İlâhiyât’ların ve eğitimin zihniyet ve sistem sorunu

Yusuf KAPLAN

İlâhiyât camiası yine kaynamaya başladı. Tartışılan konu, görünüşte İlâhiyât'larda felsefe eğitiminin yeri sorunu; ama gerçekte yaşanan sorun, bir zihniyet çatışması.

Doğrusu, iki tarafın da temelde iyi niyetinden şüphe etmiyorum. Ama sorunun, YÖK'teki iyi niyetli bazı arkadaşları linç girişimine dönüştüğü gözleniyor; ki, bu, meselenin mecrasından sapmasına, asıl konuşulması gereken yakıcı meselenin ıskalanmasına yol açıyor.

Asıl konuşulması gereken mesele şu oysa: Özelde İlâhiyât'lardaki, genelde ülkemizdeki eğitimin çapı, İslâmî niteliği ve yaşadığımız köklü medeniyet buhranının anlaşılıp, anlamlandırılıp, aşılması konusunda dikkate değer bir birikim ortaya konulup konulamadığı meselesidir.

SÖMÜRGECİ EĞİTİM SİSTEMİ!
Türkiye'deki eğitim sistemi, kaba-pozitivist, sığ, ithal bir eğitim sistemi. Ruhsuz, köksüz, geleneksiz, yaratıcılıktan uzak.

O yüzden çocuklarımızın zihin ve hayal dünyalarını delik deşik ediyor. Dolayısıyla hem yetenek öğüten bir makina'ya dönüşüyor hem de çocuklarımızın özgüvenlerini yerle bir eden, iflah olmaz bir aşağılık kompleksinin eşiğine sürüklüyor.

Özetle, bizim medeniyet dinamiklerimizi, tarihî derinliğimizi ve kültürel zenginliğimizi çocuklarımıza öğretmek ve güçlü bir özgüven duygusu kazandırmak yerine, böyle bir özgüven duygusunu kazandıracak bütün dinamiklerimizi inkâr ederek dinamitlediği için tam bir aşağılık kompleksinin ve dolayısıyla intiharın eşiğine fırlattı bizi: Yabancılaşmış, mankurtlaşmış, köksüz, bütün yaratıcı melekelerini yitirmiş, her bakımdan bitmiş kuşaklar icat etti.

Böyle bir şeyi sömürgeci Batılılar bile yapamazdı. Sonuçta Batılılar tarafından dışarıdan fiilen sömürgeleştirilemeyen bu ülke, içeriden, pergelini şaşırmış, metamorfoz yemiş, celladına âşık yerli sömürgeciler tarafından içeriden, zihnen sömürgeleştirildi.
Çığır açıcı bir eğitim sistemine ihtiyacımız var. Böyle bir sistemi, Müslümanlar olarak biz geliştirdik tarihte. Ortaçağları ve modernliği kuran eğitim sistemini Batılılar bizden aldılar. Oxford, Sorbonne, Paris, Marburg, Padua, Bologna, Palermo üniversiteleri, Bağdat, Kayrevan, Kurtuba medreseleri model alınarak kuruldu.

PERGEL METAFORU VE TEVÂRÜS, TEMELLÜK, TEMESSÜL SÜREÇLERİ
Bir eğitim sistemi üç aşamalı bir süreçle hayata geçirilir: Tevarüs, Temellük ve Temessül. Önce medeniyet birikimi tevarüs edilir. Sonra temellük edilir; yani özümsenir. Son olarak da temessül edilir; yani bütün dünyaya sunulur, önerilir.

Bu üç süreç işletilirken bütün insanlığın birikimine ulaşılır. Bunun formülü de Hz. Mevlânâ'nın pergel metaforudur: Pergelin sabit ayağı kendi medeniyet dinamiklerinize basılır; pergelin hareketli ayağıyla da bütün insanlık birikimine ulaşılır.

Türkiye'deki eğitim sistemi, bu üç süreçten de yoksundur. Dahası, pergelini şaşırmıştır: Pergelin sabit ayağını Batı'ya bastığı için feleğini de şaşıran, metamorfoz yiyen, yaratıcı ruhtan mahrum, sarsak ve köleleştirici bir eğitim sistemidir.

