Milletvekili Karal: “2011'de Rize'de uyardığımız tehlikeyi bugün İstanbul'da konuşuyoruz”
DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Hasan Karal, İstanbul’da büyük yıkıma ve can kayıplarına yol açan sel felaketinin ardından sert uyarılarda bulundu. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un Ayazağa’daki dere kesitleri ve altyapı yetersizliğine dair açıklamalarını hatırlatan Karal, aynı tehlikeye 2011 yılında Rize’de dikkat çektiklerini belirterek, “Aradan 15 yıl geçti ancak şehirler değişse de yapılan aynı yanlışların bedelini vatandaşlarımız canıyla ve malıyla ödemeye devam ediyor” dedi.
İstanbul’u etkisi altına alan şiddetli yağışların ardından kent genelinde yaşanan sel ve taşkınlar, Türkiye’nin kanayan yarası haline gelen “dere yataklarındaki çarpık yapılaşma” ve “altyapı ihmalleri” tartışmasını yeniden alevlendirdi. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un Ayazağa bölgesinde yaptığı incelemelerde dere kesitlerinin daralması ve altyapı yetersizliklerine işaret etmesi üzerine, DEVA Partisi’nden dikkat çeken bir çıkış geldi. DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Hasan Karal, İstanbul’daki acı tablonun sürpriz olmadığını, benzer felaketlerin Karadeniz’de yıllardır yaşandığını belirterek 15 yıl önce yaptığı hayati uyarıları kamuoyunun gündemine taşıyarak, “2011'de Rize'de uyardığımız tehlikeyi bugün İstanbul'da konuşuyoruz” dedi.
YAĞMURUN YAĞMASINI ENGELLEYEMEZSİNİZ AMA AFETE DÖNÜŞMESİNİ ÖNLEYEBİLİRSİNİZ
Dere yataklarının üzerinin kapatılması ve imara açılmasının doğanın dengesini bozduğunu vurgulayan Karal, suyun eninde sonunda kendi yolunu bulacağını ifade etti. Yaşanan felaketlerin sadece iklim değişikliği ve aşırı yağışla açıklanamayacağını belirten Karal, şu değerlendirmelerde bulundu:“Bugün İstanbul’da konuştuğumuz mesele bizim için yeni değil. Biz yıllar önce Karadeniz’de yaşanan sel felaketlerinin ardından defalarca uyardık. Derelerin üzerini kapatırsanız, doğal akışını engellerseniz, dere yataklarını binalarla doldurursanız, gün gelir o su kendisine mutlaka bir yol bulur. Yağmurun yağmasını engelleyemezsiniz ama yağmurun afete dönüşmesini engellemek için tedbir alabilirsiniz. Ne yazık ki yıllar geçiyor, şehirler değişiyor ama aynı yanlışların bedelini vatandaşlarımız ödemeye devam ediyor.”
2011 RİZESİ’NDEN 2026 İSTANBUL’UNA: DEĞİŞMEYEN İHMALLER ZİNCİRİ
Rize Milletvekilliği döneminde bölgedeki dere yataklarının üzerinin açılması ve ıslah çalışmaları için yoğun mücadele verdiklerini anımsatan Karal, 27 Eylül 2011 tarihinde yaptığı açıklamaları hatırlattı. Sorunun temelinde yanlış kentleşme politikalarının yattığına dikkat çeken Karal, “2011 yılında Rize’de yaşanan sel felaketinin ardından açıkça söyledik: Üstü kapatılan dereler sellere davetiye çıkarıyor. Bu yalnızca Rize’nin değil, bütün Karadeniz şehirlerinin ve benzer şekilde yapılaşmış kentlerimizin meselesidir. O gün ne söylediysek bugün de aynı noktadayız. Çünkü sorun yalnızca yağışın şiddeti değil, şehirlerimizin o yağışı güvenli biçimde taşıyabilecek şekilde planlanmamasıdır” ifadelerini kullandı.
