Erdoğan Hayat Hikayesini Anlattı - VİDEO İZLE
Başbakan Erdoğan, Beyaz TV'de hazırlanan 'Ustanın Hikayesi' adlı kendi hayatını anlatan belgeselin ilk bölümüne konuk oldu.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Beyaz TV’de katıldığı “Ustanın Hikayesi” adlı belgeselde çocukluk anılarını anlattı. Başbakan Erdoğan, çocukluğunda hareketli olduğunu ifade ederek, bisikletinin olmadığını söyledi. Erdoğan, “Maalesef bisiklet alacak durumda değildik” dedi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, hayat hikayesiyle ilgili sanatçıların görüşleri, cezaevinde kaldığı dönemi anlatan canlandırmalar ve çocuklarla yapılan röportajların yer aldığı klipler üzerine Beyaz TV’de canlı yayınlanan “Ustanın Hikayesi” belgesinin yayınlandığı programa katıldı.
Recep Tayyip Erdoğan isminin nereden geldiğini anlatan Başbakan Erdoğan, “Bildiğim kadarıyla rahmetli babam, babamın ismi verişindeki espiri şu; Ben Recep ayında doğmuşum. Bundan dolayı göbek adımı Recep vermişler. Dedemin adı Tayyip idi. İkinci adımı da Tayyip olarak dedemin adından dolayı babam bu şekilde vermiş ve Recep Tayyip olmuş. İşin sırrı bu, babam böyle anlatırdı. Tabi Karadeniz’de şöyle bir ananede var, sürekli olarak kızlarda anneanne onun ismi ili anılır. Erkeklere de genelde dedelerin adı verilirdi. Ama yeni kuşaklarda bunlar belki de değişmeye başlamıştır. Aslında güzel de oluyor. Bir yerde geçmişi unutmama bu çok çok önemlidir ve ceddinizi unutmadığınız sürece geleceğinizde de siz hatırlanırsınız. Bu bakımdan önem arz ediyor. Herhalde böyle bir şeyi onlar yaşılar ki bizlere de yaşattılar” diye konuştu.
“Okulda arkadaşlarınız size nasıl hitap ederdi. Öğretmenleriniz ve arkadaşlarınız size Recep mi, Tayyip mi?” diye sorulması üzerine ise Başbakan Erdoğan, “Tabii ki okulda kademe kademe. İlkokulda farklı, İmam Hatip okulu süreci farklıydı. İlkokuldayken genelde bir beşinci sınıf olayı vardı. Hep Tayyip ismiyle anıldım. İmam Hatip okuluna başladığım zaman yine onunla devam etti. Fakat zaman zaman ilkokulda bana hoca dedikleri de olurdu. Ben bir din dersi olayı yaşamıştım. O din dersi olayından dolayı okulumuzun müdürü bize din dersine geliyordu. Bir gün namaz olayını anlatacak sordu; kim kılacak kılmadılar. Sonra ben elimi kaldırdım. Kalktım ben kılınca bu sefer o andan itibaren sınıfta bizim lakabımız "Hoca" oldu. Böyle anılmaya başladık. Ben tabi yadırgamadım da çünkü güzel bir lakap. Biz öğretmene de hoca diyorduk. Hoca’ya da hoca diyorduk. Onunla anılmak güzeldi. Böyle anıldık ama İmam hatip sürecinde genelde Tayyip ismiyle alınarak öyle geldik” dedi.
Başbakan Erdoğan, “Rahmetli annenizin veya babanızın size özel bir hitap şekli var mıydı?” sorusuna ise, “Böyle bir farklı hitapları yoktu da bizde Karadeniz’de Tayyip ismini bu şekliyle kullanamazlar. Hatta hatta benim dedemin nüfus kağıdındaki ismi bile Tayyip diye geçmez. ‘Teyyüp’ diye geçerdi. Şimdi bizde de annem rahmetli yumuşatarak o şekilde oda kullanırdı. Babam da benzer kullanırdı. Sonra sonra ya baba öyle değil böyle filan diye diye bu işi biraz düzelti verdik. Ama söylenen buydu, bu şekliydi. Tabi bu Karadeniz’deki yapıdan kaynaklanır” şeklinde konuştu.