Pergel metaforu ekseninde, Tevarüs, temellük ve temessül süreçlerini işleten bir eğitim sistemi, çocuklarına üç güzergâhtan oluşan muhkem bir yol haritası armağan eder: Önce bir mesele sahibi kılar. Sonra mesuliyet şuuru kazandırır; sonra da sual sorma kabiliyetlerini geliştirir.

Bizim eğitim sistemimiz, kültürel inkâr'la işe koyulduğu için çocuklarımızı da, onları eğiten akademik kadroyu da meselesiz'leştirir. Öğrencinin tek derdi diploma almak; hoca'nın tek işi de diploma vermekten ibaret hâle gelir: Oysa mesele'si olmayan'ın mesuliyet bilinci de olmaz. Mesuliyet bilinci olmayanın ise, sual sorma melekeleri gelişmez.

LİNÇ GİRİŞİMİ KABUL EDİLEMEZ!
Eğitim sistemimizin sorunları için dikkat çektiğim açmazlar, İlahiyatlar için de geçerli!

İlahiyatlar, bize nefes aldırdı; bu doğru. Ama insanlığın önünü açacak çaplı adamlar çıkaramadı; çığır açıcı akımlar kuramadı.
Aksine Batı'da çeliştirilen bütün teoloji disiplinlerini ithal etti. Bu arada daha vahimi de bizim kaynaklarımıza nasıl nüfuz edebileceğimiz, yeni tekkekür ve ilim geleneklerini nasıl icat edebileceğimiz ve oradan kalkarak insanlığın temel varoluşsal sorunlarını nasıl aşabileceğimiz konusunda önümüzü açacak bir performans ortaya koyamadı. Mesela dünya çapında bir mütefekkir çıkaramadı. Aksine İlahiyat'tan mezun olup da Kur'ân'ı tertil üzere okumaktan âciz insanlar bile mezun etti.

İşte YÖK'teki arkadaşların dertleri bu! Bizim kaynaklarımıza nüfuz edecek, başka dünyalara da açılabilecek İslâmî bir eğitim modeli geliştirmek ilahiyat'larda. Bu konuda ne kadar yeterli olunduğu tartışılabilir. Ama ilâhiyâtlarda felsefe derslerinin kaldırıldığı iddiasıyla ortalığı karıştıran insanlar bunu çok iyi biliyorlar aslında. Kaldı ki, mevcut ilâhiyâtlarda çaplı bir felsefe eğitimi filan da yok!
Velhasıl, bendeniz YÖK'ün yıkılıp yeniden kurulmasından yanayım. Bu, ayrı bir yazı konusu. Burada bu tartışma faslında şu kadarını söyleyeyim: YÖK'teki arkadaşlar, iyi niyetliler, her türlü iletişime açıklar ve “vesayet sistemi kuruyorlar!” gibi suçlamaları da hiç haketmiyorlar. Bu satırları, “İlahiyatlardan felsefe derslerinin kaldırılması cinayettir” başlıklı yazılar yazmış biri olarak yazıyorum.

HERŞEYİ 18 YAŞINDA BİTİREN iBN SİNA MODELİ
Nasıl bir eğitim sistemi kurabiliriz sorusunun cevabını İbn Sina'nın aldığı eğitime bakarak verebiliriz:

İbn Sina, 10 yaşında Kur'an-ı Kerim'i hıfzediyor. Ardından âlet / dil ve usûl ilimlerini okuyor. Ardından Kur'ân, hadis, fıkıh ilimlerini; sonra şiir, edebiyat, meâni, belağat ilimlerini ve son olarak da kelâm, felsefe, tasavvuf okuyor.

Kaç yaşında bitiriyor bütün bunları? İnanmakta zorlanacaksınız ama tam 18 yaşında!

Mesele budur. Model de burada gizlidir. Anlamsız tartışmalarla enerjimizi boş yere harcamayalım lütfen, diyorum.

İlk yorum yazan siz olun
OKUYUCULARIMIZIN DİKKATİNE !... Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.