Sosyal medya şirketleri, ABD’den sonra ilk hedef Türkiye’ye saldıracak... İhaleler çoktan dağıtıldı.

İbrahim KARAGÜL

Sosyal medya ilk başta ABD’nin dünya genelinde kullandığı “Soft Power” araçlarıydı. Amerikan imajı, Amerikan hayat tarzı, Amerikan küreselleşmesi ve en nihayetinde Amerikan hegemonyası için kullanılıyordu. Demokrasi, ifade özgürlüğü, kitle duyarlılığı üzerinden pazarlanıyordu.

Sosyal medya şirketleri, dijital yatırımlar, bu amaçla olağanüstü beslendi, büyütüldü. Ekonomik olarak dev yapılara dönüştürüldü. Hem teknoloji öncüleri hem de küresel ekonominin lokomotif yapıları haline getirildi. Küresel bir güç olarak öne çıkarıldı.

Sosyal medya şirketleri artık askeri müdahaleler yapıyor!

Tam bu aşamada ABD yönetimi bu şirketleri “Hard Power”a dönüştürdü. Artık bu şirketler, ABD askeri ve diplomatik gücünden bile daha etkili siyasi müdahaleler, ülke içi istikrarsızlıklar, rejim değişiklikleri gibi projeler için kullanıma sokuluyordu.

Bu şirketler üzerinden ABD hegemonyası yeniden tesis ediliyor, ABD ordusunun ulaşamadığı ölçekte bir güç, dünyaya aktarılıyor, ABD çıkarlarına ayarlı doğrular ve yanlışlar dayatılıyor, buna göre zorlayıcı müdahaleler yapılıyordu.

Birçok ülkede bu şirketler üzerinden kitle manipülasyonu, infiali uyandırılıyor, ABD ile uyumlu rejimler güçlendirilip uyumlu olmayan rejimler zayıflatılıyor, en sonunda da devriliyordu. Çalışma hem rejimler hem de siyasi liderler üzerine yoğunlaştırıldı.

Liderler için idam fermanları hazırlayıp infazlar yapıyorlar.

Kaynakları olan, pazarları olan ama ABD şirketlerine kendini kapatan ülkelerle, siyasi, jeopolitik ve ekonomik olarak ABD çıkarlarına göre hareket etmeyen liderler için idam fermanları hazırlanıyor, infazlar yapılıyordu.

Ukrayna, Gürcistan, Kırgızistan ve Lübnan’da gördüğümüz Kadife Devrimler bu projenin ilk örnekleriydi. Libya’da Kaddafi’yi devirme ve sonrasında Libya iç savaşı bunun en çirkin örneklerinden biriydi.

Arap Baharı’nın kontrol altına alınıp yönetilmesi, ABD ve Batı’nın istediği gibi sonuçlandırılması, uygulanan en kapsamlı projelerden biriydi.

Türkiye’de Gezi olayları, 17-25 Aralık müdahaleleri ve son olarak 15 Temmuz saldırısı sosyal medya araçlarıyla yapılan küresel ölçekte müdahalelerin en vahşi müdahalelerdi.

O güç şimdi ABD’yi vuruyor: Dünyadaki rejim değişikliği projesini ABD’de deniyor.

İş o noktaya geldi ki; iktidarda kalmak için ABD yönetiminin onayı ve desteğini arayanlar artık bu şirketlerden iktidar satın alabileceklerini düşünüyor, bu yönde girişimlerde bulunuyordu. Bütün dünyada bunun çok sayıda örneğini gördük, yaşadık.

Ama sonunda o güç ABD’ye döndü, onu vurmaya başladı. Besledikleri şirketler, dünyadaki rejim değişikliğini ABD’de denemeye başladı.

Washington yönetimi, kendi beslediği iki silahla vuruluyor şimdi. Biri sosyal medya şirketleri diğeri de terör. “Terörle mücadele” söylemini küresel bir doktrin yapan ABD şimdi kendi “iç terör”ünü konuşuyor.

Sosyal medya şirketleriyle rejim değiştiren ABD, şimdi aynı silahla kendi içinde rejim değişikliğini tartışıyor. Birçok ülkede bu yöntemle darbe tezgâhlayan ABD, 6 Kasım’daki Kongre baskınını açıkça “darbe” olarak niteledi ve darbeyi tartışıyor.

Mesele Trump değil, siz hâlâ anlamadınız mı?

Önce devletler bu şirketleri kullandı. Şimdi onlar devletleri, devletin iktidar gücünü kullanıyor ve daha da güç kazanıyor. Bir adım sonra devletleri devre dışı bırakacaklar. Devleti etkisizleştirip, karşısına çıkanı iktidar alanlarını ezecekler. Bunu da kitlesel dalgalarla yapacaklar.

Trump, her yönüyle tartışılabilir. Dengesizliği, siyasi görüşü, öngörülemezliği, ABD için iyi başkan olup olmadığı, ABD içindeki iktidar çatışmalarında nereye düştüğü, yanlışları gibi aklımıza gelen her alanda sorgulanabilir.

Ama ABD’de olanlar her ne kadar Trump’ın kişiliği üzerinde tartışılsa da aslında çok başka bir şey oluyor. Konu ABD için de dünya için de çok derin ve oldukça karmaşık. Trump’ı tasfiye eden bu güç, çok daha ötesinde bir planlamaya koşuyor.

