Cübbeli Ahmet Hoca

Cübbeli Ahmet Hoca

Hz. Mevlana'ya yapılan işbirlikçi ithamını şiddetle reddediyorum

Hz. Mevlana'ya yapılan işbirlikçi ithamını şiddetle reddediyorum

Mustafa İslamoğlu Salı gecesi katıldığı Teke Tek programında Moğolların yaptıklarını anlatırken lafı Anadolu’daki şehirlere getirip “İslam dünyası 13. yüzyılda Moğolların işgali altında kan ağladı. Erzurum’da kafataslarından piramit yaptılar. Sivas’ta piramit yaptılar. Kayseri en büyük direnen şehir oldu. Fatma Bacı’yı 10 yıl esir ettiler” dedi. Kendi de Kayserili olduğu için bunu söylüyor olsa gerek. Kayseri direnmiş olabilir tabi. 

Tebrik etmek lazım onları da. Ruhları şad olsun o direnen Müslümanların. İslamoğlu Kayseri’den Konya’ya geçtiğinde ise “Bir tane Konya’ya dokunmadılar. Konya’da da bir işbirlikçi buldular. Öyle götürdüler. Ama Kırşehir’i içindekilerle birlikte yerle bir ettiler” dedi. 

 KERAMET GÖSTERMİŞTİR

Tabi bu lafın nereye gittiği hemen Ensonhaber adlı sitede haber oldu. Ve bu haberde de isim vermeden Mevlana’yı Moğol işbirlikçisi olmakla suçladığı yazıldı. 

İslamoğlu’nun bu beyanda Mevlana’yı kastettiği anlaşılıyor. Zaten Mevlana’yı şirkle itham eder, Mevlana isminin yasak olduğunu, Mevlana’nın Allah’ın adı olduğunu falan söylüyor. Mevlana Celaleddin Rumi Hazretleri büyük bir velidir, tasarruf sahibi bir velidir. Bu itibarla Allah-u Teâlâ onun hürmetine, duası bereketi hürmetine Konya’yı kurtarmıştır. Bu tarihte kayda geçmiş bir hadisedir. Mevlana bu olayda keramet göstermiştir. 

  YAĞMALADILAR, YERLE  BİR ETTİLER

Olay şöyle gerçekleşmiştir; Moğolların, Asya topraklarının uzak bozkırlarından ezici bir güç olarak ortaya çıkması, bütün dünyayı olduğu gibi İslâm âlemini de derinden etkilemiştir. Batı yönünde yürüttükleri, durdurulamayan istila hareketi İslâm dünyasının en önemli ilim ve ticaret merkezlerinin yağmalanmasına, yerle bir edilmesine ve yüz

binlerce Müslümanın katledilmesine sebep olmuştur. 
Moğolların batıya doğru gerçekleştirdikleri hamle, istila ettikleri her bir ülkeden topladıkları ganimet ve askerlerle daha da güçlenmiş; onların bu gücüne karşı başta yöneticiler olmak üzere bütün bir İslâm ümmeti endişeye kapılmıştı. Zira Moğolların işgal ettiği şehirlerden dehşetli zulüm sahneleri rivayet ediliyor; kadın, çocuk, ihtiyar demeden insanların nasıl hunharca katledildikleri anlatılıyordu. Şehirlerde taş üstünde taş bırakmamacasına gerçekleştirilen yağmaların yanı sıra, çok kıymetli eserlerin bulunduğu kütüphane ve medreseler de talan ediliyordu. 

