Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Jeofizik Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Nilgün Lütfiye Sayıl, Karadeniz açıklarında dün meydana gelen ve Trabzon'da hissedilen 3,8 büyüklüğündeki depremle ilgili açıklamada bulundu. Karadeniz’in sanıldığı kadar "pasif" olmadığını vurgulayan Sayıl, özellikle sahil kesimindeki yapılaşmaya dikkat çekti.
Sayıl, yaptığı yazılı açıklamada, Karadeniz Bölgesi'nde son dönemde artan deprem aktivitesi ve belirgin hissedilme derecesinin bölge halkı tarafından endişeyle karşılandığını belirtti.
Karadeniz ve çevresinin düşük depremselliğe sahip bir bölge olarak tanımlandığını vurgulayan Sayıl, "Bölge depremleri sığ odaklı olup kabuksaldır. Sıkışma tektoniğinin belirgin olduğu kuzeydoğu kıyılarında, bindirme mekanizmasına sahip depremler oluşmaktadır. Karadeniz Bölgesi, çok kompleks tektonik birimleri içinde barındırmaktadır. Özellikle Kafkaslar önemli sıkışma bölgesidir ve bölgede büyük ölçekte transform faylar, sıkışma tektoniği ve buna bağlı bindirme türü faylar etkili olmaktadır." bilgisini verdi.
Karadeniz'in kıyı kesimlerini, dolayısıyla Trabzon'u etkileyen doğudan batıya doğru uzanan Kuzey Anadolu Fay Zonu (KAFZ) ve kuzeyden de sahile paralel uzanan Karadeniz Fayı'nın sıralandığına işaret eden Sayıl, şu değerlendirmede bulundu: "Güneyde bulunan KAFZ çok aktif, Karadeniz Fayı ise yavaş hareket eden bir faydır. Magnitüdü 7,0'nin üzerinde deprem üretme potansiyeli olan KAFZ'ın, ilimize en yakın mesafesi 100-150 kilometredir. Bu fay üzerinde bu büyüklükteki depremler meydana geldiğinde Trabzon ve çevresi, özellikle sahil kesimi gibi zayıf zemin özelliğindeki yerler de bu depremleri, oldukça şiddetli bir şekilde hissedecektir. Zira KAFZ üzerinde meydana gelen ve Türkiye'de yaşanan en büyük depremlerden olan 1939 Erzincan Depremi Trabzon'da da hissedilmiş, AFAD verilerine göre 12 kişinin ölümüne, 318 binanın yıkılmasına yol açmıştır."
Karadeniz Bölgesi'nde meydana gelen aletsel dönem deprem aktivitesine bakıldığında Eylül 1968'deki 6,5 büyüklüğündeki Bartın depremi ve 23 Aralık 2012'deki Karadeniz açıklarında meydana gelen 5,8 büyüklüğündeki depremin bölgenin pasif olmadığını, çok sık olmasa da deprem ürettiğini gösterdiğini anlatan Sayıl, son yaşanan küçük depremlerin de aktivitenin süreceğini gösterdiğine dikkati çekti.
Prof. Dr. Nilgün Lütfiye Sayıl, şunları kaydetti: "Türkiye'nin yeni Deprem Tehlike Haritası'nın oluşturulmasında kullanılan jeofizik parametrelerden olan yer çekimi ivmesi hesaplamalarına göre, Trabzon'da beklenen en büyük yer ivme değerleri ortalama 0,2 g civarındadır. Bu ivme değerleri ilimizin 'düşük tehlike' kategorisinde olduğunu göstermektedir. Ancak yer ivmesi değeri, gevşek zeminlerde ve dolgu alanlarda çok daha fazla büyüyecek ve depremin daha şiddetli hissedilmesine neden olabilecektir.
İlimizde son yıllarda deniz dolgu alanlarında ve alüvyonal arazilerde yapılaşmanın çoğalması riskleri daha da artırmaktadır. Bu sebeple özellikle Trabzon'un sahil kesiminde bulunan dolgu ve alüvyon alanların, deprem büyütmesine neden olabilecekleri dikkate alınarak yapı stoklarının güvenliklerinin sorgulanması gerekmektedir. Yerel yönetimler tarafından mikrobölgeleme çalışmaları yapılarak depremde riskli alanların ve riskli binaların belirlenmesi, bu kapsamda kentsel dönüşüm ve güçlendirme işlemleri uygulanarak yapıların depreme karşı güvenli hale getirilmesi sağlanmalıdır."