Çocukluk yıllarını anlatan Başbakan Erdoğan, çocukluğunda çok sakin olmadığını, hareketli olduğunu ifade etti. Başbakan Erdoğan, “Çocukluğumuzda, apartman çocukluğu yoktu. Bizim dönemlerde mahalle çocukluğu vardı, sokakta yoktu. Bizde sokak komşuluğu değil, mahalle komşuluğu daha yaygındı. Aynı mahallede oturan insanlar birbirlerini çok iyi tanırlardı. Örneğin benim annem, babam nahiyedeki her insanı tanırdı. Bir köyden diğer köydeki insanları tanırlardı. Bizde de Kasımpaşa’da oturduğumuz sokak ve diğer sokaklar biz oradaki bütün arkadaşlarımızla çok sıkı fıkıydık. Tabi o zaman sokaklar böyle toprak, yağmuru yediği zaman her taraf çamur. Biz o çamurların içerinde arkadaşlarımızla hep yuvarlanırdık, oynardık. Öyle anlar olurdu ki annem evde yok ise sokaktaki arkadaşım annesi beni alır yıkardı. Onun annesi benim annem alır onu yıkardı. Bu tür güzellikler ve danışmalar vardı. Bundan dolayı aramızdaki komşuluk bağları çok çok güçlüydü. Mesela birbirlerine yemekler götürürlerdi. Annem komşumuza götürürdü, komşularımız bize getirirdi. Diyelim komşumuz Arnavut’tu biz Rizeliyiz bize getirirdi. Aynı şekilde annem o tarafa götürürdü. Bunlar tabi muhabbeti, sevgiyi çok farklı bir şekilde attırıyordu. Şuanda biz buna hasretiz. Bunu artık görmek bir çok yerde Anadolu’yu müstesna tutarsak büyükşehirlerde bunu yaşamak, bunu görmek ne yazık ki görmek mümkün değil” dedi.
-Sokakta en çok oynadığım oyun çelik çomaktır. Bir başka oyun da uzun eşektir. Ya da yakartoptur. Kendi aramızda bazen arkadaşlar genelde dama oynanırdı. Çocukluğunda bisikletinin olmadığını söyleyen Başbakan Erdoğan, bisiklet alacak durumlarının olmadığını belirtti.
-Banka kumbarası yoktu, ancak annemin yaptığı bir kapta para biriktirirdik. Biriktirdiğimiz para ile de annemize birşeyler almak unutulmayacak anılardı.
-Bizim mutfağımızda Karadeniz mutfağı hakimdir. Bizde kuymak dediğimiz, kara lahana, bulgur ve diğer pilavı mutlaka olurdu. Mutağımız her zaman doludur. Ev hiçbir zaman misafirsiz kalmazdı.
-Babam kimi bulursa alır gelirdi, haber vermezdi. Bizde sini derler, orada hemen sofra hazırlanır yarım saat kırbeş dakikada yemeğimizi yerdik.
- Çocukluğumda kartpostal alırdım, hafta sonu simit ve su satardım. İlk ansiklopediyi arkadaşımdan aldım.
İlk ansiklopediyi 5 lira taksitle aldım. Babam da bir arkadaşına kütüphane yaptırdı.
Türkiye teknik ressamlar cemiyeti bir şiir yarışması düzenlemişti. Yayın grubu kitap serisi ödül olarak koymuştu. O yarışmada ben birinci olmuştum. O ödülleri almıştık. 500 lira da bir para ödülü almıştım. O para benim için çok büyüktü. İkinci bir şiir yarışma da birinci oldum. Kendi kitaplarıma sahip olmam o zaman mümkün oldu.
-Liseler arası münazaralarda yarışmak için hazırlık yapma ve konuyu aktarma bizim cesaretimizi artırdı.
-Çocuklarla ilgili sevgili peygamberimizin onlara çok büyük sevgimiz vardı.