  TALAN ANADOLU’YA ULAŞTI

Moğolların talan ve zulüm harekâtı her geçen gün Anadolu topraklarına yaklaşıyor, Anadolu halkının endişesi artıyordu. İslâm dünyasının en güzide şehirlerinden gelen tüyler ürpertici haberler halkı ümitsizliğe ve telaşa sevk ediyor; akılların ve gönüllerin karıştığı böylesi bir dönemde Anadolu’da yaşayan Allah dostları halkı teselli ederek tevekküle çağırıyor, İslâm ümmetine yol gösteriyordu. Bu dönemde Anadolu Selçuklu Devleti’nin hükümdarı Alâeddîn Keykubat vefat etmiş, yerine II. Gıyâseddîn Keyhüsrev geçmişti. Yükselme döneminde olan ve Yakındoğu’nun en parlak devleti olarak görülen Anadolu Selçukluları, yeni hükümdarın tahta oturmasıyla içerde saltanat kavgaları ve iç karışıklarla uğraşırken dışarıda Moğol tehlikesiyle karşı karşıya idi. Kendine çok fazla güvenen Gıyâseddîn Keyhüsrev 1243 yılında Kösedağ Savaşı’nda Moğollara yenildi. Böylece Moğolların talan hareketi Anadolu topraklarında da kendini göstermeye başladı. 

  KORKU VE ENDİŞE KÖRÜKLENİYOR

Zulmün, feryatların, sıkıntıların, bunalımların, huzursuzlukların ve acıların kol gezdiği kargaşa günlerinde Müslümanları iyimserliğe ve tevekküle davet eden, gönüllere hitap ederek manevi birliği sağlayan, bir yandan sabrı telkin edip bir yandan da insanların yaralarını sarmaya gayret eden dönemin Allah dostlarının başında Mevlânâ Celâleddîn Rûmî (k.s) gelmektedir. Mevlânâ (k.s) çöküntü devri olarak adlandırılabilecek Moğol istilası döneminde ne halktan, ne yöneticilerden uzak kalmamış; İslâm ümmetinin dağılmaması ve bu buhranlı dönemin yerini sükûnete bırakması için hizmet ve himmetlerini eksik etmemiştir. 

Moğollar Kösedağ Savaşı’nda mağlup olan Selçuklu Devleti’nin sınırları içinde yer alan şehirleri yağmalamaya başlamışlardı. Moğolların Asya’dan beri sürdürdükleri zulüm ve talan politikası Anadolu topraklarında kendini gösteriyor; kaçıp kurtulabilenler henüz istilanın ulaşmadığı şehirlere gidip olan biteni anlatıyor, halkın korku ve endişesini körüklüyordu. 

  MOĞOLLAR KONYA KAPISINA DAYANIRSA

Pek kısa bir zaman sonra, dışarıdan gelen yolcuların ağzıyla Moğolların lideri Baycu Noyan’ın ordusuyla beraber Selçuklu Devleti’nin başkenti olan Konya’ya doğru yola çıktığı söylentisi yayılır. Haber halk tarafından Mevlânâ’ya (k.s) arz edilir. Büyük veli şehrin dışına çıkar ve geceyi bir tepenin üzerinde geçirir. Sabahın ilk ışıklarıyla Konya’ya geri döner ve halka hitaben; “Korkmayın, tevekkül edin! Onlar bu şehre giremeyecekler inşallah” der ve dergâhına çekilir. 

Sonraki birkaç günde halkla beraber yöneticiler de telaşa kapılırlar. Moğollar tarafından zaten işgal  edilmiş ve fiilen sona ermiş olan Selçuklu Devleti’nin yöneticileri, Konya’nın yağmalanmaması ve Müslüman kanı dökülmemesi için Mevlânâ’dan (k.s) kendilerine bir yol göstermesini rica ederler. 

O da, “Onlara karşı duracak gücünüz yoktur. Yarın sabah vakti, sarayın kapılarını kapatın. Halk da evlerine çekilsin ve kapılarını sürgülesin, kendini emniyete alsın. Allah dilemezse onlar bu şehre girmeye güç yetiremezler” buyurur. 
Tabi her şey dua ile olmaz biraz da akıllı olacaksın. Yani tedbir alacaksın. Burada tedbir onlarla savaşmak değildi. Çünkü onlara karşı direnişe geçecek gücün yok. Gücün olmayana direndiğinde de intihar olur.