Devletlerin, liderlerin, ülkelerin, inançların, değerlerin olmadığı bir dünya kuruyorlar.

Yeni bir dünya inşa etmeye çalışıyor. Ülkelerin, devletlerin, toplumların hiçbir rolünün kalmayacağı, tamamen bu şirketlerin çıkar ve güç arayışının hâkim olacağı bir dünya şekillendirmek istiyor.

Korkunç bir açgözlülüğe, bencilliğe ve çılgınlığa doğru sürükleniyoruz. Bu fırtına durdurulamazsa liderler de, devletler de, ülkeler de, inanç ve değerler de, insanlık da tarihe karışacak.

Bir ABD başkanını “iç tehdit” ilân ettiler. Twitter, Facebook, Instagram ve aklınıza gelen bütün sosyal medya araçlarıyla düşmanlaştırdılar. İfade özgürlüğünü hiçe saydılar. En temel açıklamalarına izin vermediler. Görevi devretmesine on gün kala bile azletmeye çalıştılar.

Bu, Kadife devrimlerle başlayan sürecin yeni hâli. Meselâ bugünlerde Kongo’da aynı şeyi yapıyorlar. Seçim öncesi Devlet başkanı, hükümet üyelerinin Facebook hesapları kapatıldı. Yarın birçok ülkede bunu yapacaklar.

Türkiye ayağı çoktan harekete geçti. Yalan fırtınası bu projenin bir parçası.

Bu şirketler, PKK gibi örgütlere alan açarken devletleri mahkum eden bir dünya düzeni dayatıyor. Küresel ölçekte yalan kurgusu, algı üzerinden toplumsal dalgalar oluşturarak bunu yapıyor. Bir nevi zihinleri işgal ediyor.

Türkiye’de CHP ve ortakları üzerinden servis ettikleri, hepimizi hayretler içinde bırakan yalan fırtınası işte bu projeden besleniyor.

İç politika çatışmaları sandığımız, siyasi partilerle terör örgütlerini aynı çatı altında toplayan proje, ABD’de gördüklerimizin Türkiye ayağı.

Devletler bu gücü sınırlamalı. Bunun bir yolunu bulmalı. Milletleri, toplumları bu yeni vahşilikten kurtarmanın bir yolunu bulmalı.

Bir avuç bencil azınlık “dünya nüfusunu azaltalım” diyecek.

Yoksa bütün dünya bir avuç azınlığın, seçilmişin imtiyaz alanı olacak. Bu, sadece ABD toplumu için değil, bütün milletler, toplumlar için ortak bir tehlikedir.

Bugün itibariyle bu şirketleri siyasi taraf olarak izliyoruz. Bir adım sonra devletlere savaş açtıklarını göreceğiz. Bunun üçüncü adımı ise kitlelere, haklara savaş açacak.

Bir gün, “Dünya nüfusu kaynaklara göre fazla, azaltmalıyız” diye kitlesel nüfus azaltma planlarını bile süslü cümlelerle insanlara pazarlamayı deneyecekler.

Açık ve net: ABD’den sonra ilk Türkiye’ye saldıracaklar. İhaleleri çoktan dağıttılar.

Şunu açık, net söyleyeyim:

Bu şirketler, ABD içindeki savaşlarını kazandıktan sonra (kazanırlarsa) ilk iş olarak Türkiye’ye saldıracaklar. 2023’e kadar ve bu tarihte, amansız bir müdahale başlatacaklar.

Seçimlere doğrudan müdahil olacaklar. Ve bunu açık açık ve pervasızca yapacaklar. 15 Temmuz’dan çok daha yaygın bir müdahale servis edecekler. Artık bunun adı “darbe” değil.

Türkiye’de ihaleleri çoktan dağıttılar, rol, görev paylaşımı yaptılar.

Siyasi liderlerin, partilerin, terör örgütlerinin, belediye başkanlarının, karanlık odakların koordine bir şekilde çalışmasını şimdiden görüyoruz. CHP ve unsurları üzerinden servis edilen sistematik “yalan” ve “kurgu”lar bunun ilk adımları.

“Direnç Adaları” kurulmalı. Batı için tarih çoktan bitti, ama bizim için yeni başlıyor.

Türkiye, ülkenin her karış toprağında, toplumun sinir uçlarında, kurumlarda ve sivil alanlarında, coğrafyada uzanabildiği her yerde “direnç adaları” oluşturmak zorundadır. Devletin savunma kalkanları kadar sivil kaleler de inşa etmelidir.

Artık bu ülkede iç politik kimlik kalmadı. Türkiye ekseninde olanlar ve bu şirketlerden iktidar devşirenler var. Çatışma bu alanda. Çatışma yerel değil, küresel. Öyleyse bu hazırlıklar bir bekâ, bir milli güvenlik meselesi gibi algılanmalı.

Biz tarih sahnesine yeni ve yeniden çıktık. Batı için tarihin sonu gelirken bizim için yeni başlıyor. Ümitsiz değil güçlü olmayı bileceğiz. Ve bu yükseliş tarihi bizim için çok uzun olacak.

Endişe yok, tedbir var.

Biz hep kazanacağız.

İlk yorum yazan siz olun
OKUYUCULARIMIZIN DİKKATİNE !... Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.