-Kasımpaşa'da yetiştik, orada çok dostlarım hemşehrilerim var. Önceden daha çok Kasımpaşa'da kabirlere gidiyorduk. Şimdi daha çok Karacaahmet'e gidiyoruz.
-İlkokula gidişimin vesilesi İlkokuldaki müdürümdür. Bize din dersine gelişi, babamı bir gün davet edip ona telkinde bulunuşu sonrası babam kabul etti imtihana girdik ve o şekilde okula başladık. O zamanki ötekileşme öğretmenlerimiz bize 'buraya niye geldiniz, ölü mü yıkayacaksınız." diğer liseler vardı. Her üniversiteye gidemezsiniz, sadece Yüksek İslam Enstitüsü vardı, oraya gidebilirdik fark dersi verirsek başka okullara gidebilirdik. Eyüp Lisesi'nde fark dersini vererek Eyüp Lisesi'nden diploma aldım ve Marmara Üniversitesi'ne girdim. İmam Hatip'e ötekileştirme o zaman başlamıştır. Mehmet Ali Beyle aynı okulda okuduk.
-Birçok yönetici o dönemde İmam Hatip'te hangi dersler olduğunu bilmiyordu. Felsefe Edebiyat Fizik Kimya, Matematik tüm dersler vardı. öbür liseler 6 yıl iken biz 7 yıl okuyorduk. Biz bunları aşa aşa geldik. Biz yine de sabır dedik. Benim 4 çocuğumun dördünü de eşimle birlikte kararını verdik. Dördünü de İmam Hatip'e gönderdik. İmam Hatip'ten çıktılar, üniversiteyi okumada kat sayı engeli, kızlara hem katsayı hem başörtüsü engeli çıktı.
-Batıda ABD'de her türlü imkan var, okular serbest, Ama Türkiye'de imkansız. Türkiye Laik diyorlar, bütün inanç gruplarına eşit mesafede olmak laikliğin gereği ama bizde bu yapılmadı. Şimdi bu engeller kaldırılıyor.
-Şartlar bizi mecbur etti, çocuklar dışarı gitti eğitimlerini aldılar geldiler.
Erdoğan, Fenerbahçe sevgisinin nereden geldiği sorusuna, "Bizim ailede futbolla ilgili ne babamda ne yakınlarımda hastalık yoktu. Tersi vardı. Ben imam hatibe başladığım andan itibaren ben de futbol tutkusu başladı. Okul bahçesinde oynardım. Mahalle takımları vardı. Mahalle kulübü iyi bir kulüptü. Orada futbola başladım. Her hafta onu geldiğimizde 15 yaştan sonra oradaki arkadaşlarımın ve büyüklerimizin etkisiyle kulp başkanı Fenerbahçeliydi. Lefter'in hastasıydı. Bizi maça götürürdü. O zamanki Lefter'in oyunlarını görerek ondan etkilenmiş olacağız ki Fenerbahçelilik başladı. 15-16 yaşında İstanbul genç karmaya seçildim amatörde. O süreç bizi ilerletti. Statlara serbest giriş kartı aldık. Mithatpaşa Stadı'na bedava girebiliyroduk. Benim ilk tranferim de Camialtı'na olmuştu. 17 -18 yaşlarında. İmam hatipte okuyorum futbol oynuyorum. Babamın haberi yok. Önce kızdı sonra onu da alıştırdık. Fenerbahçeliliğimiz bu şekilde gelişti. Ailede hanım hariç herkes Fenerbahçelidir. Son olaylardan sonra bütün aile soğudu bu işlerden. Eşim Beşiktaşlı" cevabını verdi.
-Fatih Terim'i yakından tanıyorum. Futbola hırs katan birisi. Benim hocam da öyle idi. Bize 'topu yiyeceksiniz' dedirdi. Futbol kabiliyeti ile birlikte hırs da çok önemlidir. Ben Futbol ile birlikte kollektif anlayış da çok önemlidir. Fatih Hocada bu var. Hidayet kardeşim de Türk baskende örnek olan lider isimlerden bir tanesi, ABD bulunduğu süre içinde bizi başarı ile temsil etti. Basket Milli Takımı'nda da başarı ile mücadele eden biri.
