İşte Boşanmaların Ana Nedeni
Rize'deki Mutlu Yaşam Merkezi Sahibi Kişisel Gelişim Uzmanı Psikolog-Danışman Sueda Çolak, "Refika-i Hayat" başlığıyla yayımladığı makalesinde boşanmaların ana nedeni olarak iman eksikliğine vurgu yaparken "İman’ın olmadığı bir yerde ahlak’tan bahsedilemez. Bu nedenle iman ve ahlakın zaafa uğradığı toplumların yaşaması da mümkün değildir. İnsan’ımız ve aile’miz, ahlakımızı kurtardığımızda kurtulacaktır" dedi.
İşte Çolak'ın o makalesi:
REFİKA-İ HAYAT… “ hayat yoldaşımız(!) “

En zor..En karmaşık..En endişevari.. En belirsizliklerle dolu.. Ama tüm bu zorlu süreçlere rağmen en değer’li ve en özel olan “çağ”... GENÇLİK ÇAĞI(!)
Olgun bireylerin, olgunlaşma aşamasında olan genç bireylere sıklıkla nasihat tarzında ifade eylediği olgu.. Gençlik tadı ve değeri!
Kıymeti öğrenilerek, öğrenilenler yaşamaya gayret sarfedilerek ve sarfedilen çaba sonrasında hem dünya hem de ahiret mutluluğu müjdesi verilen çağ...
Hani bir şeyler el’de iken değil de el’den kayıp gittiğinde farkına varılan nadide değerler misali gençlik çağı’nın kıymeti de, değeri de, pahası da kaybedildikten sonra taçlandırılan kıymet’lerden..
Gençlik sürecinde yaşanan akıl karmaşaları, endişeler, kimlik bunalımları ve bunların sonucunda oluşan çeşitli arayışlar ile geçirilen çağ..
Ki ilk etapta olumsuz gibi yansıyor olsa da akıl karmaşaları, endişeler ve bunalımlar.. Aslında hakiki güzelliklere birer aynalar! Her şey zıddı ile bilinir misali.. Olumsuz süreçler yaşanmasa nasıl bilinir ki kıymete şayan değerler!
Bilindiği üzere kıymeti paha biçilmez olguların elbet vardır zor aşamaları.. Gençlik çağ’ı içerisinde de genç bireyler eğitim hayatı, iş hayatı ve elbet kalbi en çok tatmin eyleyen kalbine mukabil bir kalp hayali ile zihni yoğunluğa düçar kalmakta ve dolayısı ile de karmaşalar, endişeler, kimlik bunalımları v.b. yaşamlarına konuk olmakta!
... Kalbi en çok tatmin eyleyen kalbe mukabil bir kalp! Refika-i Hayat.. “hayat yoldaşı(!)”
Düşlerimizde siluetini canlandırdığımız, istediğimiz, beğendiğimiz birey ile ahir ömrümüze dek aynı yastığa baş koymak isteriz.O denli bir istektir ki bu, düşlerimize göre bizim evliliğimiz hiç kimse’nin evliliğine benzemeyenden..Günümüzde büyüyen tehlikeli evlilikler gibi olmayandan..Sona dek u-mutlu, mutlu ve huzur’lu olandan vee hiç bitmeyecek olandan yana bir inanç ile beslenen istek!
MASAL gibi bir düş yani.. Sonsuza dek mutlu umutlu ve huzurlu yaşadılar.. misali bir nihayet! İsmi üzerinde bu ve benzeri nihayetler sadece ve sadece masallarda yaşanır ve son bulur. Reel yaşam içerisinde gece ile gündüz, iyi’lik ile kötü’lük, fani’lik ile baki’lik, acı ile tatlı, küsme ile barışma vs.vardır. Bir(i) olmasa diğer(i)’nin ehemmiyeti ve manası anlaşıl(a)maz.
Evliliğe adım.. Evlilik içi süreçleri.. veyahut adı ne konulmak istenirse.. Hayal(ler)imizde oluşturduğumuz isteklerimiz, tercih(ler)imiz ile her şeyi kontrol etmek istiyoruz.. her şey bizim dizginlerimiz dahilinde olsun istiyoruz. Kader.. Kısmet.. Şans.. ve benzeri hakikat(cik)leri unutup Yaradan’ a teslim olma güzelliğini tadabilme noktasında gaflet ediyoruz.
Kur’an-ı Kerim de gece ile gündüz’ün birbirini takip ettiği bilgisi mevcut! Gündüz gece’yi görmeden güzel sanabilir kendisini.. Gündüz’ün dolunay’ı bilmesine de imkan yoktur. Yıldızlara bakıpta gece, gökyüzü benimdir diyebilir.. Oysa siler götürür hepsini güneş.. Vel-hasıl; hepsi birlikte mükemmel!
Bu misal gibi süslemeli hayalleri.. Gece ile gündüz.. Yıldızlar ve gece.. vee Güneş gibi birlikte, fedakar’ane.. “Ben” değil de “Biz” olarak yaşamak.. yaşayabilmek!
Hayata ve Evliliğe.. İnsana ve insanlara bu perspektif ile nazar eylemeli.. Gökyüzü misali her birey diğer(i) olarak yaşayabilmeli sema’da..
