Çanakkale sadece kahramanlık, Yemen sadece bir ağıt değildir!

İbrahim KARAGÜL

Osmanlı Yemen’de neden bu kadar bedel ödedi? Neden Anadolu’yu Yemen ağıtları sardı? Neden Kızıldeniz kenarında, Hint Okyanusu’nun kıyısında bu kadar tutunmaya çalıştı? Yemen’i bizim için bu kadar değerli, vazgeçilmez yapan neydi? Yemen jeopolitiği Osmanlı/İslam milletinin hangi hassasiyetleri, çıkarları, güç kavgaları Yemen üzerinde böyle büyük bir hesaplaşmanın konusu oldu? Biz o ağıtları boşuna mı yaktık? Bugün bazılarının bitik bir imparatorluğun intihar sahnelerinden biri olarak gördüğü Yemen savaşı, aslında Çanakkale kadar önemliydi? Hem Hint Okyanusu’na açılan Kızıldeniz’i hem Arap Yarımadası’nı hem Mekke ve Medine’yi savunmak Yemen’den başlardı çünkü. Bu savaş bir gelecek savaşıydı; İslam yurdunun, Ortadoğu denilen bölgenin ve Güney Asya’ya uzanan stratejik yolların denetim savaşıydı. Osmanlı çözülürken, dağılırken bile yüz yıl sonrası siyasi haritaların kaygısını taşıyordu. Yüz yıl sonra bile coğrafyanın, İslam milletinin ayakta kalmasının hesabını yapıyordu. Osmanlı, İstanbul’un savunmasının Saraybosna’dan, Yemen’den, Basra’dan başladığını çok iyi biliyordu. Dağılırken bile kıtalararası güç haritasını şekillendirmeye çalışan bir stratejik hafızadan, bir jeopolitik akıldan bugüne neredeyse hiçbir miras kalmamış olmasından daha büyük bir talihsizlik olur mu! Çanakkale aslında bugünün savaşıdır Peki ya Çanakkale? Neredeyse bütün Batı cephesine karşı verdiğimiz o dünyalar savaşı sadece bir kahramanlık öyküsü mü? On üç yaşında gencecik insanları, on binleri dünyanın en azılı savaş endüstrisinin karşısına diken, Anadolu’nun taşını toprağını küçücük bir kara parçasında yığan bir akıl, sadece Birinci Dünya Savaşı’nın bir cephesini mi korumaya çalışıyordu? Çanakkale de bir gelecek savaşıydı, bugünün savaşıydı. İstanbul’u, Anadolu’yu, son sığınağı koruma savaşıydı. Bunu yaparken de Asya ile Avrupa arasındaki güç savaşında “ben de varım, ben bu halde bile küresel güç haritasını şekillendirecek bir güçteyim” diyen bir aklın mücadelesiydi. Çanakkale o gün, o tarihte geçilseydi, Birinci Dünya Savaşı’nın sonuçları bizler için çok daha büyük hüsran olacak, belki İstiklal Savaşı bile yapılamayacak ve Anadolu ebediyyen kaybedilmiş olacaktı. Evet, Çanakkele İstanbul’un savunmasıydı. Ama bu kadar değil. O kurmay zeka şunu biliyordu: Bağdat’ın, Şam’ın jeopolitiği Çanakkale’den başlıyordu. Aslında İstanbul kadar Suriye, Mezopotamya da orada savunuluyordu. Yüz yıl sonra aynı senaryo, aynı cephe Peki bugünkü jeopolitik zeka, Çanakkale Zaferi'nin yıldönümünde Suriye’de yaşananlarla, Irak’ta yaşananlarla Çanakkale savunması arasında bir bağ kurabiliyor mu? Hiç sanmıyorum. Onların daha Irak ve Suriye’de aslında ne olduğunu bile kavradıklarından emin değilim. Yemen’i ele geçirenlerin, Çanakkale’de karşımızda duran cephenin Mezopotamya’nın kalbine nasıl yerleştiklerini hatırlatalım onlara. O dönemde Mezopotamya’nın kalbine yerleşen İngilizler ile seksen altı yıl sonra aynı bölgeye yerleşen Amerikan ordularının aynı mirası paylaştıklarını, senaryonun aynı olduğunu, aynı güç planlaması için buralarda olduklarını hatırlatalım. O dönemde Irak ve Suriye’yi nasıl işgal etmişlerse, paramparça etmişlerse şimdi yine aynısını yapıyorlar. Yüz yıl, dünya tarihinde pek de bir şey değiştirmiyormuş. Öyleyse bugünün tarihini anlamak istiyorsak, Birinci Dünya Savaşı ve hemen sonraki yıllar bizim için tek adrestir. O tarihi bilmiyorsak bugün coğrafyada neler döndüğünü asla anlamayacağız. O dönemki kurmay zekayı, jeopolitik hesapları ve öngörüyü bugüne taşıyamamışsak, Anadolu’nun güney sınırlarından bir adım öteye gidemeyeceğiz, bir adım ötesini