Erdoğan, eşiyle tanışmasını ise şöyle anlattı: "Hanım bana anlatırdı. Ben bilmiyorum. Kasımpaşa Stadı'nın olduğu yerde Tepebaşı Gazinosu vardı. O gazinoda partimizin bir toplantısı var. O toplantıda ön sıralarda dikkatimi çekti. Duruşu falan dikkatimi çekti. Yeni şeyle elektriklenme diye ifade edilen, edebi noktasından baktığımız zaman aşık olma durumu orada meydana geldi. Benim aşkı tanımlamam farklıdır. Aşk kişinin sevdiğinde yok olmasıdır. Biz bir aşık olduk pir aşık olduk".
Erdoğan, eşini isteme merasimini şu sözlerle aktardı: "Önceki milli eğitim bakanımızın Ömer Bey'in oğluna kız istemeye gittik. O gün orada bir sürpriz yaptılar. Kızımız oğlumuzun kahvesine tuzu fazla kaçırmış olacak ki oğlumuz kıvranıyor. Herkes kahkaha atmaya başlayınca anlaşıldı. Benim eşim bana öyle bir zulüm yapmadı. Halamın oğlu onun bir arabası vardı. Onunla beraber gittik. Babam, annem, yengem beraberce gittik. Giderken de çikolatalı baklava yaptırmıştım. Onu oraya getirdik. İsteme işlemini yaptığımızda sonradan öğrendim ki ben bayağı kızarmışım. Deneyimli değilim. Babam annem orada tabii kayınpederim kayınvalidem en ufak bir zorlama çıkarmadan olumlu cevabı verdiler. 1 sene içerisinde nişan ve nikahı kıyıverdik".
Başbakan Erdoğan, 'Hanımefendi hep yanınızda. Emine hanım iyi bir yol arkadaşı nasıl tarif edersiniz Emine hanımı' sorusuna, "Kendisi bu sosyal hayatın içinde ve bugün STK diye ifade edilen kendisinin de bir derneği vardı. Ben gençlik kollarındayım. Böyle bir süreç içerisinde evlendiğimiz andan bugüne siyasi mücadelem içerisinde bir gün olsun niye geç geldin sorusuyla karşı karşıya kalmadım. Bir kez büyük kızım öyle bir sersenişte bulundu. O serzeniş bize hasret ben de onlara hasretim ama verdiğimiz mücadele bu zamanı ayırmaya fırsat vermiyor. Mücadeler daha zor sıkıntılı dönemler. Bir gece yatak odamızın kapısına bir pusula asmış 'babacığım bir geceni de bize ayır'. Duyglulandım. Fakat bütün yavrularımla beraber aynı yolda yürüyüş eşimin çok ciddi bir yükü almış olması ve onun arkamda dik duruşu işimizi kolaylaştırdı. 40 yıla yaklaşan siyasi mücadelemizde bizi rahat kıldı" cevabını verdi.
Erdoğan, kıyafet seçiminde aile bireylerinden destek alıp almadığı konusunda, "O konuda eşime ve çocuklara yük olmam. Kendim hallederim" dedi.
Erdoğan, el becerileri konusunda ise "Kasımpaşa'dayken tamiratla uğraştığım çok olurdu. Belediye başkanı olduktan sonra o işler üzerimizden gitmiş oldu. Kasımpaşa'da oturduğumuz dönemlerde badana boya bu tür işleri yapma gayreti içerisinde oldum ve yaptım" dedi.
Erdoğan, 'Yemek yaptınız mı mutfağa girdiniz mi?' sorusuna, "Sadece öğrencilik yıllarımızda arkadaşlarımızın arasında bir menümüz vardı. Sadece önu yapardım eşim de zaten bütünleştikten sonra bize mutfak kalmadı. Öğrencilik yıllarımızda menemeni iyi yapardım" dedi.