Zanaat bu olsa gerek... ;)
***
...Peki evlilik kimdir, nedir?
Evlilik, saygı ve sevgi kanatlarıyla yeşeren, genişleyen ve büyüyen bir olgudur..
Sevgi evliliği yeşertirse saygı onu nitelikli, kaliteli ve sağlam kılar. Saygı’dan kasıt; aile içerisindeki bireylerin birbirlerine tanımış oldukları “insani bir hürriyet(!)..” Böyle bir hürriyette islamiyet ile, Yaradan’ın emrini, Efendimiz (S.A.V.)’in sünnet-i seniyyesini bilmek ve uygulamaya azami derecede gayret sarfeylemek ile mümkündür. Aksi halde kuvvetli bir iman ve inanç yok ise na-mümkündür sağlam bir evlilik hayatı!
Ki sekülerizm’in (dünyevileşme’nin) oluşturduğu maddecilik, benlik ve enaniyet yüzünden çoğu evlilikler boşanmalar ile nihayet bulmakta. Bundan dolayı, yuvaları yeniden inşaa etmenin doğru yolu, iman’dan ve maneviyat’tan geçmektedir.
Evlilik’lerde birey’ler fedakar’lık beklemekten ziyade fedakar’lığı bilmeyi, fedakar’lık yapabilmeyi bilmeli(ler).. Ki yuvalardaki mutluluk ve huzur, fedakar’lık görmeden hatta fedakar’lık görmeyi hayaline bile getirmeden fedakar’lık yapabilen(ler) ile sağlanır. Almayı hiç düşünmeden vermeyi yaşam biçimi haline getirenler “huzurun ve mutluluğun” kahramanı’dırlar! Ne mutlu’dur o kahramanlara ki bir verip bin alırlar..
***
...Peki ya boşanmalar?
Allah’ın en sevmediği helal... “ boşa(n)mak!”
Bu mevzuda acizane paylaşımda bulunur iken bile derinden kalbi üzüntü duymaktayım! Kim duymaz ki değil mi? Boşa(n)ma gibi bir imtihan sürecini yaşamak durumunda kalan bireyler kim bilir hangi kalbi üzüntü içerisindeler.. Kim bilir nasıl yıkımlar yaşadı bu imtihana tabi olan, olmak zorunda bırakılan veya yıkım olacağını düşünmeden boşa(n)mayı bizzat tercih eden yürekler..
Boşa(n)mak= Yıkım(!)
Yıkım’ından, yıkıcı’lığındandır ki Efendimiz (S.A.V) boşa(n)manın Yaradan’ımızın en sevmediği helal olduğunu buyurur ve bey’leri bu noktada sorumlu tutarak ikaz eder.
Bey’lerin bu noktada mesuliyeti fazla. Çünkü; nikah’ı düşürebilen erkek olduğu için, ayrılma kararları aşamasında en dikkatli, en sabırlı olması gereken de erkek olmalıdır. Ki boşa(n)ma kelimesini korkutmak için bile olsa ağzınıza almayın buyuruluyor.
Elbet bazılarımız bu mevzuu da çok hassas tutum sergileyememekte! Kimi bey’ler öfke furyasına tutulup çok önemsiz ve değeri yokmuş gibi Rabb’imiz’in en sevmediği kelimeyi kullanabiliyorlar defaeten. Neticesinde de TSUNAMİ.. YIKIM(lar)…
Oysa hiç farkında değildir en sevilmeyen kelimeyi kullanan birey(ler).. Sebebi olduğu yıkım ile kendi tsunami’sini hazırladığını!
“SABIR(!)”... Allah’ın En Sevdiği Kelime...
Evlilik icindeki sabrin taraflara cennet kazandırdığı müjdelenmekte!
Muhakkak en güzel’i, evlilik içerisinde bireylerin birbirlerini sabra düçar bırakmadan yaşamlarını devam ettirebilmeleridir. Lakin her an güzellik yaşanamayacağı bilinen bir gerçek! Dolayısiyle karşımıza çıkabilecek olası imtihan süreçlerine karşı siperlerimizi her an sabır kuvveti ile hazırlamalıyız.. Yine olası bir umutsuzluk durumunda sabretmekten vazgeçer olur isek, sabrın neticesindeki mükafatları düşünüp sabır ile yaşamımızı sürdürmeye gayret sarfeylemeliyiz.
***
Hasıl-ı Kelam;
Evlilikleri ayakta tutan birey(ler)’dir.. Kalpleri tatmin eden, birey(ler)’i yücelten ve birey(ler)’e nefes aldıran, hayat soluyan da İMAN’dır.
İman’ın olmadığı bir yerde ahlak’tan bahsedilemez. Bu nedenle iman ve ahlakın zaafa uğradığı toplumların yaşaması da mümkün değildir.
Ki Üstad Bediüzzaman Hz.’leri çok güzel ifade etmiştir bunu..
İMAN hayata HAYAT ve NUR verir!.
Ahlak’ımız iman’ımızı..
İnsan’ımız ve aile’miz ahlakımızı kurtardığımızda kurtulacaktır, inşaallah!
Pe-kiii...
Var mıyız yeniden ve kamil manada iman etmeye?
