Bacacı Yatırım Holding tarafından İstanbul Finans Merkezi'ndeki (İFM) Ziraat Kuleleri Oditoryumu'nda düzenlenen "Yatırımın Yeni Odağı: Geleceğe Değer Üretmek Zirvesi", Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan'ın katılımıyla başladı.
Zirvenin açılışında konuşan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, küresel ekonominin jeopolitik ve stratejik kırılmalar sebebiyle yön arayışına girdiği bir süreçte olunduğunu belirterek, uzun yıllar küresel refahın temeli olarak görülen serbest ticaret anlayışının yerini giderek korumacılığın ön plana çıktığı bir ekonomi yaklaşımına bıraktığını ifade etti.
Ülkelerin üretim ve teknoloji geliştirme kabiliyetlerini milli egemenliklerinin ayrılmaz bir parçası olarak gördüğünü aktaran Kacır, "Üretimin ve yatırımın küresel haritasını baştan başa yeniden çizen bu dönemle birlikte küresel ekonominin ağırlık merkezi batıdan doğuya kayıyor." diye konuştu.
Kacır, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde tesis ettikleri siyasi ve ekonomik istikrarla, AR-GE ve yüksek katma değerli üretimi önceleyen politikalarla ve nitelikli insan kaynağına yaptıkları yatırımlarla Türkiye'yi bugünlere kuvvetli şekilde hazırladıklarını kaydetti.
Üretim kapasitesiyle, teknoloji geliştirme kabiliyetiyle ve dünya pazarlarına erişimiyle 2000’li yılların başından çok daha farklı bir Türkiye tablosunun olduğunu bildiren Kacır, son 23 yılda yatırım, istihdam, üretim ve ihracat odaklı kalkınma modelimizle milli gelirimizi 238 milyar dolardan 1,6 trilyon dolara taşıdık." ifadelerini kullandı.
"Üretim altyapımızın ikiz dönüşümünü ve bölgesel kalkınmayı hızlandıracak yatırımlara en güçlü destekleri sunuyoruz"
Bakan Kacır, Avrupa'dan Afrika'ya, Orta Doğu'dan Asya'ya dünyanın dört bir yanında kurdukları güçlü ticaret ağlarıyla 2002'de 36 milyar dolar seviyesinde olan yıllık ürün ihracatını 283 milyar dolara yükselttiklerini belirtti.
Türkiye'nin bugün, Çin’den sonra Orta Avrupa’ya kadar uzanan geniş kuşakta ürün ve pazar çeşitliliği bakımından en önde gelen ihracatçı ülke olduğunu ifade eden Kacır, "Bizler, 23 yıldır olduğu gibi bundan sonra da istihdam sağlayan, üreten, ihraç eden ve bu ülke için elini taşın altına koymaktan çekinmeyenin yanında, yakınında olmayı sürdüreceğiz." diye konuştu.
Kacır, Türkiye Yüzyılı’nda katma değerli üretim altyapısıyla, teknoloji geliştirme ve üretmede oluşturdukları muazzam kapasiteyle Türkiye'yi dünyada hak ettiği konuma taşıyacaklarını aktararak, "Geçen yıl Cumhurbaşkanı'mızın onayıyla yürürlüğe aldığımız yeni teşvik sistemimizle Milli Teknoloji Hamlemizi, üretim altyapımızın ikiz dönüşümünü ve bölgesel kalkınmayı hızlandıracak yatırımlara en güçlü destekleri sunuyoruz." değerlendirmesinde bulundu.
Geçen hafta Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi Programı'nda yeni bir pencere açtıklarını anımsatan Kacır, "Teşvik belgeli imalat sanayi yatırımlarını hızlandırmaya dönük yeni uygulamada stratejik nitelik taşıyan tüm projelere doğrudan, 100 milyon liranın üzerinde yatırımla hayata geçen diğer projelere ise yatırımın ilerleme seviyesi, OSB ve endüstri bölgelerinde gerçekleşme, yatırımcının AR-GE faaliyetleri gibi unsurları önceliklendirerek 1 yılı anapara ödemesiz 5 yıl vadeli, Merkez Bankası politika faiz oranının 10’da 7’si finansman maliyeti ile kaynak sunacağız." şeklinde konuştu.