Erdoğan, 'Evlatlarınız mı torunlarınız mı?' sorusuna, "Bu konuda değişik şeyler söylenir. Evlat sevgisi bambaşka bir şey. Torunlar evlatları bize aratmadı. O başka bir sevgi bize getirdi. Gerek eşim gerekse çocuklar hele hele ufak kızım onların sürekli yanında olması. Onlar teyze illa bu gece beraber yatalım derler, onunla beraber yatarlar. Gittiğimizde bakarım ki kayıp, nerede yeğenlerinin yanında. O kadar birbirleriyle muhabbetleri aşırı derecede, başka bir tadı var onların onlar doyumsuz oluyor. bizim 3 tane var. Çoçuklarıma en az 3 diyorum. Devamı gelir diye temenni ediyorum" cevabını verdi.
Erdoğan, torunlarının siyasete girip germemeleri konusunda, "Biz çekildikten sonra niye olmasın. Siyaset yaşamımızın olmazsa olmazıdır. iyi yetişmiş dürüst gayretli insanımıza hizmet vereceksin. Böyle bir kabiliyet varsa kendileri bir heyecan duyuyorsa girmelerini isterim" dedi.
Erdoğan, torunlarıyla ne yaptığıyla ilgili olarak "Çizgi film onlar beni zorladığı için izliyorum. Anneleri belli bir limit koyuyor. Biz de katlanmak durumundayız. Beraber izliyoruz. İstanbul'da oturduğumuz yer bir park gibidir. Orada böyle bir imkanı buluyoruz. Büyük torun topu çok sever. çok da hırslı. İki numara o kadar değil. Onlarla bazen top oynarım. En ufağı bir başka bir sevgi odağı, yumağı. Size ayrı bir güç katıyor. Onun sinerjisi farklı. Diğerlerinin ki daha farklı" dedi.
-Çizgi film izleme konusunda onların bizim üstümüzde etkisi var. Anneleri ne kadar müsade ediyorsa o kadar çizgi film izliyoruz. Park konusunda da İstanbul'da oturduğumuz yer her imkana sahip, büyük torun futbolu çok sever ve hırslı, onlarla zaman zaman top oynarım. En ufak Mahinur, çok başka. Onlar bana ayrı bir sinerji güç katıyor.
-Milli Türk Talebe Birliği'nin bizim yetiştiğimiz dönem için özel bir yeri var. İsmail Kahraman ile birlikte MTTB büyük bir dönem yaşamıştır. MTTB içinde çalıştığım dönemde Beyoğlu İlçe Gençlik Kolu başkanlığı teklifi geldi orada seçildim. İETT'de futbol oynadığım dönemde siyaset de devam ediyordu. 12 Eylül hadisesi üniversiteyi bitirmemize katkısı oldu. Tuzla'da kuramızı çektik. Hasdal diye kura çıktı. Hastal'ın İstanbul'da neresi olduğunu bilmiyordum. Hasdal neresi diye sordum. Kağıthane'nin üstü deyince kepi fırlattım. Eve yarım saatlik mesafedeydi. Kantin subaylığını üstlendim. Bir süre o görevi sürdürdüm.
-Neden siyaset dendidiğinde, hem insanlık için hem de ülke için siyaset. Üniversite öncesi hem üniversite sonrası verilen mücadele nedeniyle bu noktaya tesadüfen gelmedik. Tabandan tabana çalışarak bu noktaya geldik.
-89'da İl Başkanıyım aynı zamanda partinin merkez karar yönetim kurulu üyesiyim. Belediye Başkanlığı için Beyoğlu'na aday olmak istedim. Bunu genel başkanıma söyledim. Bizde bir anlayış var görev istenmez verilir. Birşeyin ispat edilmesi gerekiyor. Refah Partisi o oranda kalacak bir parti değildi. Bunun değişmesi lazımdı. 89'da aday olduğumuzda 1.5'luk oy oranı ile kaybettik. Ancak 3.7'lik oy oranından yüzde 21'lik oy oranına çıktık.
-Ankara ve İstanbul'un alınması bizim için çok önemliydi. Ankara'da Melih bey İstanbul'da bendim. Ankara İstanbul Türkiye'nin özeti. Bu iki ili alan parti büyük noktaya gelirdi. Hanımlar 40 gramlık kahveler yapılarak ev ev dolaştılar. "Tamam İnşallah" afişi 500 bin adet İstanbul'a asılan afişlerin ifadesiydi.
