TEDMEM’in ‘Eğitimde Yapay Zeka: Küresel Eğilimler ve Türkiye için Politika Önerileri’ raporu yayımlandı

TEDMEM’in ‘Eğitimde Yapay Zeka: Küresel Eğilimler ve Türkiye için Politika Önerileri’ raporu yayımlandı
Türk Eğitim Derneği’nin düşünce kuruluşu TEDMEM, yapay zekanın eğitimdeki ve toplumdaki dönüştürücü gücünü mercek altına aldığı ‘Eğitimde Yapay Zeka: Küresel Eğilimler ve Türkiye için Politika Önerileri’ başlıklı raporunu açıkladı.

ABD, Çin, Güney Kore, Almanya ve BAE başta olmak üzere dünya genelinde 11 ülkedeki uygulamalar ile Türkiye’deki mevcut tablonun karşılaştırıldığı raporda, gençlerin yapay zekayla kurduğu duygusal bağdan algoritmik karar mekanizmalarına, dijital eşitsizlik riskinden akademik insan kaynağı açığına uzanan geniş bir yelpazede eğitim sistemine ilişkin somut politika önerileri sunuluyor.

Raporda, “Türkiye’de gençler yapay zekayı sadece ödev yapmak veya sunum hazırlamak gibi akademik amaçlar için değil; dertleşmek, kaygı ve üzüntülerini paylaşmak için de kullanıyor. Gençlerin karşı karşıya olduğu bilişsel ve duygusal risklere dikkat çekilen raporda kritik uyarılar yer alıyor. Türkiye'de yapay zeka kullanan her 10 kişiden 4'ü 25 yaşın altında. Bu durumun beraberinde getirdiği iki büyük risk şunlardır. Bunlardan birincisi olan bilişsel devir; düşünme, analiz etme ve üretme süreçlerinin sistematik biçimde yapay zekaya devredilmesini ifade eder. Bu durum, çabayla gelişen öğrenme kapasitesinin kendisini zayıflatma riski taşımaktadır. İkinci büyük tehlikeyi ise duygu ve inanç devri oluşturmaktadır. Gençlerin duygusal ihtiyaçlarını yapay zeka ile karşılamaya yönelmesi, az sayıda teknoloji şirketinin milyonlarca gencin düşünme biçimi ve duygusal eğilimleri üzerinde orantısız bir etki gücü edinmesi anlamına gelmektedir” denildi.

‘TÜRKİYE’NİN REKABET GÜCÜNÜ ARTIRABİLMESİ, YAŞAM BOYU ÖĞRENMEYİ DESTEKLEYEN EĞİTİM SİSTEMİNE BAĞLI’

Raporda, “Teknoloji odaklı dönüşümler, pedagojik hazırlık ve toplumsal kabul olmaksızın yürütüldüğünde sahada karşılık bulamadığı iki çarpıcı ülke deneyimi ile ortaya koyuyor. Güney Kore, 2023 yılında büyük bir vizyonla açıklanan ‘Yapay Zeka Dijital Ders Kitabı’ projesi; hatalı bilgi riskleri, ekran süresi artışı ve öğretmen iş yükü gibi pedagojik kaygılar nedeniyle veli ve öğretmenlerin eleştirisiyle karşılaşmıştır. Zorunlu planlanan uygulama okul tercihine bırakılmış ve okulların yalnızca yüzde 32’si sürece dahil olmuştur. İsveç, uzun yıllar teknolojiyi eğitimin merkezine alan ülke, uluslararası değerlendirmelerde (PISA, PIRLS) ortalamaların düşmesi üzerine bu yaklaşımı sorgulamaya başlamıştır. 2023'te alınan kararla okullarda ekran süresi kısıtlanmış; teknolojiyi sadece yoğun kullanmak yerine eleştirel bir gözle benimsemenin hayati olduğu tartışılmaya başlanmıştır. Türkiye’nin yapay zeka alanında küresel rekabet gücünü artırabilmesi; teknoloji yatırımlarından ziyade nitelikli öğretmenler, lisansüstü araştırma kapasitesi ve yaşam boyu öğrenmeyi destekleyen bir eğitim sistemine bağlıdır” ifadelerine yer verildi.