"Kaynakları verimli kullanan ve sürdürülebilir bir üretim yapısını da ülkemizde tesis ediyoruz"
Bakan Kacır, Türkiye'yi daha fazla yeni teknoloji yatırımının adresi haline getirmek üzere attıkları diğer önemli bir adımın ise HIT-30 Yüksek Teknoloji Yatırım Programı olduğunu belirterek, programda ülkeye teknoloji geliştirme ve üretme kabiliyetinde önemli kazanımlar sağlayacak yatırımlar için cazip koşullarda finansman ve uygun yatırım alanları sunduklarını belirtti.
Batarya, elektrikli araç, güneş hücresi, rüzgar türbinleri, çip, savunma teknolojileri, veri merkezleri, yapay zeka, endüstriyel robotik üretimine ve büyük ölçekli AR-GE merkezi kurulumuna yönelik çağrılarıyla Türkiye’nin ileri teknoloji üretim gücünü yükselttiklerini kaydeden Kacır, şunları aktardı:
“2030 yılına dek 30 milyar dolar devlet desteğiyle hayata geçirmeyi hedeflediğimiz yatırımlar, Türkiye’yi küresel inovasyon liginde üst sıralara taşıyacak. Sanayimizi yüksek katma değerli üretimle büyütürken, çevreye duyarlı, kaynakları verimli kullanan ve sürdürülebilir bir üretim yapısını da ülkemizde tesis ediyoruz. Türk sanayisi ile uluslararası finans kuruluşlarının net sıfır emisyon hedefine yönelik çabalarını birleştirmeyi ve bu kuruluşların finansal kaynakları, uzmanlığı ve bilgi birikiminden istifade eden çalışma modellerini hayata geçirmeyi sanayimizin yeşil dönüşümü başarıyla gerçekleştirmesinin anahtarı olarak görüyoruz.”
"İmalat sanayi, madencilik, tarım, turizm, sağlık yatırımları ile yerel potansiyeli harekete geçiriyoruz"
Mehmet Fatih Kacır, Dünya Bankası işbirliği ile yürüttükleri "Türkiye Yeşil Sanayi Projesi", "Türkiye Organize Sanayi Bölgeleri Projesi" ve "Türkiye Sosyal Kapsayıcı Yeşil Geçiş Projesi" ile 1 milyar doların üzerinde finansmanı sanayicilere, KOBİ'lere ve yeşil teknoloji girişimlerine sunduklarını hatırlattı.
Türkiye Sanayi Karbonsuzlaştırma Yatırım Platformu ile sanayinin yeşil dönüşüm yatırımlarına 2030’a kadar 5 milyar avroluk uluslararası finansman sağlama yolunda önemli bir adım attıklarını kaydeden Kacır, "Yerel Kalkınma Hamlesi Programı'nda ise her şehrimizde 4 öncelikli alan belirliyor, imalat sanayi, madencilik, tarım, turizm, sağlık yatırımları ile yerel potansiyeli harekete geçiriyoruz." ifadelerini kullandı.
Kacır, teknoloji, üretimden ticarete, güvenlikten sosyal yaşama kadar hayatın hemen her alanını yeniden şekillendirirken girişimlerin çeviklikleri, yeniliği hızla hayata geçirme ve teknolojiyi ekonomik değere dönüştürme kabiliyetleriyle değişimin ön saflarında yer aldığını dile getirdi.
Türkiye’den küresel ölçekte iddia sahibi teknoloji girişimlerinin doğmasını, büyümesini ve dünyaya açılmasını sağlayacak güçlü bir girişimcilik ekosistemi inşa etmeyi, daha müreffeh ve daha güçlü bir Türkiye’nin anahtarı olarak gördüklerini kaydeden Kacır, "Bilhassa nitelikli insan kaynağımızın ve girişimcilerimizin fikirlerini geliştirebilecekleri, projelerini somutlaştırabilecekleri imkanları sunuyor, ihtiyaç duydukları destek mekanizmalarını devreye alıyoruz." dedi.