-İktidarda CHP vardı, CHP, susuzluğu kirliği getirmişti. İşe başladğımızda 2.5 milyar dolar borçla işi devralmışız. 180 km uzaktan dağları delerek İstanbul'a su getirmiştik. Veysel Eroğlu benim İSKİ müdürümdü, Adem Baştürk' de genel sekreterimizdi. Hazırlıklarımızı çoktan yapmıştık. O zaman yerel siyaset akademisi diye akademi kurduk. Orada belediye başkan adayları ve meclis üyesi adayları yetiştiriyorduk.
O seçimlerden de onların ummadığı bir şekilde sonuç aldık. Sayımlar yapılıyor, tüm teşkilatlarda online sistemi kurmuşuz. Resmi tutanak neticesini alıp anında merkeze getiriyorduk. Sonuçtan çok emindik. Sabah gazetesinden muhabir geldi bize geçmiş olsun dedi kaybetmişsiniz demişti. Biz de yarın sabah tekrar Anavatan'a gidersiniz dedim.
-O dönemde yazılı ve görsel medya vardı bugün de sosyal medya var. yaşam alanımıza karşılıyor deniyordu. Neyine karışmıştık merak ediyorum. Ülkemde kişisel özgürlüğün teminatı olduk. Herkes istediğini yiyor içiyor giyiyor. Ama buna rağmen bizim ailemize çocuklarımıza büyük müdaheleler oldu. Çocuklarımız kızlarımız istedikleri hayatı yaşayamadı.
-Halkımız bizi kucaklıyorsa onlar dışlanmadıklarına inandıkları için bizi kucaklıyor. Diğerleri halkı kucaklayamadığı için oyu alamıyor.
-Cezaevine girmeden önce İsviçre'den çağırdığım Tevfik Aydeniz vefat etmişti. Onu kabre uğurladık. Beni de bütün sevenlerimiz pınarhisara uğurladılar. Kabir ve Pınarhisar cezaevi, Pınarhisar'da binlerce sevenimiz geldi. Bütün Pınarhisar süreci benim dolu dolu geçti. Yaklaşık 10 bine yakın mektup geldi.
-Cezaevinde iken çok farklı gruplar vardı, Savcının müsadesi ile o gruplardan bazıları ile görüştüm. Bu görüşmeler sırasında yeni bir Türkiye şekillenmeye başlandı. O dönemde hakkımzıda yazılan 'Muhtar bile olamaz' ifadelerini bir kenara bıraktık. Şu anki yol arkadaşlarımın ciddi bir kısmı da o zaman birlikte adım atma kararı aldık. Darbe üstüne darbe tokat üstüne tokata rağmen biz ilk seçimde, yüzde 34.8 ile iktidara geldik. O günden bugüne de sürekli yükselen bir trendimiz var. Bunda da o yol haritamızın bize getiren zenginliği var. Bana muhtar bile olamaz diyenler bugün hala medyada var. Hala yazmaya devam ediyorlar. ama utanmıyorlar.
-Cezaevinde söylemekten ziyade dinlerdim. Ama zaman zaman söylediğimiz de olurdu. şarkılar türküler, dini müzikler de dile getirilirdi ama enstrümanlar yoktu.
-O dönemde Yemen türküsü çok gündemdeydi. Ada bizim için gündemdeydi. Bunları terennüm eder söylerdik.
-Cezaevinde gelen mektuplar arasında Diyarbakırlının söylediği "geleceğin başbakanısız" sözü işaret fişeği oldu. Kuracağımız parti kapatılacak olsa yenisini kuracaktık. Biz yine de partilerin kapatılmasını kabul edemem.
