Derelerin Kardeşliği Platformu: Doğa ve Yaşam Yağmasına Dur Diyoruz!

Derelerin Kardeşliği Platformu: Doğa ve Yaşam Yağmasına Dur Diyoruz!
Derelerin Kardeşliği Platformu(Dekap), 5 Haziran Dünya Çevre Günü dolayısıyla Basın Açıklaması yaptı.

Doğal yaşam alanlarında sadece yörelerinde, yaylaları, köyleri, dere boylarında mücadele edenler değil, kentlerde, metropollerde ve hatta uzak diyarlarda mücadele verenler de bütün insanlık ve canlı yaşamın varlığı adına bu sorumluluğu üstlendiğinin bilincinde olduklarını ifade eden, Derelerin Kardeşliği Platformu Yürütme Kurulu üyesi Ömer ŞAN 5 Haziran Dünya Çevre Günü dolayısıyla Basın açıklamasında bulundu. İşte açıklama...

Onlarca yıldır doğaya, suya ve toprağa vahşice saldırmaktan bıkmadılar!

Artık 5 Haziran Dünya Çevre Günü, kutlanacak veya vahlanacak bir gün değil; doğaya ve yaşam alanlarına yapılan saldırılar, baskı ve yıldırma politikalarına karşı önlem alma ve mücadeleyi yükselme günü olmalıdır.

Öncelikle siyasi iktidarlar ve yasa koyucular, bu saldırıların önünü kesecek önlemler almalı, Bakanlar Kurulu Kararlarıyla yapılan ‘cebri kamulaştırma’ uygulamalarına son verilmelidir.

Elektrik Piyasası Düzenleme Kanunu, Maden Yasası, ÇED uygulamaları gibi çeşitli yasa ve yönetmeliklerde yapılan değişiklikler, Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma adı altındaki görüşmeler gibi birçok düzenleme ve Torba Yasalara ilişiklenen maddeler, doğal yaşam alanlarının ölüm fermanını hazırlıyor.

Yargı süreçlerine, hukukun üstünlüğüne ve bilimsel çalışmalara karşı sürdürülen baskı ve engellemelerle adeta, doğal yaşam alanlarının, hukukun, bilimin hatta demokrasinin genetiği ile oynanmaktadır.

Bizleri ‘bir avuç çapulcu’, ‘bir takım çevreci tipler’ olarak niteleyenler sularımıza, vadilerimize, yaşam alanlarımıza göz koyduğu gibi canımıza da kast ederek, ‘eşkıyalıkla’ özdeşleştiriyorlar…

Yılmayacağız…

omer-san-002-001.jpg

Tamamen bağımsız yerel bir halk hareketi olma özelliğinden ödün vermeyen Derelerin Kardeşliği Platformu (DEKAP) olarak insana, yaşama, doğaya ve çevreye, yaşam hakkına saygılı ve duyarlı herkesi;

Ülkemizin eşi benzeri olmayan yeşilini, biyolojik zenginliğini, toprak ve su varlıklarını; tarihi, sosyal, kültürel değerlerimizi oluşturduğumuz, üreterek var ettiğimiz, geçmişimizden geleceğe taşımak için emanet aldığımız doğal yaşam alanlarımızı korumaya ve bu uğurdaki mücadeleye destek vermeye çağırıyoruz.

Doğal Varlıklar Yok Ediliyor!

Milyonlarca yıldır canlılar için yaşam kaynağı olan Dünyamız; her geçen gün artan baskı ve sorunlarla boğuşurken; varlığımızı sürdürmek için bütünüyle bağımlı olduğumuz doğal sistem ve varlıklarını kaybediyor.

Değişen iklimler, seller, fırtınalar, eriyen buz dağları hafife alınıyor! Hava, toprak ve su kirliliği, erozyon, ormansızlaşma, asit yağmurları, radyasyon, radyoaktif kirlilik ve heyelanlar yaşamı korkulu bir rüyaya dönüştürüyor. Doğal varlıklarımız, geri gelmemek üzere yok ediliyor…

Sözde enerji gerekliliği bahanesiyle binlerce HES projesi, onlarca termik ve nükleer santral, zehir saçan madencilik çalışmaları, taş ocakları, adına 'yeşil-mor-mavi' denen yollar, çimento/beton tesisleri ülkemiz halkının başına ve doğasına bela edilerek, kanser virüsü gibi enjekte ediyor!

Bugünkü sözde zenginliğin, gelecek kuşaklarda yaratacağı yoksulluk ve çaresizliğin farkına vardıkları halde, dünyamızı yok etmekte direnenlere doğa, gerekli dersleri vermekten geri durmuyor.

Su, Yaşamın Hakkıdır!

DEKAP, tüm canlıların yaşam kaynağı olan suyun, enerji kaynağı ve para kazanma aracı olarak görülmesi ve ticarileştirilmesini reddetmektedir.

Su, ticari bir mal değil, tüm canlıların yaşamını sürdürebilmek için ulaşmaya hakkının olduğu doğal bir varlık, ekolojik sistemin ayrılmaz bir parçasıdır.

Tüm canlıların sudan yararlanma hakkı eşittir. Hiçbir canlı kendisinin su ihtiyacının daha önemli ve suya ulaşma hakkının daha öncelikli olduğunu ileri süremez.

