Doları-borsayı bırak üretime bak

Doları-borsayı bırak üretime bak

Dünün ekonomi gündemi ne olmalıydı?

TL karşısında rekor kıran dolar mı daha önemli; yoksa son yıllarda tarihimizde görülmedik şekilde daralan sanayi üretimimiz mi?

Hiç kuşkusuz sanayi üretimi ekonomik durumumuzu gösteren baş aktördür. Neden mi? Bir ekonominin temel dayanağı istihdamdır. İşsizlik içerisinde balayı yaşasanız ne olur ki.

Türkiye 2001 krizinde doları bir anda üçe katlayan ekonomik yapı ile karşılaşmıştı. Dün TL karşısından 1.82 ile zirveyi gören dolar, hatırlanacağı üzere 2003 yılında da 1,77'ye dayanmıştı. Aradan altı yıl geçmiş ve eski zirvesinin sadece 5 kuruş üzerine çıkmış bir doları kriz göstergesi olarak çok fazla önemsemek bence gerekmiyor.

Ama dün bir veri vardı ki tam bir kriz göstergesi olarak ayna gibi karşımızda duruyor. Sanayi üretimi Ocak ayında yüzde 21,3 gerileme gösterdi. Sanayi üretiminde Ağustos 2008'de başlayan gerileme her ay artarak devam ediyor. Krizi göreceksek doları değil sanayi üretimini izlememiz gerekiyor. Çünkü bu üretim kayıpları aynı zamanda istihdam kaybı anlamına geliyor. İşsizlik ise bir ülkenin ekonomisinde ilk ve baş sorundur. Aslında gerisi de hikâyedir.

Sanayi üretiminin bir alt dalı olarak imalat sanayiinde çöküş daha vahimdir. İmalat sanayii yüzde 24,2 oranında daralırken alt sektörlerde çok daha kötü sonuçlar karşımızda duruyor. Oto sanayi üretim endeksi geçen Ocak ayında 139,4'ken bu Ocak'ta yüzde 60,3 düşüşle 55,3'e gerilemiştir.

Şimdi size bir krizden çıkış aldatmacası aktarayım. Mesela oto sanayi üretim endeksi Aralık 2008'den Ocak 2009'a sadece yüzde 8.0 düşüş gösterdi. Dikkat ediniz ki üretim endeksindeki düşüş Aralık 08 ayında Ocak 08'e göre çok daha sınırlı görülüyor. Bunu neden aktarıyorum: Şimdi yılın ikinci yarısında kriz hafifler diyorlar ya bu görüşün altının ne kadar boş olduğunu açıklamak için veriyorum.

Ağustos 2008'den sonra düşmeye başlayan sanayi üretim endeksi her açıklanan ay daha büyük oranda gerileme gösteriyor. Ama yılın ikinci yarısında önceki yılın düşmüş oranları ile karşılaşmalar başlayacağından, sadece ve sadece sanal olarak sanki kriz hafiflemiş gibi görülecektir. Yani düşmüşün bir daha düşmesi daha az olacaktır; o kadar.

Sanal oynamaları çok seven bir toplum olduğumuzdan rakamların derecesine sevinmek durumunda kalıyoruz. Örneğin milli gelirin 750 milyar dolar olması çok şey ifade etmiyor. Artık herkes biliyor ki, doların değeri ile de değişen milli gelir ifadesi gerçekçi değildir. Bu nedenle ben 2001 sonrası yaşanan büyümeyi reel rakamlar üzerinden vermeyi doğru buluyorum. Evet, Türkiye son büyüme ile milli gelirini yaklaşık yüzde 50 artırmıştır. Ama 230 milyar dolardan 750 milyar dolara artışın çok büyük kısmı sanaldır ve 2009'da yok olacaktır.

Tıpkı borsamızı 50 binlerde savunurken "bu sanaldır ve altı boştur" düşüncemin maalesef bugün gerçekleşmesini yaşadığımız gibi. Eğer borsa bir gösterge ise Türkiye o zaman 2000 yılında da 21 bin borsa endeksine ulaşmıştı. Hem de enflasyonu da içinde barındıran TL bazında.

Ve Türkiye 2008 yılında da 21 bin endekse geldiğinde "bu ülkeye bir şey katılmamış mı" diye soracağız. Elbette bu da yanlıştır. Çünkü borsamız maalesef her sahipleneni satan bir oyun arenasından başka bir şey değildir. Belki de sanallığın en kralı bizim borsadır.

Dün doları değil sanayi üretimini sorun olarak kabul etmemin nedeni de işte bu sanal oyundan kurtulmak içindir. Halen maalesef sanal rakamlara dayanarak ekonomiyi izah etmeye çalışanlar çıktıkça "acaba yarın ne konuşacaklar; nasıl izah edecekler" diye düşünmekten kendimi alamıyorum.

Türkiye yine de krizde geçmişe oranla daha istikrarlı bir yapı göstermektedir. Eskiden sadece iç krizlerde dahi yaşanan çöküş, bu sefer iç ve dış krizde aynı oranlara geliyor. Ama bizler iyileri konuşmakla değil, daha çok yapılması gerekenleri icra etmekle ilgilenmeliyiz. Sanallığı bırakıp gerçeklere dönme vakti geldi de geçiyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi