İbrahim KARAGÜL

İbrahim KARAGÜL

Aydın Doğan, terör ve ulusal güvenlik..

Aydın Doğan, terör ve ulusal güvenlik..

Devletlerin başka ülkelere karşı terörü şantaj unsuru olarak kullandığını çok gördük.
Ortadoğu'da hemen her ülkeye karşı, içeride örgütlenen, kurulan finanse edilen, eğitilen ve hedefleri belirlenen örgütlerin kullanıldığını, bu örgütler üzerinden bölgesel istikrarsızlaştırma planları yapıldığını, bu örgütler üzerinden ülkelerin diz çöktürüldüğünü, bu örgütler üzerinden etnik çatışmalar ve iç savaşlar çıkarıldığını, yüzbinlerce insanın hayatını kaybettiğini, ülkelerin parçalandığını gördük.

Yirmi yıldır, küresel ölçekte terörle mücadele söyleminin tam tersine, terörün bir şantaj aracı olarak küresel iktidar merkezleri tarafından ayakta tutulduğunu, demokrasi ve özgürlük söylemini bayraklaştıran ülkeler tarafından kullanıldığını gördük. Burada bir çırpıda, bu devletler tarafından yönetilen bir çok örgüt ismi sıralayabilirim.

Devlet içinde “çete”den devlete karşı çeteleşmeye

Yine devletlerin iç iktidar kavgalarında örgütlerden yararlandığını, devlet içinde çeteleşmelere müsade ettiğini, bunların sonucu olarak da bir çok kirli dosyanın yıllar içinde ortaya çıktığını çok gördük. Türkiye'nin siyasi tarihi, bu konuda akılalmaz örneklerle doludur. Bunların da uzun listelerini vermeye gerek yok. Bu ülkenin iç siyasetini, iç iktidar çatışmalarını az çok bilen herkes buna vakıftır.

Ama bu sefer yeni bir durumla karşı karşıyayız. Bu sefer, Türkiye'de aslında özgürlüklerden yana durması gereken, özgürlükleri ve kamu düzenini tehdit edenlere karşı durması gereken, ülke ve millet sorumluluğuna sahip olması gerekenler terörle- şiddetle, örgütlerle işbirliği yapıyor.

Devlet içinde çeteleşmeden çok, devlete, millete, ülkeye karşı bir çeteleşme söz konusu. İçeride istedikleri hükümeti kuramayanların, istedikleri politik dizaynı yapamayanların, AK Parti'yi tamamen tasfiye edip “eski Türkiye”ye dönmeye çalışanların, demokrasi ve özgürlük alanlarını demokrasi dışı iktidar projelerine kurban etmek isteyenlerin Türkiye'ye karşı açtıkları bir savaş var.

Bu, ülkeye ve devlete açılmış bir savaştır..

Evet, bu bir savaş halidir. Böyle bir savaş haline ilk kez tanık oluyoruz. Türkiye'yi dışarıdan çevrelemeye, içeri hapsetmeye çalışanlarla ortak bir şekilde yürüttükleri bu savaşı, bu ülkenin zenginliğinden en büyük payı alanlar yürütüyor. Onların derdi daha fazla zenginleşmekle sınırlı değil, ülkenin tamamına, millete sahip olmak.

Bu yüzden AK Parti'ye açtıkları savaşı, bütün ülkeye karşı bir savaşa dönüştürdüler. Onlar sahip olsun da, millet mahvolsun, ülke parçalansın, kan gövdeyi götürsün, her gün anlarca daha şehit haberleri gelsin umurlarında bile değil.

Eskiden pijamayla Başbakan karşılayanlar bugün yeniden politik dizayn yapıyor. Eskiden bakanlara talimat verenler bugün terör örgütleriyle ortaklık kuruyor. Eskiden hükümet yıkıp hükümet kuranlar, on üç yıldır mahrum oldukları bu güce yeniden dönmeye çalışıyor. 28 Şubat'ı yapanlar bugün yeniden darbe teşebbüsünde bulunuyor.

Başbakan asmayı bile denediler..

Bütün yolları denediler. Bütün projeleri uyguladılar. Darbeler, iç isyanlar, sokak terörü, Başbakanlık işgali, ülkeni yöneticilerini idam dahil her seçeneği yokladılar, Türkiye karşıtı bütün çevrelerle iş tuttular.