"86 milyonu aşan nüfusumuzla büyük, genç ve dinamik bir iç pazara sahibiz"
Bakan Kacır, küresel ölçekte büyüme potansiyeline sahip girişimlerin önünü açan Turcorn 100 Programı kapsamında, yüksek potansiyelli girişimlere, yatırımcı erişiminden uluslararasılaşmaya, mentorluktan stratejik işbirliklerine uzanan çok boyutlu destekler sunduklarını kaydetti.
Terminal İstanbul’u tüm fonksiyonlarıyla 2027’de açacaklarını ifade eden Kacır, "Terminal İstanbul, şimdiden uluslararası ilginin odağı haline geldi. Bugüne kadar 14 farklı ülkeden onlarca uluslararası paydaşımız, Terminal İstanbul ekosistemine dahil oldular." ifadelerini kullandı.
Kacır, "Dijital Şirket" uygulamasıyla, teknoloji girişimlerinin kuruluş süreçlerinin tümüyle dijital platform üzerinden yönetilmesini sağlayacaklarını ve şirketleşme süreçlerini kolaylaştırdıklarını aktararak, sanal ofis hizmeti ile kuluçka aşamasındaki girişimcilerin üzerindeki mali yükleri hafifleteceklerini ve girişimcilik ekosisteminin tabana yayılmasını sağladıklarını söyledi.
Türkiye'nin yatırımlar, girişimler ve yetenekler için gelecekte çok daha güçlü bir merkez haline geleceğini ifade eden Kacır, "Türkiye coğrafi konumuyla, istikrarlı büyüyen ekonomisiyle, lojistik avantajlarıyla, nitelikli insan kaynağıyla eşsiz bir merkezdir. 86 milyonu aşan nüfusumuzla büyük, genç ve dinamik bir iç pazara sahibiz." açıklamasını yaptı.
TCMB Başkanı Karahan: Fiyat istikrarı uzun vadeli yatırım kararları için önemli bir zemin oluşturuyor
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, yaptığı konuşmada, şubatta başlayan savaşın başta enerji fiyatları olmak üzere emtia fiyatlarında artışa, taşımacılık maliyetlerinde yükselişe ve tedarik zincirlerinde belirli aksamalara neden olduğunu, küresel büyüme zayıflarken küresel enflasyonda artış gerçekleştiğini söyledi.
Jeopolitik gelişmelere bağlı olarak artan belirsizliklerin enflasyon görünümü üzerinde oluşturabileceği riskleri sınırlamak amacıyla mart başında sıkı para politikasını destekleyici tedbirler aldıklarını anımsatan Karahan, bu kapsamda hayata geçirdikleri uygulamaları anlattı.
Karahan, gelinen noktada sıkı para politikası duruşu sayesinde iç talepteki yavaşlamanın belirginleştiğini, bunun bir yansıması olarak para politikasının doğrudan etkilediği kalemlerde enflasyondaki yavaşlamanın daha net gözlendiğini belirterek, savaşın etkilerinin belirginleştiği mart-haziran döneminde enflasyonun ana eğiliminde yükseliş olduğunu, temmuzdan itibaren ise ana eğilimde yeniden gerileme görüldüğünü bildirdi.
Şokların etkisi hafifledikçe sıkı para politikası duruşunun katkısıyla dezenflasyon sürecinin yeniden ivme kazanacağını dile getiren Karahan, "Önümüzdeki dönemde enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışları dezenflasyonun seyri açısından önemini koruyacak. Bu çerçevede fiyat istikrarı hedefimiz doğrultusunda tüm araçlarımızı kararlılıkla kullanmaya devam edeceğiz." diye konuştu.
Fatih Karahan, küresel ve bölgesel risklerin enflasyon üzerindeki etkilerini sınırlarken fiyat istikrarı hedefi doğrultusunda kararlılıkla ilerlediklerinin altını çizerek, dezenflasyonun kısa vadeli maliyetleri olsa da enflasyonun kalıcı olarak düşmesinin yatırımlar için daha elverişli bir ortam oluşturduğunu söyledi.
Yüksek enflasyon dönemlerinde yatırım büyümesinin sınırlı kaldığını, enflasyonun gerilediği 2004-2019 döneminde ise yıllık ortalama yatırım büyümesinin yüzde 7,8'e yükseldiğini belirten Karahan, "Sıkı para politikasıyla dezenflasyonun sürdüğü 2025 yılında ise yatırımların yeniden daha güçlü arttığını görüyoruz. Elbette yatırım büyümesindeki dönemsel farklarda pek çok unsur rol oynuyor. Bununla birlikte bu deneyim bize, fiyat istikrarının uzun vadeli yatırım kararları için önemli bir zemin oluşturduğunu gösteriyor." dedi.
