Devlet Bakanı Hayati Yazıcı, Anayasa ile ilgili değişiklikler konusunda, ''(Mecliste niye Anayasa konsensüs ile yapılmadı) deniyor. Meclisteki tüm muhalefet partileri katılacak demek değil. Konsensüsün toplumla yapılması lazım. Bizim toplumun her kesimi ile konsensüsümüz var'' dedi.
Yazıcı, Rize'deki bir restoranda düzenlediği basın toplantısında, 12 Eylülde milletin ''evet'' demek için sandığa gideceğini belirterek, ''Çünkü 1982 Anayasası'nın, kabul edildiği günden bu yana -Türkiye topraklarında yaşayan hemen tüm bireyler, siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları- yapılan düzenlemelerin, oluşturduğu müesseselerin, kurumların birbirleriyle ilişkileri itibariyle, görevlilerin kullanacağı yetki itibariyle, Türk milletine dar geleceği görüşü beyan edilegelmiş. Bunu ifade ederken farklı argümanlar kullanılmış olabilir. Ama neticede bu konuda adeta ortak bir konsensüs oluşmuştu'' diye konuştu.
Siyasi partilerin görevinin millet ne istiyorsa onu yapmak olduğunu, kendilerinin de emaneti ilk aldıkları 2003'ten itibaren millet ne söylüyorsa onu yapacaklarını söylediklerini anlatan Yazıcı, şöyle devam etti:
''Bu taahhüdümüz çerçevesinde Türkiye'de yeni bir Anayasa yapma vaadinde bulunduk. Milletimiz de bize 2007 seçimlerinde yüzde 47 ile büyük bir grup kurma hakkı tanıdı. Bunun ardından uzmanlarca hazırlanan Anayasa taslağı tartışılmaya başlandı. Ama kıyamet koparıldı. En nihayet hükümet, programını okuyup güvenoyu aldıktan, eylem planlarını oluşturduktan sonra Anayasa'yı ele alacakken, giysileri nedeniyle yüksek öğretimde okutulmayan kız çocuklarının engellenmiş hakları dolayısıyla bir beyan oldu. Bir muhalefet partisi 'Hemen yapalım' diye ortaya atıldı. Başbakan da 'Yapalım' dedi. Anayasa'nın bazı maddelerinde bu konuda yapılan değişiklik 411 oyla Meclisten geçti.''
-''YASAMA ORGANININ GÖREVİNİ GASP''-
Yazıcı, yapılan değişikliğin ardından bir muhalefet partisinin bunu Anayasa Mahkemesi'ne götürdüğünü ifade ederek, şunları söyledi:
''Anayasa Mahkemesi de görev ve yetki sınırlarını aşarak ki bu yetki ve görevlerin de neden ibaret olduğu Anayasa da yer alıyor. Bunların hiçbiri olmadığı halde kendisine göre bir mantıkla bunu iptal etti. Anayasa, demokrasi tarihinde örneği olmayan bir uygulama oldu. Daha önce de 367 kararı vardı. Bu kararla Anayasa Mahkemesi bir bakıma yasama organının görevini gasp etmiş oldu. Ardından AK Parti aleyhine kapatma davası açıldı. Milletin bunları hatırlaması lazım. Bir tane adam 'Kaşını gözünü beğenmiyorum, şunu yaptın, suyu bulandırdın' diye kapatma davası açtı. Türkiye 5-6 ay bu dava ile çalkalandı. Bu dava ile Türkiye'nin kaybettiği prestij, ekonomik zarara değinmiyorum. Ama bazıları diyor ya, 'Anayasa'yı değiştirdin ne getirdi; fındık var mı, fıstık var mı?.. Hesap edilirse bu çarpık Anayasa'yı değiştirmenin ekonomiye ne getirdiği de görülebilir.''
-ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİNE İLİŞKİN TARTIŞMALAR-
Sonuçta tam tekmil bir Anayasa yapma imkanlarının olmadığını, ancak 26 maddelik acil olan maddeler konusunda değişiklik yapılmasının gündeme geldiğini kaydeden Yazıcı, şunları kaydetti:
''Siyasi parti, sivil toplum kuruluşları, sendikalar, vakıflar ile görüşme yapıldı. Fakat Mecliste mutabakat sağlanamadı. 'Mecliste niye Anayasa konsensüs ile yapılmadı?' deniyor. Bu, Meclisteki tüm muhalefet partileri katılacak demek değil. Konsensüsün toplumla yapılması lazım. Bizim toplumun her kesimi ile konsensüsümüz var. Ama siyasi partiler inat edip bu konuda görüş belirtmedi ise konsensüs olmadığı anlamına gelmez.
Nihayetinde 330-367 aralığında geçirebildik. Bu demektir ki yürürlüğe girmesi milletin 'evet' demesine bağlı. 12 Eylülde oylanacak paket milletin arzu ve isteklerine, milletin geleceğine yönelik bir düzenleme. Parti ile alakalı, yönetim sürecinde AK Parti'nin kullanacağı, AK Parti gittikten sonra kullanılmayacak değişiklikler değildir. Milletin projesini kısmen de olsa Anayasa değişikliği ile hayata geçireceğiz. Şimdi söz milletin.