Gezi isyanını onlar yönetti. Başarsalar Başbakanı kelepçeleyip dünyaya öyle bir fotoğraf vereceklerdi. 17 Aralık darbe girişimiyle onlar ortaklık yaptı. Başarsalar Başbakan asacaklar, Türkiye'nin başına bir kukla Sisi getirecekler, idam mahkemeleri kuracaklardı. Türkiye ya Ukrayna olacaktı ya da Mısır.

On üç yıldır başarı gösterilen bütün alanlarda eskiye dönülecek, ekonomik refah sadece onların münhasır zenginliğine dönüşecek, bölgesel güçlenme yeniden Anadolu'ya hapse dönüşecek, siyasi partiler ve iktidarlar onların birer kuklası olacaktı. İstediklerinde Başbakan atayacaklar, istediklerinde kabine değiştireceklerdi. Bir ihale için bakanları bile azlettirebileceklerdi.

Türkiye'nin meydan okuması engellensin!

Hiçbirini başaramadılar. Her türlü çirkefliği, iki yüzlülüğü, kirli senaryoyu kullandılar. Efendilerinin onlardan istediği tek şey ülkenin millileşmesinin, güçlenmesinin, gelişmesinin, meydan okumasının engellenmesiydi. İşte bunlar bu büyük hesabın altında kendi iktidarlarını şekillendireceklerdi. Bu bir siyasi ihaleydi onlara verilen.

Kendi güç ve ihtirasları için her çirkin söylemi kullandılar, kamuoyunu zehirlediler, müthiş medya kampanyaları yürüttüler. Ekonomik zenginlikleri ve medya güçlerini bu alana hasrettiler. Yaptıkları aslında bir intihar saldırısıydı. Bu çevreler Türkiye'ye karşı on yıldır intihar girişiminde bulunuyor. Ülkenin milli direncini tasfiye edip, bu direnci ayakta tutanları yok etmeye çalışıyorlar. Bu dirence yönelik kamuoyu desteğini de kirli, çirkef söylemlerle kirletiyorlar.

Ellerinde denenmedik pek bir şey kalmadı. Bütün uğraşları boşa çıktı. Bütün darbe girişimleri suikast hesapları, binlerce insanı mahkemelere doldurma planları boşa çıktı. Ülkenin direnci, heyecanı, arayışı onlardan üstün geldi. Siyasi akıl, onları boşa çıkarmayı başardı. Ama durmadılar, bıkmadılar, devam ediyorlar.

Koalisyon ve terör şantajı

7 Haziran seçimlerinden üç ay önce yeni bir planla başladılar. Öncekiler AK Parti”yi tasfiye etmek içindi bu sefer iktidardan uzaklaştırmak, ona destek veren ezici kitlenin zihnini karıştırmak için çok iyi kurgulanmış bir senaryo uygulamaya başladılar. HDP ve Demirtaş projesi işte bu senaryonun ilk adımıydı. Ardından AK Parti'yi dışlayacak bir iktidar şekillendireceklerdi. Bundan sonra da Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ı alaşağı edeceklerdi.

Başardılar, AK Parti tek başına iktidar oluşturacak oranı yakalayamadı. Ama onu dışlayacak bir çoğunluk da oluşmadı. Var güçleriyle AK Parti-CHP koalisyonu istediler. Böylece AK Parti'yi rehin alacak, Erdoğan'ı savunamayacak hale getireceklerdi. Parti üzerinden bir tür vesayet kuracaklardı.

Koalisyon baskısıyla paralel biçimde terör saldırıları başlatıldı. İşareti orada verdiler. Seçim öncesi Kürt milliyetçiliğini yeniden harekete geçirip Türkiye'de bir iç politik kurgu yapanlar koalisyon döneminde silahı, terörü şantaj olarak gösterdi. “Koalisyon yapmazsanız yakarız” şantajıydı bu.

'İç işgalciler'in silahlı kolu terör örgütleridir

O da olmadı. Ardından topyekün saldırıya geçtiler. Artık saldırılar dar anlamda terör değildi. Terör üzerinden şantaj bütün Türkiye'ye yönelmişti. Hiçbir iktidar formülü oluşturulmamalıydı. Türkiye seçime bile gidememeliydi. Olağanüstü durumlar ortaya çıkmalı, olağanüstü seçenekler devreye girmeliydi.