“Fiyat istikrarı belirsizlikleri azaltarak yatırım ve üretim için daha elverişli bir ortam oluşturuyor”
TCMB Başkanı Karahan, fiyat istikrarını sağlamanın önemli kazanımlarından birinin de verimlilikte gözlenecek artış olacağını dile getirerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Enflasyonla mücadele sürecinde artan öngörülebilirlik firmaların üretim süreçlerini geliştirmeye yönelik yatırımları planlamalarını da kolaylaştırıyor. Bu da verimlilikteki artışı destekliyor. Nitekim, enflasyonun yüksek seyrettiği 2022-2024 döneminde verimlilik göstergelerinde de azalış gözlendi. Bu dönemde çalışan başına üretim, tarım dışı sektörlerde yıllık ortalama binde 4 geriledi. Sıkı para politikamızla birlikte enflasyonun gerileme kaydettiği 2025 yılında ise sanayi başta olmak üzere tarım dışı sektörlerde verimlilik artışında belirgin bir toparlanma izlendi. Artan verimlilik, reel sektörün sürdürülebilir büyüme potansiyelini destekliyor.”
Karahan, verimlilik artışının aynı zamanda firmaların şoklara karşı dayanıklılığını artırdığını ve finansal sağlamlıklarını güçlendirdiğini söyledi.
Fiyat istikrarının belirsizlikleri azaltarak yatırım ve üretim için daha elverişli bir ortam oluşturduğunu vurgulayan Karahan, bunun da verimlilik artışına dayalı büyümeye katkı sağladığını ifade etti.
“Enflasyon gelişmeleri dezenflasyonda önemli yol katettiğimizi gösteriyor”
Fatih Karahan, yıllık enflasyonun eylülde yüzde 29,7 seviyesine gerilediğini hatırlatarak şu değerlendirmede bulundu:
“Yakın dönem enflasyon gelişmeleri dezenflasyonda önemli bir yol katettiğimizi gösteriyor. 2024 Mayıs'ta yüzde 75,5'e yükselen enflasyon, uyguladığımız sıkı para politikasının etkisiyle önemli oranda geriledi. Jeopolitik gelişmeler başta enerji olmak üzere arz yönlü baskılarla dezenflasyon sürecini bu sene yavaşlattı. Bunun bir yansıması olarak yıllık enflasyondaki gerileme ivme kaybetti. Bununla birlikte, bu gelişmelerin enflasyon görünümü üzerindeki yansımalarını sınırlamak amacıyla uyguladığımız politikalarımız sayesinde yıllık enflasyon, nisandaki yüzde 32,4 seviyesinden 2,6 puan gerileyerek eylül ayı itibarıyla yüzde 29,7 seviyesinde gerçekleşti.”
“Eylülde enerji dışındaki tüm gruplarda yıllık enflasyon geçen yıla kıyasla geriledi”
TCMB Başkanı Karahan, enflasyonun ana eğiliminin yavaşladığını vurgulayarak şunları ifade etti:
“Yıllık enflasyon, tanımı gereği son 12 aydaki fiyat değişimlerini içeriyor. Bu nedenle enflasyonun yakın dönemdeki seyrini ve nereye gittiğini anlayabilmek amacıyla ana eğilim göstergelerine bakıyoruz. Savaşın etkilerinin belirginleştiği mart-haziran döneminde üç aylık ortalamalar ana eğilimde yükselişe işaret ediyordu. Temmuz ayından itibaren ise ana eğilimde yeniden gerileme gördük. Yıllıklandırılmış olarak baktığımızda, savaş döneminde yüzde 30'lar seviyesine yükselen ana eğilim, eylül ayı itibarıyla yüzde 23,7 seviyesine işaret ediyor. Bu seviye, mevcut yıllık enflasyonun yaklaşık 6 puan altında.”