  YÜKSEK TÜMSEKTE BEKLEYİŞ

Hazret-i Pîr’in (k.s) mübarek dudaklarından dökülenler kulaktan kulağa yayılır ve Konya’da Mevlânâ’nın (k.s) buyruğunu duymayan baş kalmaz. Hem Müslüman, hem gayrimüslim, bütün Konya halkı bu öğüdü tutar. Ve sabah namazından sonra büyük veli, oğlu Sultan Veled’e (k.s) dergâhtaki seccadeyi ve postu alarak kendisini takip etmesini söyler. 

Sabahın ilk ışıklarının ardından Konya şehrinin Küpeli Kapısı’na gelirler. Yüksekçe bir tümseği işaret eden Pîr (k.s), oğlundan seccadeyi ve postu sermesini ister. Sonra Sultan Veled’i dergâha gönderir. 

  ATLAR İLERİ GİTMEDİ

Hazret (k.s) tekbir alarak kuşluk namazına durur. Güneş henüz öğle kerahetine girmeden Moğol ordusu Konya düzlüğünde görülür. Baycu Noyan komutasındaki ordu dörtnala şehre yaklaşmaktadır. Şehirde hiçbir hareket göremeyen Moğol komutanı şaşırır ve ilk saldırı için okçulara emir verir. Okçular yayları gerer ve bırakırlar. Ancak oklar şehrin üzerinde görünmez bir örtü varmış gibi bir türlü hedefe varmaz; belirli bir yere varınca farklı bir yöne sapar. Durum Moğol komutanına arz edilir. Baycu Noyan atlı birliklerini öne sürer ve şehrin kapısını işaret ederek haykırır: “İleri!” Ne var ki atlar bir mesafeyi koştuktan sonra aniden durmuş, süvarileri ne yaparlarsa yapsınlar tek adım ileri gitmemişlerdir. Hadiseye şahit olan Moğol komutanı birkaç nafile gayretin ardından şehrin kapısındaki heybetli zâtı görür. Mevlânâ (k.s) o anda Baycu Noyan’ın gözüne öyle büyük, öyle heybetli ve azametli görünür ki, Moğol komutanı afallar, ürker. Konya şehrinin bu şekilde elde edilemeyeceğini anlayan Baycu, yanına küçük bir grup asker alarak Hazret-i Pîr’e (k.s) yaklaşır. Büyük veli Moğol komutanlarından oluşan bu küçük topluluğu dergâhına götürür ve onları misafir ederek sohbetini esirgemez. Uğradığı bütün şehirleri yerle bir eden bir gücün komutanı olan Baycu Noyan, kendisini ne kadar etkilediğini Mevlânâ’dan (k.s) gizlemez ve dergâhtan ayrılırken hayranlığını, “Eğer her şehirde böyle bir adam bulunsaydı, oraların halkı bize mağlup olmazdı” diyerek dile getirir. 

  HARABE SURLARI YIKTI

Selçuklu yöneticileriyle de görüşen Baycu Noyan büyük velinin onlar üzerindeki nüfuzunu da görür. Böylece Moğollar bir miktar vergi karşılığı Konya’yı talan etmekten vazgeçer. Ancak ordusuyla yola çıkarken Konya’yı mutlaka yıkacağına dair yemin ettiğini söyleyen Moğol komutanına, Mevlânâ (k.s) tarafından şehrin dışındaki harabe surlar gösterilir ve Baycu Noyan birkaç harabe suru yeminini yerine getirmek üzere yıktıktan sonra ordusuyla geri döner. 

Neticede Konya dualarla bereketlerle işgal olmadı. Yani ne demek istiyor Mustafa İslamoğlu? Orada mı işgal olsaydı? Konya’daki camiler, medreseler, tekkeler yıkılsaydı, Moğollar orada da mı kafataslarından piramit yapsaydı yani? Konya işbirlikçi buldukları için işgal edilmemişmiş. Hazreti Mevlana’yı Moğol ajanlığıyla suçluyor. 

 PEYGAMBER DEĞİL AMA...

Hadi maneviyatı bıraktık. Evliyaya inanmıyorsun, keramete inanmıyorsun. Zaten Mevlana’ya müşrik diyorsun. Hadi onu bıraktık. Yahu Hazreti Mevlana zahiri bir siyasetle bile Konya’yı işgalden ve talandan kurtardıysa bunu kötülemek mi lazım. Mantık nedir yani? 