‘YAPAY ZEKA KULLANIMI YETERLİK DÜZEYİ GEREKTİRİYOR’

Öğrencilerin bu teknolojilere okul dışında zaten eriştiğine dikkat çekilirken, 15 ülkede 5 binden fazla katılımcıyla yapılan küresel bir araştırmanın sonuçlarına işaret edilen raporda, “Araştırma, 17-27 yaş arasındaki gençlerin yarısının yapay zekanın sınırlılıklarını eleştirel biçimde değerlendirmekte zorlandığı, yüzde 61'inin ise yapay zekanın bilgi uydurabildiğini (halüsinasyon) ayırt edemediğini ortaya koyuyor. Bu tablo, öğrencilerin sistematik bir rehberliğe ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. TEDMEM raporunda, yapay zeka okuryazarlığı programlarının gerekli bilgi ve becerileri kazandırabileceği ancak bunun tek başına güvenli kullanım davranışı oluşturmak için yeterli olmadığı vurgulanıyor. Nasıl araç kullanmak teknik beceri kadar dikkat ve sorumluluk gerektiriyorsa, yapay zeka kullanımı da benzer bir yeterlik düzeyi gerektiriyor. Bu doğrultuda TEDMEM, yapay zeka okuryazarlığı kazanmış ve bu teknolojiyi yaşamında güvenli, etik ve öz denetimli şekilde kullanabilen bireylere lise sonunda ‘Yapay Zeka Ehliyeti’ verilmesini öneriyor” denildi.

‘GENÇLERİN YAPAY ZEKAYA YÖNELMESİNİN ARDINDAKİ İNSANİ BOŞLUK KAPATILMALIDIR’

Raporda, “Sistem düzeyinde hukuki bir çerçeve oluşturulması, denetim mekanizmalarının geliştirilmesi ve gençlerin etkileşim verilerinin yapay zeka modellerinin eğitiminde kullanımına ilişkin kuralların netleştirilmesi öneriliyor. Ayrıca yapay zeka okuryazarlığının geliştirilmesinde matematiksel temelin önemine dikkat çekilerek, müfredattan çıkarılan lineer cebirin temel kavramlarına (vektör, matris, determinant) özellikle yapay zekâ ve STEM alanlarına yönelecek öğrenciler için ortaöğretim programlarında yeniden yer verilmesi gerektiği ifade ediliyor. Yapay zeka çağında ödev merkezli geleneksel yaklaşımlar öğrencileri değerlendirmede yetersiz kalıyor. Ev ödevlerinin azaltılması, yazma etkinliklerinin sınıfta gerçekleştirilmesi, sözlü anlatım ve münazaraların değerlendirmedeki payı artırılmalı. Bu tür düzenlemelerin etkili olabilmesi için gençlerin yapay zekaya yönelmesinin ardındaki insani boşluk kapatılmalıdır. Okul psikolojik danışmanlığına erişimin sınırlı olduğu bir ortamda gençlerin en hızlı ulaştığı muhatap çoğu zaman yapay zekadır. Gençlere makine yerine insanı erişilebilir kılmadan ve sosyal destek sunmadan getirilecek sınırlamaların etkili olması beklenemez. Türkiye, bilişim alanında ön lisans mezun sayısında dünyada üçüncü sırada yer alırken, yüksek lisans ve doktora düzeyinde ilk 15 ülke arasına girebilmiş değil. 33 üniversitede açılan Yapay Zeka lisans programlarında görev yapan 221 öğretim elemanı var ve bunların sadece 26'sı profesördür” denildi.

‘TÜRKİYE'NİN BU DÖNÜŞÜME YÖN VEREN BİR ÜLKE OLMASI GEREKİR’

Yapay zeka dönüşüm başarısının insan kaynağına bağlı olduğuna dikkat çekilen raporda, “Politikalar ve kurumsal yapılar ne kadar iyi tasarlanırsa tasarlansın, bu dönüşümü sınıfta, laboratuvarda ve araştırma süreçlerinde asıl gerçekleştirecek olan öğretmenler, okul yöneticileri ve akademik personeldir. Yükseköğretim politikalarının başarısı yalnızca açılan program sayısıyla değil, bu programlarda görev alan akademisyenlerin yetkinlikleri ve bu yetkinlikleri geliştirmeye yönelik kurumsal kapasiteyle birlikte değerlendirilmesi gerekir. Öğretmenlerin yapay zeka yetkinliğinin teknik araç tanıtımının ötesine geçen, uygulamalı ve sürekli bir mesleki gelişim yapısıyla desteklenmesi, okul yöneticilerinin ise, genişleyen sorumluluk alanlarına hazırlanması gerekmektedir. Politika belgesinden kurumsal altyapıya kadar Türkiye’de atılan adımların dönüşümü için güçlü bir başlangıç iradesi var. Bundan sonraki kritik aşama bu politikaların okulların günlük işleyişine ve öğretim süreçlerine yansıtılmasıdır. Yapay zeka insanı taklit edebilir ama onun yerini asla dolduramaz. Türkiye yapay zekayı yalnızca kullanan bir ülke olmakla kalmayıp, onu kendi değerleriyle biçimlendiren, sınırlarını sorumlulukla çizen ve bu dönüşüme yön veren bir ülke olması gerekmektedir” ifadelerine yer verildi.