Anayasa değişikliğine Meclisteki siyasi partilerden CHP, MHP ve BDP'nin 'hayır' dediğini anlatan Yazıcı, şöyle devam etti:
''BDP'nin kimlerle bağlantılı olduğu biliniyor. PKK 'hayır' diyor. Bu millet hiçbir şey bilmezse bile, hiçbir argümanı dikkate almasa bile PKK'nın 'hayır' dediğine 'evet' demesi lazım. En basit ölçü budur. İnsafsızca askerimizi, polisimizi, vatandaşımızı öldüren PKK'nın 'hayır' dediğine 'evet' denilmeli. Anlatmakta bazı eksiklik olabilir. Ama milletimize bu değişikliklerin ne getirdiği iyi anlatılabilirse, neye 'evet', neye 'hayır' dediğinin ayırdı iyi yapılabilirse sandıktan muazzam şekilde 'evet' çıkar. Verdiğim örnekler itibariyle kıyaslama yapıldığında 'hayır' demenin yanlış olduğunu herkes söyleyecek. Dolayısıyla milletimizin yanlış yapacağı kanaatinde değilim.''
Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Bakan Yazıcı, ''YAŞ sürecindeki yargı kararları ve toplantıda alınan kararları nasıl yorumladığının'' sorulması üzerine, YAŞ sürecinin henüz bitmediğini, bir iki konuya ilişkin çalışmaların sürdüğünü belirterek, ''Yargı ayrıdır. Yargının çalışmaları ile hükümeti birbirine karıştırmamak lazım. Bu kararlar içinde yanlış olanlar olabilir. Ama şunu ifade etmek isterim ki bir hakim ve savcı kanıtı olmadan, vicdanı rahat etmeden bir bireyin hak ve özgürlüğünü şu veya bu sebeple sınırlamaz. Bu çok zor bir iş. Yakalama kararı çıkartması, bunların kaldırılması bir uygulamadır. Bunda yadırganacak bir durum yok. Bunları hükümetin tasarrufları ile ilişkilendirmemek lazım'' diye konuştu.
Yazıcı, Türkiye'nin en temel sorunlarından birisinin kamu kurum ve kuruluşlarının görev ve yetkilerinin dışına çıkarak işlem yapmaya kalkışmaları olduğunu ve sorunun orada başladığını vurgulayarak, bunların en somut örneklerinin Anayasa Mahkemesi ve idari mahkemelerin verdiği kararlar olduğunu, bu kararlar ile yürütme erkinin yerine geçilmiş olduğunu söyledi.
Muhalefet partilerinin Başbakan'ın YAŞ'a karışmaması gerektiğini söylediğini ifade eden Yazıcı, ''Kanunlarımıza göre YAŞ'ın başkanı Başbakan'dır. Başkan bir şey demeyecek, ne getirilirse imzalayacak. Böyle bir şey olur mu? Yürütme erki, hükümet olarak yapılacak her türlü faaliyetin hesabını verecek, yanlışlıklar ile ilgili sorulara, gensoruya muhatap olacaksam bu tasarruflara katkım olacak. Türkiye olağanlaşıyor. Bunları da böyle görmek gerekir'' dedi.
Yazıcı, devletin işleyişinde her şeyin ulu orta konuşulmayabileceğini ifade ederek, ''Konuşulacak zeminler vardır. Ana muhalefet partisi sık sık 'Genelkurmay Başkanı ile Başbakan ne konuştuğunu açıklasın' diyor. Niye açıklasın? Başbakan da Cumhurbaşkanı da haftalık konuşmalar yapıyor. Ne konuştuğunu açıklamak zorunda değil. Paylaşılacak şey varsa paylaşılır, ama her şey paylaşılacak diye bir şey yok'' diye konuştu.
-SON DÖNEMDEKİ TERÖR SALDIRILARI-
Terör örgütünün terörün bitmesini istemediğini, terör örgütünün tek boyutlu değil, karmaşık yapısı olduğunu kaydeden Yazıcı, ''Buna yardım eden iç ve dış güçler var. Terörün var olmasından geçinen kesimler oluşmuş. Terörün zemin kaybetme sürecinde daha azgınlaştıkları görülüyor. Sayısal olarak belki zaman aralığı olarak fazla görülüyor. Ama geçmiş yıllarla kıyaslandığında onları aşacak boyutta değil. Ama bir kişi de olsa can candır. Birey hak ve özgürlüklerinin en başında yaşama hakkı gelir. Bu olmadıktan sonra diğer özgürlüklerin bir anlamı kalmaz. İnşallah ülkemiz bu beladan kurtulacaktır'' ifadelerini kullandı.
-RİZE BELEDİYE BAŞKANI BAKIRCI'NIN SÖZLERİ-
Yazıcı, Rize Belediye Başkanı Halil Bakırcı'nın geçtiğimiz haftalarda basına yansıyan sözlerine ilişkin soruya da ''Bakırcı'nın sözleri iyi niyetli, ama yanlış oldu. Talihsiz, amacını aşan, parti disiplinini aşan bir konuşma oldu. Bir kusur varsa gereği yapılır. Partimiz de disiplin kuruluna sevk etti. Savunmasını alıp gereğini yapacaktır. Dar anlamda da olsa yargılama yapacaktır. Şu dönemde kurul üyeleri seçim bölgelerinde olabilirler ama bir karar verilecektir'' yanıtını verdi.