Karahan, "Ana eğilimin yıllık enflasyonun altında seyretmesi, arz yönlü baskılar sönümlenirse, dezenflasyonun önümüzdeki dönemde hızlanarak devam edeceğine işaret ediyor. Bu gelişmeyi, sıkı para politikası duruşumuzun talep ve fiyatlama davranışları üzerindeki etkilerinin bir yansıması olarak değerlendiriyoruz." dedi.
Bu yıl enflasyonun seyrinde enerji fiyatlarının öne çıktığını dile getiren Karahan, eylül itibarıyla alt gruplara bakıldığında savaşın olumsuz etkilerinin belirgin olduğu enerji grubu dışındaki tüm gruplarda yıllık enflasyonun geçen yıla kıyasla gerilediğini vurguladı.
Hizmet grubunda yıllık enflasyonun 7 puan azalarak yüzde 37,7 seviyesine gerilediğini söyleyen Karahan, "Son iki aya kadar yüksek seyrederek dezenflasyon sürecindeki yavaşlamada etkili olan gıda ve alkolsüz içecekler grubunda da yıllık enflasyon geçen yılki yüzde 36,1 seviyesinden yüzde 27,6'ya geriledi. Geçen yıl olumsuz hava koşullarından etkilenen tarımsal üretimdeki toparlanma bu görünümü destekledi. Diğer yandan, küresel tarımsal emtia fiyatları ve iklim koşullarına ilişkin riskleri yakından takip ediyoruz." diye konuştu.
“Dezenflasyon sürecindeki ivme kaybı enerji fiyatlarındaki artıştan kaynaklanıyor”
Fatih Karahan, yıllık enflasyonun temel mallarda yüzde 19,9'dan yüzde 15,9'a gerilediğini belirterek şunları söyledi:
“Jeopolitik gelişmeler kaynaklı maliyet artışlarına rağmen temel mal enflasyonunun ılımlı seyri, zayıf talep koşullarının maliyet geçişkenliğini sınırladığına işaret ediyor. Enerji grubunda yıllık fiyat artışı yüzde 46,1 ile geçen yılın yaklaşık 11 puan üzerinde gerçekleşti. Dolayısıyla bu yıl dezenflasyon sürecindeki ivme kaybının esas olarak jeopolitik gelişmelerin enerji fiyatları üzerindeki etkisinden kaynaklandığını değerlendiriyoruz.”
Karahan, uzun süredir hizmet enflasyonunun belirgin olarak üzerinde seyreden aylık kira artışlarının son aylarda kayda değer şekilde yavaşlayarak hizmet grubu genelinin altına indiğine işaret ederek, "Bu gelişme, hizmet enflasyonunda kira kaleminden gelen ataletin gücünü yitirdiğini gösteriyor." dedi.
Katılığın önemli bir etken olduğu eğitim hizmetlerinin bir önceki yıla kıyasla yavaşlasa da eylüldeki artışlarla öngörülenden yüksek seyrettiğini dile getiren Karahan, artan enerji fiyatlarının dolaylı etkileri nedeniyle ulaştırma hizmetlerinde yıllık enflasyonun yüzde 44 ile bir önceki yılın üzerinde seyrettiğini ifade etti.
Karahan, haberleşme hizmetleri enflasyonunun da geçen yıla kıyasla belirgin şekilde yükseldiğini ve yüzde 24'ten yüzde 44'e çıktığını söyledi.
TCMB Başkanı Karahan, gelecek dönemde enflasyonun seyrinde başta enerji fiyatları olmak üzere arz yönlü gelişmelerin, talep koşullarının ve beklentilerin seyrinin öne çıkacağını belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Yılın ilk yarısına ilişkin milli gelir verileri ve üçüncü çeyreğe ilişkin göstergeler iç talepte zayıf bir seyre işaret ediyor. Altın hariç bakıldığında, temmuz itibarıyla üçüncü çeyrekte perakende satışların büyümesinin yavaşladığını görüyoruz. Kart harcamalarındaki çeyreklik artışın sınırlı kalması da talepteki yavaşlamayı teyit ediyor. Enflasyon beklentileri ihtiyatlı duruşun sürdürülmesini gerektiriyor. Arz şoklarının ikincil etkileri açısından yakından takip ettiğimiz bir diğer unsur da enflasyon beklentileri. Savaşın ilk dönemlerinde orta vadeli enflasyon görünümü üzerindeki yansımasının iki kanal üzerinden olacağını değerlendirmiştik. Bunlardan biri enflasyon beklentilerindeki olası bozulma, diğeri de ekonomik faaliyetteki soğumaydı. Bu iki kanalın hangisinin baskın çıkacağının ve neticesinde enflasyon görünümünün ne yöne evrileceğinin para politikası duruşumuza bağlı olduğunu ifade etmiştik. Geldiğimiz noktada, para politikasındaki sıkı duruşumuzun etkisiyle enflasyon beklentilerindeki bozulmanın sınırlı kaldığını, talepteki zayıflama neticesinde enflasyonun ana eğiliminin düşme eğiliminde olduğunu görüyoruz.”
