Fetvayı Google'a sormayın

Cübbeli Ahmet Hoca

Allahımızın gönderdiği  Kur’an-ı Kerim ve  Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)in hadis-i şeriflerinin ışığı altında, bir 

mürşid-i kâmil bularak, bir şeyhe uyarak, bir üstad bularak öğreneceksin. 

Madem bilmiyorsun, hastasın, cehalet hastalığına tutulmuşsun, bu işin şifası ancak sormaktır. Sormak, öğrenmek, araştırmak, incelemek lazım. Ama internetlere girip, Google’dan çare aramayın. İşi ehlinden öğrenmek gerek.

Bu gidişata bir dur demen lazım. Bir dur dersen Mevla’da azap meleklerine bir dur der. Ama bu vaziyet gidersen olmaz. Sohbet dinlemiyorsun, hidayet istemiyorsun. “Hidayet isteyin hidayet yaratayım” buyuruyor. “Rızık isteyin rızık vereyim” buyuruyor. Bunu daha da çoğaltabiliriz. Ayet-i kerimede “O Allah ki yedirir, yemez” buyruluyor. Yine “Sizden beni rızıklandırmanızı istemiyorum. Kullarımın beni yedirmelerini de istemiyorum. Çünkü ben yemem zaten” buyuruyor. “Bütün rızıkları, yaratıyorum, gönderiyorum, sevk ediyorum” buyuruyor. Ama sebepler alemindeyiz. 

Yani bakkalla irtibatsız olur mu?! “Yok ben bakkal, fırın falan bilmem hayatımda” diyenler olabilir. Niye? Çünkü sitede oturuyorsun kapıcı vardır. 

O zaman yine de bir aracı oluyor değil mi?! 

Ağzına gelip girmiyor yani. O zaman hidayeti de isterken sohbet dinle demektir. Sen yemeği pişirmeden veya pişirenden almadan doymuyorsan o zaman hidayet sebeplerinde başvurmadan da yolunu bulamazsın. Hidayet sebebi de ilimdir. Allahımızın gönderdiği Kur’an-ı Kerim ve Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)in hadis-i şeriflerinin ışığı altında, bir mürşid-i kamil bularak, bir şeyhe uyarak, bir üstad bularak öğreneceksin. 

HER HASTALIĞIN İLACI VAR

Biliyorsan anlat, bilmiyorsan dinle. Eğer bilmiyorsanız zikir ehline sorun. Bunun yolu budur. Hadis-i şerif “Cehaletin şifası ancak sorup öğrenmektir” buyuruyor. Yani her hastalığın bir ilacı var. Ağrı kesici içiyorsun ağrının geçmesi için. İçmesen duramıyorsun. Burada da bir cehalet var. Bunun da bir şifasını arıyorsan mutlaka soracaksın. Peki, kime soracaksın? Ehline bulacaksın ve ona soracaksın. Gidip kuyumcudan ekmek istemeyeceksin tabiki. Kasaptan patlıcan istemeyeceksin. Herkesin işi var. O zaman bilenlere danışacaksın.

KULAĞINI PATLATIRCASINA ANLATACAĞIZ

Hazır yazılmış bir kitap var. İman-İslam ilmihalinin içinde her şey var. Bir insan “Şöyle bir imanımı, itikadımı tashih edeyim, gözden geçireyim. Ehl-i Sünnet’e göre bu konular nasılmış acaba? Bu kadar ayeti, hadisi bilen ulema, evliya var. Ben bir şey bilmiyorum. Bu kadar bilenler bundan ne çıkartmışlar” demelidir. Hazır ilim sana gelmiş. Senin yaptığın iş fırını, bakkalı, kapıcıyı geçti yahu. Senin ağzına ekmeği koysalar çiğnemiyorsun artık. Sen bu kadar direniş içinde nasıl hidayet bulacaksın. Açlık grevi yapan adamın ağzına zorla bastırsan yemeği doyurabilir misin? O zaman sana ne yapacağız? Kulağını patlatırcasına, kafanı çatlatırcasına anlatacağız. 