göremeyeceğiz ve bu da bize bir yüzyıllık kayıp daha yaşatacak demektir. Cephe hiç değişmedi, Türkiye hala Osmanlı Türkiye’nin Suriye konusunda attığı adım belki de dünya savaşından bu yana en büyük jeopolitik hesabı yansıtıyordu. Bölgenin yeniden biçimlenmesine, demorafik güç yapılanmasına karşı verilen bir cevaptı. Bu farkedildi ki, Batılı koalisyon, Çanakkale’de karşımızda yer alan o meşhur ittifak, geleneksel müttefiklerimiz Türkiye’nin arkasından çekildi. Bu da, bölgede ne kadar ortaklık kurulursa kurulsun, ne kadar işbirliği yapılırsa yapılsın, yüz yıldır cephenin hiç değişmediğini, Türkiye’nin onlar için hala Osmanlı olduğunu gösteriyor. Bugün Suriye’de, Yemen’de, Orta Afrika’da, Irak’ta Türkiye’nin kurmaya çalıştığı ortaklık köprülerini birer birer ateşe verenlerle Çanakkale’ye dünyanın en ağır askeri gücünü yığanlar aynı ülkelerdir. Onlarca yıl, Türkiye’yi iç çatışmalarla tüketmeye ve yeniden ayağa kalkmasını engellemeye çalışanlar aynı ülkelerdir. Bugün İran’ın bölgesel açılımına destek verip Türkiye’yi dengelemeye çalışanlar da aynı güçlerdir. Yeni Osmanlıcılık diye ortalığı ateşe verip Türkiye’nin gözünü korkutanların eski Osmanlı şehirleri üzerinde kurulan İran nüfuzuna ses çıkarmamaları da bu yüzdendir. Bağdat değil İstanbul bombalandı Irak işgali sırasında, Bağdat bombalanırken, Bağdat’a atılan bombaların İstanbul’a atılmış olduğunu, Bağdat’ın savunulmasının İstanbul’u savunmak olduğunu, Irak’ın jeopolitiğinin Çanakkale’de başladığını, Çanakkale’ye gelen İngiltere ile Mezopotamya’yı işgal eden Amerika’nın aynı güçler olduğunu ve aynı hedefe kilitlendiğini yazmıştım. Çanakkale Zaferi’nin yıldönümüyle Irak işgalinin yıldönümü aynı dönemde anılırken neler hatırladık? İşgalin ağır faturası, yaşanan trajedi ile Çanakkale Savaşı'nın dehşetini ve Çanakkale’yi yeniden hatırlamanın zaruretini birlikte yaşadık. Neden? Bizleri bu kader birliğine iten sebepler nelerdi? Çanakkale ile Irak arasındaki bağ, sadece Çanakkale Şehitliği'nde yatan Musullu, Bağdatlı, Basralı şehitlerle mi sınırlıydı? Anlatmak istediğim; kaderlerimiz o gün de birdi, bugün de aynı. O gün Çanakkale savunmasını yapanlar bugün coğrafyanın savunmasını yapmakla mükelleftir. İstanbul’un kaderiyle Bağdat’ın kaderi hep aynı olmuştur. Bağdat Çanakkale’den savunuluyorsa İstanbul da Bağdat’tan, Şam’dan savunulur. Gözlerimizi kör edenlere dikkat, o hesap bitmedi Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın; “Türkiye Endülüs olmayacak” sözünü hafife almayın. Endülüs ile Osmanlı’nın yaşı hemen hemen aynıydı. İspanya’da o imparatorluğun izini bile bırakmadılar. Batı için İstanbul hala Doğu Roma’nın başkentidir. O hayal hiçbir zaman yok olmamıştır. Beş yüz yıl böyle hayaller için çok uzun değildir. Bağdat’ın bombalanma görüntülerini gözlerinizin önüne getirin. Bir gün Medine için de, İstanbul için de aynı kaderi hayal ettiklerini asla unutmayın. Çanakkale onlar için bir Anzak şovu, bizim için sadece bir kahramanlık değildir. Yemen de bizim için bir ağıt, bir intihar hareketi değildir. Çünkü biz, yüz yıl öncesini konuşmuyoruz. Bugünün tarihini tartışıyoruz. Ülkenize, komşularınıza, coğrafyanıza, yakın ve bugünkü tarihe böyle bakın. Bakın da bu ülkenin gözlerini kör etmeye çalışanları, belini kırmaya çalışanları, ufkunu daraltıp onu yeniden Anadolu sınırlarına hapsetmeye çalışanları iyi belleyin. Unutmayın; Birinci Dünya Savaşı bizim için daha bitmedi, o hesaplaşma devam ediyor. Dün Çanakkale’de verildi o hesap bugün eski Osmanlı şehirlerinde veriliyor. Yarın yeniden İstanbul önlerinde vermek zorunda kalabiliriz.

İlk yorum yazan siz olun
OKUYUCULARIMIZIN DİKKATİNE !... Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.