Karahan, enflasyon beklentilerinde sene başında öngördükleri iyileşmenin sağlanmamış olmasının dezenflasyon süreci açısından risk unsuru olmaya devam ettiğini ve ihtiyatlı duruşu sürdürmeyi gerekli kıldığını vurguladı.
“Fonlardaki çıkışlar büyük oranda mevduata yöneldi”
Fatih Karahan, yurt içi yerleşiklerin TL tercihinin güçlü kalmaya devam ettiğini belirterek şunları kaydetti:
“Sıkı para politikası duruşumuz ve destekleyici makro ihtiyati araç setimiz yurt içi yerleşiklerin TL mevduat tercihinin korunmasında da etkili oluyor. Kıymetli maden fiyat gelişmeleri ve artan jeopolitik riskler sonucunda TL payında dalgalanmalar görülebiliyor. Özellikle ikinci çeyrekten itibaren TL mevduata girişlerin hızlanmasıyla TL mevduatın payı yüzde 61'in üzerine yükseldi. Son dönemde para piyasası ve benzeri fonlardan çıkışlar oldu. Ancak fonlardaki çıkışlar büyük oranda mevduata yöneldi. Mevduata yönelime para birimi kompozisyonunda baktığımızda TL tercihinin mevcut TL payı ile uyumlu olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla TL payı yatırım fonları dahil veya hariç olarak yüzde 61 seviyesinde kalmaya devam ediyor.”
“Fiyat istikrarı sağlanana kadar sıkı para politikası duruşunu sürdüreceğiz”
TCMB Başkanı Karahan, cari açığın ikinci çeyrekte olumsuz dış koşullara rağmen gerilediğini ve milli gelire oran olarak yataya yakın bir seyir izlediğini dile getirerek, jeopolitik risklerin devam etmesi nedeniyle enerji fiyatlarının yüksek seyrini sürdürdüğünü, bu durumun dış ticaret açığı üzerinde yukarı yönlü risk taşıdığını söyledi.
Bu yıl cari açığın milli gelire oranının uzun dönem ortalamasının altında gerçekleşeceğini öngördüklerini belirten Karahan, rezervlerde savaş sonrası görülen gerilemenin bir kısmının telafi edildiğini bildirdi. Karahan, "27 Şubat'ta 210 milyar dolar olan brüt rezervler, savaşın etkisiyle 26 Haziran'da 149 milyar dolara gerilese de 25 Eylül itibarıyla 171 milyar dolar seviyesine yükseldi. 27 Şubat sonrası rezervlerdeki gerilemenin 23 milyar dolarlık kısmı altın fiyatlarındaki düşüşten kaynaklandı. Swap hariç net rezervler ise 25 Eylül itibarıyla 40 milyar dolar seviyesinde bulunuyor." diye konuştu.
Fiyat istikrarının sürdürülebilir büyüme ve sağlıklı bir yatırım ortamına zemin hazırlayacak önemli bir ön koşul olduğunu vurgulayan Karahan, sözlerini şöyle tamamladı:
“Son dönem verileri sıkı para politikasının etkisiyle enflasyon görünümünün iyileştiğini ima ediyor. Bununla birlikte jeopolitik gelişmeler yukarı yönlü riskleri canlı tutuyor. Bu nedenle dezenflasyon konusundaki kazanımlarımızın devamını sağlamak için ihtiyatlı olmaya devam edeceğiz. Bu doğrultuda, fiyat istikrarı sağlanana kadar gerekli sıkı para politikası duruşunu kararlılıkla sürdüreceğimizi vurgulamak isterim.”