Orası da mı talan olsaydı? Böyle bir ne istediği belli olmayan, neyi amaçladığı, hedefi, gayesi belli olmayan kelamlar, kelimeler, konuşmalar yaptı. 

Hazreti Mevlana büyük bir velidir. Molla Cami gibi en büyük ulemadan, velilerden olan bir zat onun hakkında “Onun gibi yüce bir makamı ben nasıl tarif edeyim. O öyle büyük bir velidir ki peygamber değil ama kitabı var” diyor. 
Yani Mesnevi gibi bir eseri var. Peygamber diyemeyiz ama peygamberin bir altındaki makamdır bu diyor.

  SENİN NE İTİBARIN VAR?

Böyle bir kitabı var. Bakın 700 küsur sene sonra hala okunuyor. Ve hala insanları Müslüman ediyor. Hala bütün dünya onun kabrini ziyarete geliyor. Senin ne itibarın var dünyada? 

Sen kaç kişiyi Müslüman ettin? Kaç kişiyi namaza başlattın? Kaç kişinin hidayetine sebep oldun? Mevlana’nın tasarrufu 700 küsur sene sonra hala devam ediyor. Mesnevi’de “Bir söz söylemek lazım 700 sene sonra da o sözün tesir etmesi lazım” diyor. Bu günlerden bahsediyor. Hakikaten etkisi devam eden çok nadir velilerden. Dünyadaki birkaç veliden biri. 

Onun kadar ziyaret edilen bir veli de yoktur belki. Dolayısıyla böyle bir insanı lekelemek, böyle bir insana iftira etmek ne demek? Normal bir insana da iftira edilemez. İşbirlikçi ne demek? 

Moğollar gavur, Allah’ın en büyük düşmanı. Ama Mevlânâ Celâleddîn Rûmî (k.s), Moğollar Anadolu’da ilk istila hareketlerini başlattıkları zaman bir gazelinde, “Biz Moğollardan yüz bin iman bayrakları yükselteceğiz” buyururken, yaşanan zulüm günlerine rağmen, bir vakit sonra zulmün yerini sükûnete bırakacağını, Moğolların Müslüman olacağını ve Anadolu halkıyla kaynaşacağını işaret ediyordu. Hazret-i Pîr’in (k.s) bu müjdesi çok geçmeden gerçekleşmiş ve Müslüman olan Moğol hükümdarı Gazan Han bu gazeli hükümdar kaftanına yazdırmıştır. Müslüman olup Anadolu halkına karışan Moğollar, ilim merkezlerini yakıp yıkarak geldikleri Anadolu topraklarına Yakutiye Medresesi’ni inşa etmişlerdir.

  BÜYÜK BİR VELİ

Yani böyle büyük bir veli, böyle bir keramet sahibidir. “Moğollar bize şimdi bunları yaptılar ama ilerde bunlardan yüz bin iman bayrakları yükselteceğiz” diyerek önünü görmüş. Ve bunu demek mühim değil şuan tarihten okuduğumuza göre de Moğolların birçok hükümdarı Müslüman olmuştur. Buhara’da kabirler, türbeler hep Moğol Hanları tarafından yaptırılmış. Buhara’da Müslüman olarak belki 200-300 sene hüküm sürmüşlerdir. 

Dolayısıyla bunları Hazreti Mevlana kerametiyle bunları önceden bilmiştir. Bundan dolayıdır ki Mustafa İslamoğlu’nun Hazreti Mevlana’ya karşı bu ithamını şiddetle reddediyorum. Hazreti Mevlana’nın çok büyük bir veli olduğuna itikat ediyoruz.  Allah-u Teala bizleri şefaatlerine nail eylesin. Onlara bu iftiraları yapanların da onların Allah katındaki şanları, şerefleri hürmetine Allah tarafından cezalandırılmalarını niyaz ediyoruz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
OKUYUCULARIMIZIN DİKKATİNE !... Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Cübbeli Ahmet Hoca Arşivi