PKK saldırıları, DHKP-C saldırıları, başka ne kadar örgüt varsa harekete geçirildi. Bütün örgütler tek çatı altında toplandı. Artık bütün ülkeden intikam alınıyordu. Türkiye bölünecek mi, parçalanacak mı, bir bölgesi kopacak mı, artık umurlarında bile değildi.
İşte biz bu saldırıları yönetenlere “iç işgalciler” dedik. Onların silahlı kolu artık terör örgütleridir. Bu çevreler silahlanmış, örgütler üzerinden Türkiye'ye savaş açmışlardır. Türkiye ile ilgili hesaplarının son projesini terör üzerinden devreye almışlardır.

Bu “yeni tehdit” hızla kontrol altına alınmalı

Bu çok ciddi, çok tehlikeli ve yeni bir durumdur. Türkiye yeni bir tehditle yüz yüzedir. Artık terör dağlardaki kamplardan, şehirlerdeki hücrelerden değil, bu savaşı yürütenlerin karargahlarından yönetilmektedir. Artık PKK'nın da, diğer silahlı örgütlerin de sahibi bu karargahlardakilerdir. Onlar bazı siyasi partilere siyasi pozisyonları için talimatlar yağdırırken terör örgütlerine de saldırı talimatları vermektedir.

Bu durumu “ciddi bir ulusal güvenlik sorunu” olarak görüyorum. Türkiye iç tehdit değerlendirmesini yeniden yapmak, bu tehdidi tanımlamak zorundadır. Bu, AK Parti meselesi, Erdoğan meselesi değil, bir Türkiye meselesidir. Tehdit bütün ülkeyi rehin almadan, felç etmeden tanımlanmalı ve gereken pozisyon alınmalıdır. Bu ülkeyi seven, bu vatana bağlı herkes teyakkuz halinde olmalı, ülkenin ve milletin yanında bir duruş belirlemelidir. Tehdidin kaynağını oluşturan çevreler hızla kontrol altına alınmalıdır.

Suikast girişimlerine dikkat

Türkiye “iç işgale” direnmelidir çünkü bu iç işgal ülkeyi parçalanma noktasına getirecektir. Gözleri dönmüş, intikam hissiyle hareket eden, bütün ülkeyi ve milleti hedef alan bu duruma hızla müdahale edilemezse ülke çok ciddi “iktidar parçalanması”yla karşı karşıya kalacaktır. Bu iktidar parçalanması devlet aklını ortadan kaldıracak ülkenin parçalanmasına kadar gidebilecektir.

Star Medya Yönetim Kurulu Başkanı Murat Sancak'a yönelik dünkü suikast girişimi bu senaryonun bir parçası gibi. Açık söylüyorum benzer durumlar genişleyerek devam edebilir. Türkiye'de siyasetin, iş dünyasının, medya dünyasının bir bölümü bu anlamda tehdit altındadır. Benzer saldırıların hatta daha farklı saldırı girişimlerinin artacağı yönünde ciddi endişelerim vardır.

A. Doğan'ın sahibi olduğu yayın organlarına dikkatli bakanlar, sadece “terörle ortak dil”i değil, nasıl bir felaket senaryosuyla karşı karşıya olduğumuzu da görecektir. Şehitlere karşı terör mensuplarını koruyucu yayınlar bu savaşın bir parçasıdır. Bu grubun yayınları terörü açıktan desteklemektedir, teşvik etmektedir, cesaretlendirmektedir.

Bu bir darbe girişimidir

Bu grubun yayın politikası Türkiye'ye karşı açılan yeni savaşın en büyük pazarlamasıdır. Erdoğan düşmanlığının yol açtığı bu körlük onları ülkeye karşı açık bir cephenin taraftarı yapmıştır. Bu bir savrulma halidir. Çok tehlikeli bir haldir. Başarırlarsa ne ala, ama başaramazlarsa bu grup üzerlerine yapışan terör destekçiliği hatta “Türkiye düşmanı” etiketinden kurtulma şansları yoktur.

Bunları yazdığım için A. Doğan bana karşı yüz bin liralık tazminat davası açmış. Bu yazıdan sonra belki bir dava daha açacaktır. Ama bu mesele kişisel bir hesaplaşma değildir. Dava açmak yerine durduğu pozisyonu sorgulaması çok daha hayırlı olacaktır.

Bence A. Doğan bir “ulusal güvenlik” meselisidir ve şuan durduğu pozisyon bir “darbe girişimi”dir. Sadece A. Doğan değil tabii ama o bir intihar girişimi gibi hareket ettiği için tartışma onun üzerinden yürümektedir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
OKUYUCULARIMIZIN DİKKATİNE !... Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
İbrahim KARAGÜL Arşivi