Ahmet ALTAN

Ahmet ALTAN

Eski, yeni...

Eski, yeni...

Değişim zamanları, eskiyle yeninin yan yana hatta iç içe durduğu zamanlardır.

Bizim çocukluğumuzda oynadığımız, her kımıldattığında içindeki görüntülerin değiştiği “çiçek dürbünleri” gibi eski görüntülerle yenileri birarada oynaşır durur.

Böyle dönemlerde eskiyi yeniden, yeniyi eskiden ayırmak zorlaşır.

Ruhumuz, zihnimiz, düşüncelerimiz de geçmişle geleceği aynı gerçeklikle algılar, geleceği temsil eden bir gelişmeye, geçmişin alışkanlıklarıyla cevap vermeye çalışırız.

Gelecekle ilgili her sorunun çözümünü, hâlâ elimizin altında duran ve canlılığını sürdüren geçmişte ararız.

Bu da doğaldır.

Geçmiş, bildik, tanıdık ve aydınlıktır; gelecek, yabancı, belirsiz ve karanlıktır.

Onun için en büyük hatalar ve yanlışlar bu geçiş döneminde yaşanır.

Hâlâ çok canlı gözüken geçmişin ölmekte olduğunu, sona erdiğini, bittiğini kavramakta zorlandığımızdan onu zihnimizde ve davranışlarımızda yaşatır, geçmişin ölüsünü geleceğe taşımaya uğraşırken bazen geleceğimizi de öldürürüz.

Son günlerde birçok kentte PKK’lı gençlerin taşlı, bombalı, pankartlı saldırılarını izliyoruz.

Bir yandan “PKK’nın kuruluş yıldönümünü” kutlarken, bir yandan da İmralı’daki şartlarının kötüleştiği söylenen Öcalan’ın yaşam standardının yükseltilmesini istiyorlar.

Geçmişin çok bildik sahneleri bunlar.

Peki, “geleceği”, geçmişin bu davranışlarıyla oluşturabilir miyiz?

Geçmişten çok farklı olmasını istediğimiz bir geleceği yaratmaya çalıştığımız bu değişim döneminde, o “farklı” geleceği, geçmişin bildik eylemleriyle biçimlendirebilir miyiz?

Değişen şartlara hiç aldırmadan aynen tekrarlayacağımız geçmişten, “farklı” bir gelecek çıkar mı?

Bence çıkmaz.

Farklı bir gelecek için “farklı” davranışlar icat etmemiz gerekir.

Bu da, geleceğin karanlığı içinden neler çıkacağını berrak bir zihinle tahayyül etmekle mümkün olabilir.

PKK, Kürt sorununu Türkiye’nin gündemine soktu.

Bugün bu sorunun demokrasiyle çözümlenmesi için çalışılıyorsa bunda PKK’nın büyük rolü var, bunu sağlayabilmek için büyük kayıplar verdi.

O yüzden Kürtlerin bir kısmı için PKK kutsaldır.

Bu anlaşılabilir bir duygudur.

Ama PKK da kendini “kutsal” bulmaya başladığında sorun çıkar.

Ben, PKK’yı eleştiren her yazıdan sonra PKK’lılardan yağan küfür mektuplarından, onların örgütlerini nasıl “hatadan azade”, kutsal ve dokunulmaz gördüklerini anlayabiliyorum.

Nasıl bazı Türkler son zamanlara dek Genelkurmay’ın hiç hata yapmayacağına inanıyorsa, bazı Kürtler de PKK’nın hiç hata yapmayacağına inanıyorlar, neredeyse “PKK’yı yıpratmayalım” kampanyalarına başlayıp, Genelkurmay gibi kendilerini eleştiren herkesi hemen “hain” ilan etmeye hazırlar.

Şartlar değişirken, sorunlar biçim değiştirirken eski “alışkanlıklarla” sorunları çözemezsiniz.

Sizi binlerce kilometreden getirmiş bir arabayla “çıkmaz sokağa” girdiğinizde, “ben binlerce kilometreyi bu arabayla gittim, bundan sonrasını da öyle gideceğim” derseniz, duvara toslayıp arabanızı parçalarsınız.

Her yeni durumun yeni bir çözümü vardır.

Silahla, bombayla, sertlikle gidilebilecek noktaya kadar gidildi, bundan sonra iki taraf da bu yöntemlerle hiçbir yere gidemez.

Milyonlarca Kürdü ve milyonlarca Türkü ilgilendiren büyük bir sorunu çözmeye çalışıyor bu ülke.

Yirmi milyon Kürdü yok saymaya çalışan Türklerin hatasını aynen tekrarlayarak 50 milyon Türkü yok saymaya çalışan bir “strateji” bela doğurur yalnızca.

İzmir ve Çanakkale, özellikle sahil şeridinde “kitlesel kışkırtmalara” açık bir altyapının nasıl oluştuğunu gösteriyor.

Bu bombalı gösteriler, bu kışkırtmalara ve çatışmalara mı yarar yoksa barışa mı?

Çatışma mı iyidir yoksa barışma mı?

Eğer PKK ve Kürt gençleri için en önemli sorun Öcalan’ın hapishane koşullarıysa, bu koşullar savaşta mı düzelir, barışta mı?

Türküyle Kürdüyle bütün bu toplum için, koynunda büyük ümitleri ve barışı saklayan bir gelecek söz konusu, eski alışkanlıklar bu ümitleri öldürürse, bundan kimin çıkarı olacak?

Bundan ne Kürt halkı bir çıkar sağlar, ne Türk halkı.

Bombaları, saldırıları, yangınları sokaklara salmak hiç kimseye hayır getirmez.

Eli bombalı Türk çocuklarını sokaklara çıkarmak için hazır bekleyen birileri olduğunu unutmak ya da daha beteri bunu unutmadan buna yardımcı olmak, sadece ölüm ve acı getirir.

Bu kadar ölüm, bu kadar acı yeter.

Size çok tanıdık gelen o “geçmişin” yanında bir de “gelecek” duruyor.

“Bombalar” o geleceği de “geçmişe” çevirir.

İstenilen bu mu, geçmişi, hep aynı geçmişi hiç durmadan yaşamak mı?

Bıkmadınız mı o geçmişten?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
OKUYUCULARIMIZIN DİKKATİNE !... Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Ahmet ALTAN Arşivi

Zor

11 Kasım 2012 Pazar 18:14