Zirvenin açılışında konuşan Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkanı Ahmet Burak Dağlıoğlu da Türkiye'nin 2003'ten bu yana yapılan yatırımlarla ve uygulanan politikalarla bölgesel bir merkez haline geldiğini kaydederek, son 23 yılda ülkeye gelen uluslararası doğrudan yatırımlardan bahsetti.
Türkiye'yi Asya ile Avrupa arasında bir köprü olarak sınırlayan anlayıştan Asya'nın, Afrika'nın ve Avrupa'nın kesişim noktasında olduğu bir vizyona geçtiklerini anlatan Dağlıoğlu, ülkeyi bölgesel bir merkez haline getirdiklerini söyledi.
Dağlıoğlu, Türkiye'nin düşük orta gelirli ülke sınıfından yüksek orta gelirli ülke sınıfına çıktığını belirterek, "Yakın zamanda yüksek gelir grubuna da çıkmış olduk, inşallah orada kalıcı olacağız. Aslında 2003'ten bu yana yüzde 5,3'lük yıllık ortalama büyüme verisiyle dünyanın en hızlı büyüyen ülkelerinden olduk. Ve yine 2003 yılında dünya ticaretinden aldığımız pay yüzde 0,6'nın altındayken artık yüzde 1,1'lik pay alıyoruz. Bunların hepsini artırmak istiyoruz." diye konuştu.
Türkiye Yüzyılı Yatırım İçin Güçlü Merkez Programı'na ilişkin bilgi veren ve dünyadan daha fazla sermaye çekmek istediklerini anlatan Dağlıoğlu, "Türkiye, yatırımcının kendisini buraya çekmek istiyor. Teknoloji girişimciliği ekosisteminde daha aktif olmak istiyor. Çünkü rekabetçiliği korumanın ve artırmanın yolu aslında buradan geçiyor. Tabii ki Türkiye dünyadaki ekonomik faaliyetlerden ve ticaretten daha fazla pay almak istiyor." ifadelerini kullandı.
Dağlıoğlu, ülkenin bu yıl birçok uluslararası etkinliğin merkezi olduğunu anımsatarak, COP31'de Türkiye'nin gelecek yüzyıl vizyonunu da anlatacaklarını sözlerine ekledi.
“Türkiye'nin hedeflerine daha fazla katkı sağlamayı hedefledik”
Türkiye Varlık Fonu (TVF) Genel Müdürü Salim Arda Ermut da TVF'ye ilişkin güncel bilgileri paylaşarak, "Türkiye Varlık Fonu olarak finansal hizmetlerden enerjiye, telekomünikasyondan ulaştırma ve lojistiğe, madencilikten teknolojiye kadar 7 farklı sektörde faaliyet gösteren 36 şirketten oluşan büyük bir portföyü bünyemizde barındırıyoruz." dedi.
Bu ölçekteki bir portföyü yönetirken işletmelerin sahip oldukları varlıkların değerini artırmayı, geleceğe değer üretmeyi, şirketlerin rekabet gücünü geliştirmeyi ve Türkiye'nin hedeflerine daha fazla katkı sağlamayı hedeflediklerini anlatan Ermut, TVF olarak bu yönde attıkları adımlardan bahsetti.
Ermut, Türk Telekom'un satın alınması, sigorta şirketlerinin birleşmesi ve şu anda gündem olan katılım bankalarının birleşmesi gibi adımları anlatarak, TVF olarak finansal piyasaların derinleşmesi, yeni finansal araçların geliştirilmesi ve katılım bankacılığının potansiyelinin değerlendirilmesine katkı sağlamayı hedeflediklerini söyledi.