İMKÂNLAR ARTTI AMA GAYRET YOK

Ayette de “Habibim emrolunduğun şeyi kulakları çatladırcasına, beyinleri yararcasına haykır.” (Hicr-94) buyruluyor. Yani anlata anlata artık onların kulaklarını çınlat, kafalarını çatlat deniyor. Sana bu kadar sohbet yapılıyor. Televizyonlar, radyolar, internet siteleri her şey var. İmkân arttı ama açıp dinlemiyorsun. Bir sürü mesai harcanmış, canımız çıkmış, bir kitap yazılmış, okumuyorsun. “Evime aldım kütüphaneme koydum” diyorlar. E o zaman “Ekmeği aldım, yemedim” demek oluyor. Doymazsın yine. Açıp bakacaksın, okuyacaksın. Yine anlamadığın bir şey olduğunda bir hoca efendiye ulaşmaya çalışacaksın. “Bu ne demek istiyor?” diye soracaksın. Gerçi anlayabileceğiniz, ananızın dilinde yazıldı. Parantez de koyuyoruz anlamadığınız kelimeler geçer diye. Ama bazen seviye çok düşük oluyor, adam anlayamıyor. Bırak Osmanlıcayı, Türkçeyi bile anlayamayan gençlerimiz var. Dolayısıyla tabi ki şerh edilir, sorulara cevap verenler bulunur yani. Cami imamına bile “Şurada ne diyor” diye sorsan sana anlatabilir. Ama sende hiç gayret yok. 

ÖLÜMÜN ZAMANI BELLİ DEĞİL

Sana “60 yaşından önce ölmek yok” da demediler. Öyle bir şey olsa anlarım yani. Adam 50’ye kadar rastgele yaşayıp sonra “4-5 senede toparlarım. Tövbe kapısı açık. Allah-u Teala affeder” dese bir mantıklı hesap yapar belki. Ama ölümün ne zaman geleceği belli değil. Geldiği anda da her şey bitiyor, dönüş yok. Bu durumdaki bir insanın Allah’a, ahirete zerre kadar imanı varsa kendini cahil bırakmasını ve cahilliğe razı olmasını insanlık olarak görmüyorum. Onun için “Ey genç! Öğren, öğren, öğren. Dinini, kitabını öğren. Habibini öğren, sünnetini öğren” demiş. Bilmemek ayıptır. 

İLK ADIM ÖĞRENMEK

“Cehalet ardır, ona razı olan sadece hımardır!” denmiş. Cehalet adamı dünyada da, ahirette de rezil eder. O zaman insanlığa döneceğiz. İnsan olarak yaratıldığımızın şuuruna ereceğiz, insaniyetimizi muhafaza edeceğiz. Bunun için de ilk adım taallümdür, öğrenmektir. Bunun da yolu ya sohbet dinlemekten ya da kitap okumaktan geçiyor. Gidip de medreseye yazılıp, talebe olacak durumda değilsin. O durumdaysan mutlaka onu yap. Ama ekseri bunu yapamaz. İşi olan, çoluk çocuğa karışmış bir insanın işini bırakıp medresede tahsile gitmesi zor. Yani devamlı kalması zor. Belki haftada bir iki saat gidebilir. O da iyi bir şey ama medreselerde öyle kabul etmiyor tabi. Onların da bir ders programı var. 

HER ŞEYİN BİR ADABI VAR

Demek ki arayacağız ve bulacağız. Peki ne arayacağız? Hidayet arayacağız tabi ki. Yolundan gidersek de bulacağız. “Hidayet arayın Ben sizi hidayete erdireceğim” buyuruyor. Bir defa Allah’tan istemesini bileceğiz. İşte hacet namazı bunun yolu mesela. “Başıma gelenler hayırlı olsun. Şerli ise gelmesin” diyorsan istiare namazı bu demek işte. “Bir sürü günaha girdim. Bu işi nasıl toparlarız? Dönüşü var mı?” dersen tövbe namazı bu işte. Yani her şey ilme dayanıyor her şey. Rastgele “Ya Rabbi hayırlısını ver” demekle istiare olmuyor işte. “Ya amma da pişman oldum. Keşke yapmasaydım şu işi” demekle de tövben kabul olmaz yani. Bunun bir lafzı, bir adabı, bir abdesti, bir guslü var. 

HASTALIĞIN ŞİFASI SORMAKTIR

Böyle şey olmaz. İlimsizsen, sormadan hangi çareyi arıyorsun yahu! Madem bilmiyorsun, hastasın, cehalet hastalığına tutulmuşsun. Bu işin şifası ancak sormaktır. Sormak, öğrenmek, araştırmak, incelemek. Ama internetlere girip, Google’dan çare aramayın. Çünkü çok Ehl-i Sünnet dışı hocalar, profesörler, ilahiyatçılar var. Vehhabisi, Şiisi, Mutezileai, Cebriyesi cirit atıyor. Sanki ilahiyatlar bunun için kurdurulmuş?! O niyetle kurdurulmamış olsa da oraya doğru gitmiş yani. 

