu açılıyor. Ayrıca sivillerin, askeri mahkemelerde yargılanmasına son veriliyor. 

60 cuntası, 12 Mart, 12 Eylül’lerin ürünü olan darbe anayasası sivilleşiyor ve demokratikleşmenin önü açılarak, temel insan haklarının hayata geçirilmesi sağlanıyor. Temel hak ve hürriyetler alanındaki maddelerle ülkedeki birlik ve beraberliği de arttırmayı öngören Sivil Anayasa; bununla birlikte insan haklarının çiğnendiğini bahane göstererek silahlı eylemlerde bulunan ve Türkiye’de terör estiren PKK’nın da belini bükmeyi hedefliyor.”

Sivil Anayasa’nın ülkemizde hukuki, ekonomik ve sosyal hayatta önemli gelişmeler doğuracak nitelikte olduğunu söyleyen Okumuş, Türkiye’yi seven herkesin yeni anayasaya destek olması gerektiğini düşünüyor. Partilerin farklı fikirlere sahip olmasını demokrasinin gereği olarak yorumlayan Okumuş; “Sözkonusu Türkiye ve Türkiye’nin çıkarları olduğunda hepimiz, farklılıklarımızı unutarak aynı noktada bir araya gelme ve çözüm üretme kültürüne sahip olmalıyız. Aksi halde vatandaşlarımızı, neye evet, neye hayır diyeceğini bile bilmeden kamplaşmaya sürüklemiş oluruz ki; bu son derece tehlikeli bir ayrışmaya yol açar. Keza Mustafa Kemal Atatürk’ün ifade ettiği gibi “dahili ve harici düşmanların” yıllardır kardeşçe yaşayan halkımızı; Türk Kürt, alevi suni, doğulu batılı, laik antilaik diyerek bölmeye çalıştığı bir dönemde siyasiler başta olmak üzere herkes son derece dikkatli konuşmalı, dozu ayarlanmış eleştiriler yapmalıdır.’

Referandum öncesi artan terör olaylarına da dikkat çeken Okumuş; şehit cenazelerinde artış, bombalama eylemleri ve hatta sosyal infiale yol açacak siyasi cinayetlerle bir takım senaryoların referandum öncesi sahneye konabileceği uyarısında bulunuyor. Demokratikleşme çabalarına karşı çıkan bazı karanlık odakların bu gelişmelerden doğal olarak rahatsızlık duyduğunu ve süreci kesintiye uğratmak için her türlü yola başvurabileceğini hatırlatan Okumuş, yol kazasına uğramadan Türkiye’nin 12 Eylül’ü atlatmasını temenni ettiğini belirtiyor ve “evet” olarak sonuçlanmasını beklediği referandumun şimdiden Türkiye’ye hayırlı olmasını diliyor.

Rize Haberleri