İnsanlık, insanlığını koruyabilecek mi?

Yusuf KAPLAN

Büyük soruları soramaz ve bu soruların izini süremezsek insanlığın yok oluşuna yol açan saldırılara karşı sessiz kaldığımız için suç ortağı olmuş oluruz biz de!

İNSANLIĞIN SORUNU EKONOMİK BUNALIM DEĞİL METAFİZİK BUNALIM

İnsanlığın sorunu, ekonomik kriz değil metafizik krizdir; anlam krizi, manevî bunalım yani.

Metafizik krizi gözardı ederek sadece ekonomik, siyasî krizleri konuşmak, insanlıkla dalga geçmek gibi bir şeydir.

Yaratıcı fikrinin, hakikat fikrinin yitirildiği, tabiatın delik deşik edildiği bir zaman diliminde sadece ekonomik krizleri konuşmak insanlığın temel ontolojik sorunlarını halletmeye yetmeyecektir. Ekonomik krizler çözülse bile, bu, insanlığın yok oluşunu, dünyanın cehenneme çevrilişini önlemeyecek hatta aksine daha da katmerli hâle getirerek içinden çıkılmaz boyutlar kazanmasına yol açacaktır.

Ekonomik kalkınma veya büyüme ile insanlığın insanca bir dünyaya kavuşacağını sanmak, hem dünyayı, insanı ve dünyada olup bitenleri anlayamamak hem de çok büyük bir aldatmacadır. Hayatın anlamını yitirdiği, manevî bunalımın tavan yaptığı, insanın manevî olarak aç olduğu bir dünyada insanın maddî açlığını gidermeniz, insanca bir dünya inşa etmenizi sağlamayacaktır hiçbir zaman!

“İNSANLIĞIN KÖKÜNÜ KAZIMA KONUSUNDA KİMSE BATILILARLA YARIŞAMAZ!”

Thomas Paine, “insanlığın kökünü kazıma konusunda kimse Batılılarla yarışamaz!” demişti.

“Thomas Paine, kim” mi?

Amerikan Devrimi’nin gerçekleştirilmesinde kilit rol oynayan Fransız aydınlarından, eylemcilerinden ve yazarlarımdan biri. “The Rights of Man” başlıklı tarihî, insan hakları konusunda öncü bir kitaba imza atmış bir yazar, kabına sığmaz bir adam.

Sömürgeciliğin kıtalar dolaştığı, emperyalizmin bütün insanlığa kan kusturduğu bir çağda tarihin kilometre taşlarından biri olan bir devrime, Amerikan Devrimi’ne tanıklık ve öncülük etmiş bir adam olarak Paine’den alıntıladığım cümle daha da önem kazanıyor.

Amerikan Devrimi, ABD’nin kurulmasını sağladı ama ne üzerine, nasıl hunharca kan dökülerek kuruldu ABD?

İşte bu devrimin arkaplanını ve kuruluş sürecini iliklerine kadar yaşamış bir adam Thomas Paine.

Batılıların barbarlıklarına bütün ürperticiliğiyle tanık olmuş biri.

ABD kurulurken oluk oluk insan kanı akması, Batılıların tarihlerinde olağan hâdiselerden biri; ama milyonlarca yerlinin katledildiğini, kültürlerinin, medeniyet birikimlerimin yerle bir edildiğini, yaşanan ürpertici insanlık trajedilerinin hikâyelerini bilmek bütün insanlığın hakkı.

Ama Vietnam konusunda yüzlerce film çeken aşağılık Amerikalılar, yerlilere, yerlilerin kültür ve medeniyet birikimlerine ve zincirlere vurarak Afrika’dan köle olarak Amerika’ya getirdikleri zencilere, zencileri nasıl katlettiklerine dair adam gibi hiçbir film çekmediler henüz!