Finansal piyasaların derinleşmesine katkı sağlamak amacıyla şirketlerdeki payların bir bölümünü uluslararası ve kurumsal yatırımcılara arz ederek halka açıklık ve likiditeyi artırmayı hedeflediklerini dile getiren Ermut, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Buradaki amacımız portföyümüzde oluşan değeri sermaye piyasaları üzerinden yatırımcılarımızla buluştururken Türkiye'ye uzun vadeli uluslararası sermaye girişini desteklemek ve sermaye piyasalarımızın derinleşmesine katkıda bulunmak. Türkiye Varlık Fonu olarak ülkemizin değerlerine yatırım yaparak bu değerlerin halka arz gibi sermaye piyasası araçlarıyla halkımız ile paylaşılmasına önem veriyoruz. Bu sayede hem finansal piyasalarımızın derinleşmesine hem vatandaşlarımızın finansal sisteme güvenilir yatırım imkanlarıyla ki şu anda daha da önemli bir gündem malumunuz, daha fazla katılım göstermesini sağlamayı ve bu alanda TVF olarak üzerimize düşen görevi yerine getirmeyi hedefliyoruz.”
“Türkiye, uluslararası yatırımcılar için bölgesel fırsatlar sunuyor”
Salim Arda Ermut, son dönemde küresel ekonomide yaşanan değişimlerden ve olumsuzluklardan bahsederek şu ifadeleri kullandı:
“Özellikle Türkiye'nin bölgesel normali olan bazı şartların ya da durumların artık global normal olduğunu gözlemlemeye başladığımız bir dönemde uluslararası yatırımcıların hem Türkiye'deki yatırımcıların bölgesel tecrübesinden hem de bunun globaldeki açılımlarından daha iyi faydalanabilecekleri ve Türkiye'nin bu noktada kendini fırsatlarla aynı zamanda dolu olan bu enteresan bölgede daha iyi konumlayabileceği bir zaman diliminden geçtiğimizi düşünüyoruz. Güçlü bir yönetim altyapımız, girişimci bir özel sektörümüz ve değişen şartlara hızlı uyum sağlayabilen insan kaynağımız var. Coğrafi konumumuz sayesinde de malumunuz Avrupa, Asya, Orta Doğu ve Afrika gibi bütün pazarlara aynı anda erişebiliyoruz.”
Ermut, uluslararası yatırımcıların kararlarında dayanıklılık, tedarik güvenliği, farklı pazarlara erişim gibi konular daha fazla önem kazandıkça Türkiye'nin sağladığı avantajların daha görünür hale geleceğini söyledi.
Salim Arda Ermut, "Portföy şirketlerimizin değerini artırmak, ülkemizin ihtiyaç duyduğu stratejik yatırımları gerçekleştirmek ve uluslararası yatırımcılarla ilişkilerimizi geliştirmeye çalışmak, sermaye piyasalarımızın da aynı zamanda derinleşmesine yönelik çalışmaları yapmaya devam etmek önemli önceliklerimiz." diye konuştu.
“Türkiye geçen yıl 21,1 milyar dolar doğrudan yatırım çekti”
Bacacı Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ayla Tanıl ise Türkiye'ye gelen doğrudan yatırımlardan bahsederek, şu bilgileri verdi:
“Ülkemiz 2025 yılında uluslararası doğrudan yatırım kapsamında, 475 adet sıfırdan yatırım projesi çekti. Toplam yatırım tutarı 21,1 milyar dolara ulaşan bu projeler kapsamında, 47 binden fazla kişiye istihdam sağlanması bekleniyor. Bir önceki yıla kıyasla proje sayısı yüzde 27, yatırım tutarı ise yüzde 62 artmış durumda. Uluslararası yatırımcıların Türkiye'de gerçekleştirdiği birleşme ve satın alma işlemlerinde de önemli hareketlilik yaşandı. 2024'te 93 olan işlem sayısı, 2025'te 124'e yükselirken, açıklanan işlem hacmi de 5,7 milyar dolardan 6,7 milyar dolara çıktı.”
Tanıl, bu rakamların çok değerli olduğunu kaydederek, "Küresel ölçekte yatırım kararlarının daha temkinli seyrettiği bir dönemde ortaya konulan bu performans Türkiye'nin uluslararası yatırımcılar açısından önemini koruduğunu gösteriyor." diye konuştu.
Açılış konuşmalarının ardından zirve kapsamında "Küresel Doğrudan Yatırımlar ve Ülke Perspektifleri" ile "Değişen Yatırım Kimliği: Geleneksel Finanstan Girişim Sermayesi ve Dijital Varlıklara Dönüşüm" başlıklı iki oturum düzenlenecek.