RİZE’DEKİ 6 DERE MÜCADELESİ: KAMULAŞTIRMA VE BÜROKRASİ ENGELİ
Rize şehir merkezindeki tehlikeyi bertaraf etmek adına dönemin idarecileriyle birlikte projeler geliştirdiklerini belirten Karal, süregelen engelleri ve yarım kalan çalışmaları da detaylarıyla paylaştı.
Karal, Değirmendere, Müftü Deresi, Hamamderesi, Çamlıbel, Kale ve Paşakuyu derelerine ilişkin yürütülen süreç hakkında şu bilgileri verdi: “Biz bu tehlikeyi yalnızca dile getirmekle kalmadık, çözümü için de mücadele ettik. Rize şehir merkezindeki altı derenin üzerinin açılması için çalışmalar başlattık. Değirmendere ve Müftü Deresi için ihaleler yapıldı. Diğer dereler için de girişimlerde bulunduk. Ancak yıllar içinde dere yataklarının üzerlerine binalar yapılmış, bazı alanlar özel mülkiyete konu olmuştu. Kamulaştırma sorunlarıyla, ciddi maliyetlerle ve çeşitli itirazlarla karşılaştık. Bazı alanlarda adımlar atıldı, bazı çalışmalar ise yarım kaldı. Bugün geriye dönüp baktığımızda bu meselenin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha görüyoruz.”
FATURAYI YAĞMURA KESİP SORUMLULUKTAN KAÇAMAYIZ
İstanbul felaketinin ardından kentsel planlama anlayışının sil baştan ele alınması gerektiğinin altını çizen Karal, afet sonrası yapılan müdahalelerin yetersiz kaldığını, asıl başarının afet yaşanmadan önce tedbir almak olduğunu ifade ederek, “Elbette aşırı yağışlar ve değişen iklim koşulları önemli bir gerçek. Ancak bu gerçek, şehirlerimizi doğru planlama sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Derelerin üzerini kapatıp, suyun akış alanını daraltıp, çevresini betonlaştırdıktan sonra yaşanan her felaketi yalnızca yağış miktarıyla açıklayamayız. Asıl mesele, yağmur yağmadan önce ne yaptığımızdır. Afet yaşandıktan sonra dere ıslahını konuşmak yerine, afet yaşanmadan bu çalışmaları tamamlamak zorundayız.”
ACİL EYLEM PLANI ÇAĞRISI: ÜLKE GENELİNDE DERE INVENTARİ ÇIKARILMALI
Sözlerinin sonunda yetkililere ve yerel yönetimlere çağrıda bulunan DEVA Partili Karal, radikal kararlar alınması gerektiğini belirterek çözüm önerilerini; “Türkiye genelinde üzeri kapatılmış, kesiti daraltılmış ve taşkın riski taşıyan tüm derelerin acilen envanteri çıkarılmalı. Riskli dere yatakları üzerindeki yapılar için kararlılıkla kamulaştırma süreçleri işletilmeli ve dere yatakları doğal boyutlarına kavuşturulmalı. Dere yatakları kesin bir dille yapılaşmaya kapatılmalı ve betona teslim edilmemeli.” şeklinde sıraladı.
Karal, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “2011 yılında Rize’de söylediğimiz sözleri 2026 yılında İstanbul’da yeniden hatırlatmak zorunda kalmamız düşündürücüdür. Aradan 15 yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ kapatılmış dereleri, daraltılmış dere yataklarını ve tamamlanmamış ıslah çalışmalarını konuşuyoruz. Karadeniz’de de İstanbul’da da aynı yanlışları tekrar etme lüksümüz yok. Biz yıllar önce uyardık, bugün de uyarıyoruz: Derelerin doğal akışını engellemeyin. Çünkü ihmallerin bedelini her defasında canıyla, malıyla vatandaşımız ödüyor.”