Nergis KURU

Nergis KURU

YAŞAMAK İÇİN UYANDIK ÖLÜM GELDİ !

YAŞAMAK İÇİN UYANDIK ÖLÜM GELDİ !

O sabah da her zamanki gibi yaşamak için uyanmıştık, canımızdan bir parçanın yaşamaktan vazgeçip bizden ayrılacağından habersiz. Babam işine, ben dershaneme diğer kardeşlerim okula; herkes bir yerlere dağılırken o gün, ölümün soğukluğu evimizin her köşesine dolacak bilmiyorduk.

Bir annem kalmıştı o gün evde. Bir annem şahit olmuştu o sessiz veda anına. Annem önce okula gitmesi için uyandırmak istemiş kardeşimi. Sonra Muhammette’ki o garip hali görünce ne kadar da telaşlanmış kadıncağız. Kollarına almış, ilaçlarını vermeye çalışmış, ama ne bir ses ne bir sıvı gönderebilmiş kollarına yığılan o ufacık bedene..

O gün annem, bir anne için yaşanabilecek en ağır imtihanlardan birini tek başına yaşamış. Biricik evladı kolları arasında can verirken, ölümü karşılamış tek başına. Düşünebiliyor musunuz; ölüm gelmiş ve annem hiçbir şey yapamamış.. Ölüm gelmiş yavrusunu alıp gitmiş ve annem çaresiz kalmış.

Sanki bir gün o da ölüme yenilmeyecekmiş gibi, hep suçladı kendini yıllarca annem “Ben ilaçlarını mı zamanında vermedim de öldü yavrum” diye. Oysa ki ölüm sormuyor, sorgulatmıyor arkada kalanların haline de yanmıyor..

Ölüm! İşte böyle ani geliyor. Bir bıçak gibi kesiyor hayatı tam orta yerinden.. Hayalleriniz, kavgalarınız, sevgileriniz, kinleriniz, yarışlarınız, savaşlarınız, hırslarınız, hınçlarınız hepsi ama hepsi bir anda yarım kalıyor. Hatta ölüm geldiği anda neyle meşgulseniz o da yarım kalıyor. Yoldaysanız yolunuz, işteyseniz işiniz, uykudaysanız uykunuz yarım kalıyor. Sebep bazen kalp krizi oluyor, bazen nefes darlığı, bazen beyne sıkılan bir kurşun; bazense 10 binleri aynı anda içine çeken bir tusinami.. Fakat netice değişmiyor.. Ölüm..

Ölüm garip bir şey acısı büyük; ama unutulmaz değil. Sevdiğinizi kaybediyorsunuz, ama yaşamaya devam ediyorsunuz. Bizde de öyle oldu. Bir sabah ansızın annemin kollarında can veren kardeşimi kaybedince sandık ki, böyle bir acıyı bedenlerimiz kaldıramaz, ruhumuzda açılan yara bir daha kapanmaz..

Çünkü ilk günler çok zordu. Kardeşimin küçücük bedenini toprağın altında düşünmek dayanılmazdı. Çünkü ölüm acı vermesinin yanında kahrediyordu da bizi. Minicik bir beden toprak altında ve siz onun yanına gidemiyor, üşüyorsa ısıtamıyor, ağlıyorsa susturamıyorsunuz. Ölümü hani kabul edecek oluyorsunuz da, canlıyken onun için içinizde taşıdığınız endişelerinizi bir anda bırakamıyorsunuz. Ya üşüyorsa, ya korkuyorsa, ya acıkmışsa gibi kaygılarınızdan öyle bir anda kurtulamıyorsunuz.

Yani böylesine çetrefilli bir ruh haliyle uzunca bir süre kıvranıp duruyorsunuz.

Babam kardeşimin ölümünden bir hafta sonra Muhammet’in fotoğraflarını büyültüp oturduğumuzun odanın duvarına asınca biraz rahatladık sanki.. Bize bakıyordu gülen gözleriyle yukarıdan melek misali.. Sanki bir köşeden çıkıp gelecek gibi, yanı başımızda hissettirdi o fotoğraflar bir süre Muhammet’i.

1. gün 2. gün. Derken günler haftalar geçti. Öfkesi dinmiş adam misali durgunlaştık zaman geçtikçe. Taşkınlıklar, şaşkınlar hepsi bitti; bir canlının yokluğu artık yüreğimize yerleşen ince bir sızıya dönüştü.

Ve koca bir anlam yüklendi yüreklerimize; DÜNYA FANİ!


Devam edecek..

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
OKUYUCULARIMIZIN DİKKATİNE !... Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Nergis KURU Arşivi