Su, bulunduğu ortamın asli unsurudur. Hiçbir şekilde yatağı değiştirilemez, bulunduğu alandan başka bir alana taşınamaz. Doğal yaşam-su ilişkisini dikkate almayan hiçbir karar, uygulama ve düzenleme kabul edilemez.

Suyun kullanımı ekolojik, çevresel, kültürel ve sosyal yaşamdan uzaklaştırılarak ele alınamaz.

HES’ler Temiz Enerji Kaynağı Değildir!

Canlı yaşamı var eden suyun beslediği ekosistemleri yok edecek HES projeleri, 'yenilenebilir temiz enerji kaynağı' olarak görülemez! Yaşamın bitme noktasını ifade eden ‘can suyu’ kavramı kabul edilemez!

Suyun kullanımı ve HES'lere bu ilkelerle yaklaşan DEKAP olarak bir kez daha çağrıda bulunuyoruz…

Yargı kararlarını hiçe sayıp, vadilerimiz ve doğal yaşam alanlarımıza geri dönüşümsüz zararlar veren; sularımızın özelleştirilerek, uluslararası şirketlerin kontrolüne verilmesini de kapsayan bütün HES projeleri durdurulmalı, üretim lisansları ve ‘Su Kullanım Anlaşmaları’ iptal edilmelidir.

Bütün dere ve vadiler, doğal yaşam alanları koruma altına alınmalıdır.

Mahkemelerce verilen ‘durdurma’ ve ‘iptal’ kararları derhal uygulanıp, bütün projeler için emsal alınmalıdır.

Bütün karar vericiler ve taraflar; başka canlılar, çocuklar yokmuş, gelecek kuşaklar olmayacakmış gibi sürdürdükleri bu bencil davranış ve anlayıştan vazgeçmelidir.

Cennet Değil Cehennem Yolu!..

Doğu Karadeniz Bölgesi, uzun zamanda bu yana hükümet kontrolünde, şirketlerin yoğun saldırısı altındadır. Süreç, ‘enerji ihtiyacı’ söylemi altında, HES dayatmasıyla başladı ve suyun, şirketlere peşkeş çekilmesine yol aldı.

Ancak yerli şirketlerin ve arkalarındaki yabancı şirketlerin saldırıları sadece suyla sınırlı değil! Yaylalar, meralar, ormanlar ve yeraltı varlıklarımıza da göz dikmiştiler.

Hükümet, işbirliği içinde olduğu bu yapıların yağması için her türlü yasal düzenlemeyi yapıyor.

            Adına 'Yeşil Yol' denen çalışma, bölge için zülümdür. ‘Cennet yolu’ dedikleri, daha kolay yağma ve rant yolu demektir. Bu projenin ‘Yeşil Yol’ veya ‘Cennet Yolu’ diye adlandırılması, yağmanın halk nezdinde şirin gösterilmesi çabasıdır.

Samsun’dan başlayıp Artvin’e kadar devam eden ve bölgedeki tüm yeraltı ve yerüstü varlıklarının, iktidar yanlısı şirketlerin emrine sunan bu proje; iktidar-siyaset-şirket ilişkisinde parasal döngünün kurulması projesidir.

Bu durum, halkın mülksüzleştirilip binlerce yıldır yaşadığı topraklar ve yarattığı kültürden kopartılmasıdır!

Yeşil Yok!

Resmi olarak herhangi bir belgesi olmayan ‘Yeşil Yol’, aslında ‘Yeşil Yok’ çalışmasıdır! Doğal ve yaban hayatı yok edecek bir çalışma olup; geleneksel yaylacılığı yok edecek bir projedir.

Yaşamın her alanında yapılan yağma saldırılarına karşı çıktığımız gibi bu çalışmaya da karşı çıkıyoruz.

Bu çalışmayı, yaşam alanlarını savunmak için mücadele edenler üzerinden aklamak gayretiyle, ‘şirket kurnazlığı’ göstererek yapılan çalışmaların da sonuçlarını kabul etmiyoruz.

Bu karşı duruş, aynı zamanda bundan böyle yaşam alanlarını korumak için mücadele eden yapıları muhatap kabul etmeyen, bireyler üzerinden ilişki inşa etmek isteyen, ‘fonlanmış’ yapılara da uyarımızdır!

Yaşam alanları için mücadele eden tüm dostlarımızı bu tür aldatmacalara karşı uyanık olmaya; bu yağma harekâtına karşı duran, vadisini, deresini, köyünü, ormanını, yaylasını savunan herkesi omuz omuza vermeye, hep birlikte yaşamı savunmaya çağırıyoruz!

Bizler için artık 5 Haziran’lar, kutlanacak veya vahlanacak günler değil, mücadeleyi örme ve örgütleme günleridir!

Bizim için bu günler, çevre ve yaşam mücadelesinde toprağa verdiğimiz mücadele dostlarımız, Hopa olaylarında yitirdiğimiz Metin Lokumcu ile Taksim Gezi Parkı eylemi sürecinde kaybettiğimiz canları yaşatmak ve ülkemizde dayatılmaya çalışılan doğal yaşamın katleden projelere karşı da birlik ve direniş günü olacaktır!

5 Haziran aynı zamanda toprağımıza ve suyumuza, havamıza ve meralarımıza, ormanlarımıza, tüm yaşam alanlarımıza sahip çıkacağımız ve mücadelemizi ortaklaştıracağımız gündür!..