ÖZGÜL AGIRLIGIM NE KADAR FAZLA Ki KARAR VERiLEMiYOR

Kıymetli sevenlerimiz. Salı günü mahkememiz vardı. Geçen Perşembe sohbette “Bu hususta karar günüdür. İleri atılması düşünülemez” demiştik ve özel dualar istemiştik. Bundan dolayı çok merak edenler oldu. 

Karar çıksaydı tabiki haberlere yansırdı ve hepiniz duyardınız. Fakat karar çıkmayınca haberlere de yansımıyor. Yansımayınca da böyle ileri atıp gidiyor. Siz cemaatimizden telefonlar geliyor. Ne oldu diye merak edenler arayıp soruyor. 

ZARURİ AÇIKLAMA

Biz de bunlara tek tek cevap vermekle baş edemeyeceğimizden bu açıklamayı yapmayı sizleri bilgilendirmek açısından zaruri gördüm. Bu dava 2011 yılının sonunda başlamış bir davadır. 2015’i bitiriyoruz, karar açıklanmadı ve Mart ayına tehir edildi. Dolayısıyla hemen hemen 4 senelik bir mesele oluyor. Geçtiğimiz Mart ayında savcı bey beraatımızı isteyerek mütalaa verdi. Bildiğiniz üzere savcılar ekseriyetle ceza ister. 

Beraat istedikleri nadir olur. Fakat savcı beyin beraat istemesine rağmen karar bir senedir açıklanmadı. Dolayısıyla bu kararın gecikmesi bütün cemaatimizi, sevenlerimizi, bizi üzmektedir. Ancak elden bir şey gelmemektedir. 

Kararın tehir edilmesinin sebebi kararı verecek baş hâkimin gelmemesi ve savcının hazır bulunmaması. Zaten geçen ki savcı değişti. Baş hâkimin bir raporda vermeden gelmemesi neticesinde dava ertelendi. Fakat ertelenir de 10-15 gün sonraya ertelenir. 

ANLAM VEREMİYORUZ

Bizim davamızın en az 4 aydan fazla bir zaman sonraya ertelenmesinin sebebini, hikmetini biz bilemiyoruz. Neden dolayı tehir edildiğine de mana veremiyoruz. Halkımız da mana veremiyor ama olan da hayır vardır kaidesine göre biz bunu hayra yoruyoruz. Olumsuz, şer konuşmaktan sakınıyoruz, sığınıyoruz. Bu itibarla sizlere bu hususta bilgi vermek istedim. 

GECİKEN ADALET 

Şöyle bir şey anladım ki; Balyoz, Ergenekon ve birçok dava sonuçlandı. En son Şike davası sonuçlandı. Hatta Şike davasında bir kere karar verildi. Karar Yargıtay’a gitti. 

Yargıtay’dan sonra bir daha iade-i mahkeme kararı alındı. İade-i mahkeme de oldu ve yine karar çıktı. Böyle olmalı. Çünkü adalet hızlı gerçekleşmelidir. Geciken adalet, adalet değildir. Bu itibarla o davadaki hız iyi oldu, doğru oldu. Kararın çıkması açısından yorumluyorum ben bunu.  Ama bizim davamızda bu kadar senedir bir karar verilememesi, attıkça da atılmasına ne kadar da özgül ağırlığım varmış ki herkesin kararı kolayca çıkabiliyor da bizim demek ki bayağı insanları zorluyor. Veyahutta böyle gecikmelere sebebiyet veriyor.  Bunun boş bir şey olmadığı, ciddi bir mesele olduğu, çok ilgilenen olduğu, arka planda bazı konular olduğu artık kesinleşmiştir. Bunun başka bir izahı yoktur, kimse de buna başka bir mana verememektedir. 

İKİ SENE GEÇTİ

Çünkü istenilen deliller geleli 2 sene oldu. Bütün yazışmalar bitti. Bütün ifadeler alındı. Hiçbir beklenen dosya ve evrak, sorulacak soru yok iken devam etmesi ilginç bulunuyor. 

Herkes tarafından da çeşitli yorumlara sebebiyet verebiliyor. Ama biz olanda hayır vardır diyoruz. Allah akıbetimizi hayır eylesin. Bu davanın sonucunun da hayırla neticelenmesini cümlemize göstersin. Biz de ölmeden görürüz inşallah. 

İlk yorum yazan siz olun
OKUYUCULARIMIZIN DİKKATİNE !... Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.