Amerika’da yapılan insanlık ve kültür katliamı filmlerle vs adam gibi anlatılsın bütün insanlığa, insanlığın Batılılara duydukları ayartıcı ve yanılsatıcı hayranlık bir anda tuzla buz olur ve yerini inanılmaz bir nefrete bırakır.

BİR TAŞLA BİRKAÇ KUŞ VURMAK!

Belki de bu gerçeklerin bir gün gün ışığına çıkartılabileceğini bildiklerinden olsa gerek, neredeyse yarım asırdır Müslümanları “terörist, vahşî, barbar, kan emici” olarak lanse ederek, böylelikle yeni bir düşman icat ederek hem dünyanın dikkatini İslâm’dan nefret edilmesine yoğunlaştırdılar hem Batılı toplumların bu ürpertici tabloları görerek bir kez daha kendilerinin insana, insan haklarına ne kadar değer verdiği imajını oluşturmuş ve kitlelerin Batı uygarlığına olan inançlarını meşrulaştırmış oldular hem de bizzat Müslüman toplumların İslâm’dan soğumalarına, uzaklaşmalarına zemin hazırlamış oldular.

Bir taşla bir kaç kuş vurmak böyle olabilir ancak!

Ama “yalanın sonsuza dek payidar olacağını sanmıyorum” diyorum fakat Kartacalıların nasıl tarihten silindiği, Endülüs medeniyetinin Batı’yı da, dünyayı da aydınlatan ışığının nasıl söndürüldüğü ve Endülüs’ün nasıl büsbütün tarihe gömüldüğü gibi yakıcı tarihî gerçekleri gözönünde bulundurarak Batılıların işlediği cinayetlerin teker teker bütün ayrıntılarıyla belgelenmesinin ve suratlarına çarpılmasının kaçınılmaz olduğunu düşünüyorum.

Tarihte “insan hakları, hukuk, özgürlükler” diyerek insan türüne Batılılar kadar hakaret eden başka bir uygarlık olmadı. Yine insanlığın kökünü kazımaktan, kültür ve medeniyet birikimini barbarca, gözünü kırpmadan yerle bir etmekten çekinmeyen tek uygarlık, Batı uygarlığı.

İNSANLIĞIN ÖNÜNDEKİ TEK SEÇENEK…

Özetle, pagan seküler-kapitalist Batı uygarlığı, Tanrı’ya saldırıdır, insana saldırıdır, hakikate saldırıdır, insanlığa saldırıdır.

Temel özelliği saldırı olan bir uygarlığı, insanlığın tek seçeni gibi sunmak Batılıların işlediği bütün ürpertici suçlara ortak olmaktır.

Batı uygarlığı, insanlığın geleceğini kararttı; umutlarını maddenin, araçların ve hazlarının kölesi yaparak yok etti.

Şu an tek dayanağı, aklı çarmıha geren algı imparatorluğu, pasif nihilizm olarak adlandırdığım insanı hız, haz ve ayartı hapishanesine hapsederek uyuşturan Batı uygarlığı, insanlığın hem seçeneği değildir hem de insanlığın önündeki seçenekleri iğrenç bir yöntemle yok etmekten başka bir şey yapamıyor: Uyuşturarak ve uyutarak insanın duyma ve düşünme meleklerini iptal ediyor.

Nereye kadar sürer bu?

Bir süre böyle gideceği anlaşılıyor ama insanlığın hem aklını, kalbini ve ruhunu hem de haysiyetini koruyabilen insanları Müslümanlar bu duruma “dur!” diyecekler ve insanlığın geleceğini yarın da Müslümanlar belirleyecekler…

Bunun için çok iyi hazırlanmak, önümüzü açacak öncü kuşakları çok iyi yetiştirmek zorundayız.

İslâm insanlığın insanca bir hayata kavuşmasının yegâne kaynağı ve şartıdır

O yüzden her zaman söylediğim gibi: Dünya bize gebe, biz hakikate…

Vesselâm.

İlk yorum yazan siz olun
OKUYUCULARIMIZIN DİKKATİNE !... Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.