-Bizim hedefimiz mazlumların, mağdurların sevgilisi olabiliyormuyuz. Sadece Tayyip Erdoğan olarak değil Türk milleti olarak bunu yapabilirmiyiz derdindeyiz. Hangi dinden hangi dilden olursa olsun onların sevgisi olabilmek hedefimizdir. Bugün dünyanın her yerine uzanan Türkiye var. Milyarlarca doları dünyanın bir ucundaki ülkelere, fakir fukaralara, hastane yardım olarak gidiyor. TİKA diye bir kurum var o kanalla bunları yapıyoruz.
-Yunanistan bizimle komşu, komşu aşağı komşu yukarı sözü gibi onlar bizi iyi tanır biz onları iyi tanırız. Onların yaşadıkları sıkıntılar bizdeki değişimi daha iyi anladılar. Bizim dedelerimiz Endonezya Ace'ya kadar atalarımız gitmiş bunu bizden önce onlar yapmışlar.
"NABER TOMBİŞİM"
Programda ünlü komedyen Şahan Gökbakar'ın Başbakan Erdoğan'la olan anısı gülümsetti.
Dolmabahçe'de Başbakanlığın davetiyle sabah kahvaltısına katıldığını anlatan Gökbakar, Erdoğan'ın kendisine o toplantıda 'tombişim' diye hitap ettiğini söyledi.
BAŞBAKAN ERDOĞAN'LA GÖZ GÖZE GELDİK
Gökbakar yaşanan o diyaloğu şu sözlerle anlattı: "Davet edildiğim toplantıda kendimce hazırlık yapıyorum kafamda. başbakan böyle derse ben de böyle derim falan. Salona giren Başbakan Erdoğan tek tek el sıkarak geldi ve tokalaşırken 'Naber tombişim' dedi. Ben de 'İyiyim Başbakanım siz nasılsınız' dedim. O da 'Hala erimedin mi' dedi devam etti. Ben de kahvaltının son anlarına kadar yemedim. Tam tabaklar toplanmaya yakın bir iki bir şey ağzıma attım derken Başbakan Erdoğan'la göz göze geldik ve ben elimdeki çatalı bıçağı anında bıraktım."
- Programda Fatih Terim'den Acun Ilıcalı, Kenan Işık, Kenan İmirzalıoğlu gibi birçok isim Başbakan Erdoğan ile ilgili anılarını anlatırken son açıklama Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'den geldi.
Cumhurbaşkanı Gül, Erdoğan ile 70'li yıllardan beri birlikte olduğunu, AK Parti'nin kurulmasının çok kritik bir adım olduğunu, çok önemli adımlar atıldığını çok kritik çalışmalar yaptıklarını, ilk gittikleri Kayseri'de büyük bir mitingle karşılaştıklarını, bu coşkunun çok daha büyüyerek devam ettiğini, seçim öncesi Erdoğan'ın adaylığının engellendiğini daha sonraki gelişmeler, Irak'la ilgili gelişmeler.
-Başbakan ol dediğimde niye acele ediyorsun demişti. Ben bunun gecikmesinin doğru olmayacağını söyledim. Ondan sonra Türkiye'de çok önemli yapısal değişikler yaşandı. Türkiye'nin ışığı çevresini aydınlatmaya başladı. Ekonomik, demokratik ve birçok alanda çok önemli değişimler oldu.
-Tayyip Beyin başbakanlığı benim cumhurbaşkanlığı dönemim yine birlikte adımlar attık ve Türkiye'nin gelişmesi ve demokratikleşmesi alanında çok adımlar attık. Ailelerimiz de birbirinin iyi dostudur. Kendisi çok kararlı ve cesur bir kişiliğe sahip, insanlarla çok sıcak ilişkiler kurar, aynı zamanda çok yufka yüreklidir. Kendisine sağlık sıhhat ve afiyet diliyorum. Kendisinin daha milletimize hizmetleri çok olacaktır.
Başbakan Erdoğan da AK Parti'nin kuruluşun çok önemli olduğunu, öncesinde ve sonrasında Cumhurbaşkanı Gül ile kardeşlik hukukunun çok önemli olduğunu, kendisi ve Gül hakkında çok şeyler yazıldığını, bu ilişkiyi bozmadıkları için kahrolanlar var. Kendisene da sağlık sıhhat uzun ömürler diliyorum.