‘YAPAY ZEKAYI KULLANIP TÜKETEN DEĞİL, EŞLİK EDİCİ BİR MEKANİZMA OLARAK GÖRMELİYİZ’

Türk Eğitim Derneği (TED) Genel Başkanı Selçuk Pehlivanoğlu, rapora ilişkin şunları söyledi:

“Biz Türkiye Eğitim Derneği'nin düşünce kuruluşu TEDMEM olarak 11 ülkeyi dünyadaki tüm kuruluşları inceleyerek çok detaylı bir rapor hazırladık. Güzel olan şey Türkiye Cumhuriyeti, ki son yapay zeka eylem planı da açıklandı, evrak üstündeki yaklaşımlarını dünya ile eşdeğer olarak götürüyor. Biz Türkiye Cumhuriyeti'nde şu anda yapay zekada Millî Eğitim Bakanlığımızın koymuş olduğu bazı seçmeli derslerimiz var. Veya bazı modüllerler var. Yüksek öğretimde ön lisans ve lisans mezunlarında dünya da üçüncüyüz, yüksek lisans mezunlarında ilk 15’te yokuz. Dünya yapay zekayı yüksek lisans olarak görürken biz lisans programı olarak görüyoruz. Yapay zeka dediğiniz şey aslında ciddi bir enerji kriziyle de karşı karşıya bıraktı bizi. Çünkü devasa veri merkezlerini soğutmak için çok büyük miktarda su kullanılıyor, çok büyük miktarda enerji kullanılıyor. Dolayısıyla sizin yapmanız gereken şey doğru nitelikli insan yetiştirmektir. Ülkenin bekası açısından bizim Türkiye Eğitim Derneği olarak önerimiz şudur. Biz bir yapay zeka ehliyeti vermek mecburiyetindeyiz. Bu ehliyet üç halkadan oluşuyor. Birinci halka öğrenci. Öğrenci, güvenle kullanacağı yetkinliğe sahip olmak mecburiyetinde. İkinci halka öğretmen. Öğretmen de bu yetkinliği verebilecek bilgiye sahip olması gerekiyor. Ne demek bu? Siz sadece uzaktan eğitimle şu kadar saat eğitim verdik demekle bunu çözümleyemezsiniz. Dolayısıyla sizin bir stratejinizin olması gerekir. Üçüncü halka ise, yüksek öğretimdir. Yüksek öğretimin ise, bunu ileriye taşıyacak uzmanlığı üretmesi gerekir. Uzmanlık diploma dağıtmak değildir. Bizim çözüm önerimiz ciddi bir çalışmadan sonra bir yapay zeka ehliyeti. Lise sonuna gelmiş bir çocuğa bir sertifika vermektir. Belki de ortaokul bitiminde. Çünkü kazanımlar okul öncesinden ortaokul sonuna kadar birçok kazanım oluyor. Ortaokul son sınıfta bir yapay zeka ehliyetini vermektir. Bu yapay zeka ehliyetinde bilinçli, güvenli ve bilgili kullanma yetkinliğine çocuklarımızı getirmemiz gerekir. Bilme, kavrama, uygulama, analiz, sentez ve değerlendirmeye oturmalıdır. Yani beceri setlerini buna göre oluşturmalıyız ve matematiksel çözümlemeleri çocuklarımıza analitik düşünmeyi öğretmeliyiz ki, biz yapay zekayı kullanıp tüketen değil, yapay zekayı eşlik edici bir mekanizma olarak görüp geliştiren bir yapıya gelebiliriz.”

Kaynak:DHA

HABERE YORUM KAT
OKUYUCULARIMIZIN DİKKATİNE !... Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.