• BIST 89.695
  • Altın 145,860
  • Dolar 3,6136
  • Euro 3,9258
  • Rize 6 °C

ATATÜRK-BALYOZ ve KİŞİLİK

Abdulkadir İPEKOĞLU

Değerli okuyucularım,

Son günlerde gündemi meşgul eden BALYOZ planının ardından Atatürk’ün Gençliğe hitabesini emekli bir öğretmen olarak tekrar tekrar hem kendiniz ve hem de geleceğimizin teminatı sevgili çocuklarımıza kavratalım ki, tarihi gerçekleri bir an önce öğrenme fırsatını yakalayalım.

Kişiliğin ne olduğunu iyi kavrayamadan, milletini düşman gören bu menfur hareketler içinde bulunanları iyice tanıyabilmemiz de asla mümkün değildir.

Kişilik;benin gelişmesidir.Kişiliğin gelişmesi,bu gelişmenin oluşunda, benin, nitelikler edinişidir. Bu niteliklerin, yani benliğin ve kişisel değerlerin edinilişi, kişinin, yaradılışından gelen, yani mayasında veya hamurunda bulunan niteliklerin uyanması, olgunlaşması, yoğrulması ile beraber yürür. Bu arada bilinçaltı hazineleri açılır. Kişinin hayat yolunda bilerek veya bilmeyerek durmadan biriktirip arka plana itilen kalıntılar, bilinç üstüne çıkarlar. Böylece iç güdüler harekete gelir ve kişinin kişileşmesi olayını beslerler. Böylece de mizaç, huy, tabiat kesin hatları ile belirir. Karakter, kişiliğin en güçlü unsurlarından biri olur. Kişiliğe kendi damgasını vurur. Kişiliğin bu gelişmesinde, yaradılıştan gelen kabiliyetler ve iç güdülerin kolay açıklanamayan etkileri ile beraber, çevrenin, ailenin, eğitimin ve çağın akışından gelen eğilimlerin ve daha bin bir unsur ve etkenlerin hatta tesadüflerin, elbette ki müdahaleleri vardır. Bu etki ve müdahaleler, zaman içinde olgunlaşarak, böylece kişiliği, yani bir birleşim halinde, kişiliği meydana getirirler. Bu anlatılanlar kişiliğin, yani ferdi şahsiyetin şekillenmesi olayıdır.

Atatürk, bir tarihi kişiydi. Halka hizmetleri, halk ondan istemeden halka getirdi. Ama biliyordu ki bu getirdiği şeyler, halkın hayrına ve yararına olan şeylerdir. Tarihi kişilik; her kişilik gibi kavminin, milletinin, çağının akışından bir şeyler alan, ama fazla olarak, kavminin, milletinin, çağının akışına kendinden bir şeyler katan adamdır. Bunlara kendi alanında damgasını vuran adamdır.

Yön tayin eden kişiliktir. Kısacası tarihi kişilik zamanının, kendi sahasında yarattığı bir güç, bir değerdir ki, yalnız kendi devrinden bir şeyler almaz. Onun oluşuna da müdahale eder. Onu değiştirir, şekillendirir. Öyle ki, ondan sonra tarih, o kişiliği yetiştiren toplumun veya çağın akışını izlerken, bu akışın üstünde, o tarihi kişinin; ruhunun, fikrinin, alın terinin veya kanının izlerini bulur. İşte peygamberler, filozoflar, kahramanlar, kaşifler, sanatkarlar ve nihayet ıslahatçılar böyle tarihi kişiliklerdir. Mustafa Kemal, bu tarihi kişiliklerden biridir. Hem bir büyük insan,hem bir inkılapçı,vatanını-milletini her şeyden  çok seven hem de ıslahatçı olarak...

İşte adına Atatürk denilen bu tarihi insanı şekillendiren önce kendisidir. Eseri ile, onu yarattıkça tanışır ve eserini, tanıştıkça yaratır. Kişiliğinin oluşumu, gelişmesindeki etkenler ve etkileri Atatürk’ün, kişiliğinin oluşumundaki ve gelişmesindeki etkenlerle, bu etkenlere ait etkilerin bütün ayrıntılarına varıncaya kadar, tümünün incelenmesi, bilinmesi ve yazılması, pek güç bir sorundur. Atatürk’ün kişiliğinin oluşumunda ve gelişmesinde önce, yaradılışının etkisi ile, çevrenin etkisini birbirinden ayırmak gereklidir. İnsanların kişiliklerinin oluşumunda ve gelişmesinde, bu etkenlerin, ayrı ayrı, özel önem taşıdıkları bilinen bir gerçektir.

Mustafa Kemal vatanına ve ulusuna çok yüce duygularla bağlıydı. Yüreği, uğrunda canını seve seve vereceği vatanına duyduğu sevgi ile doluydu. “Vatanın her karış toprağı kanlarımızla sulanmadıkça, hiçbir düşman ayağını bastırmayacağız” diyen Atatürk, vatan savunmasını her şeyin üstünde tutmuştur. Kurtuluş Savaşını kazandıran da Mustafa Kemal’in bu engin vatan sevgisi ve milletine olan büyük inancı olmuştur. O, “Yurt toprağı ! Sana her şey feda olsun. Kutlu olan sensin. Hepimiz senin için fedaiyiz. Fakat sen Türk milletini sonsuza kadar yaşatmak için feyizli kalacaksın !”diyerek, vatan toprağının kutsallığını açıklamıştır. O, vatanı ve milleti için yaptığı şeyleri asla yeterli görmeyen bir ruh yüceliğine sahiptir. Onun, millet sevgisi de tutku derecesinde idi. Hiçbir sevgi bunun üzerinde olamaz. Hiçbir sevgi uğruna millet sevgisi feda edilemez. derdi. İnsanların başta gelen görevi de milletine hizmet etmek olmalıdır. fikrini savunurdu. Türk olmaktan da gurur duyar, kendi büyüklüğü ile değil, milletinin büyüklüğü ile övünürdü. Milleti için yaptığı şeyleri asla yeterli görmeyen bir ruh yüceliğine sahipti. Atatürk, ölümünden önce sahip olduğu çiftliklerini devlet hazinesine bağışlaması dolayısı ile, Millet Meclisinin teşekkür bildirisine karşı verdiği cevapta ; “Söz konusu olan hediyenin, yüksek Türk milletine benim asıl vermeyi düşündüğüm hediye karşısında hiçbir kıymeti yoktur. Ben, gerektiği zaman, en büyük hediyem olmak üzere, Türk milletine canımı vereceğim.”  diyerek  milletine olan sevgisini açıkça belirtmiştir. Ya balyozcular!..Onlar da kanlarıyla suladıkları bu vatan toprakları üzerinde yaşayan asil Türk milletini yok etme peşinde. İşte bunların Atatürkçülüğü, çok yazık!..

Atatürk’ün en büyük ideali Türk ulusunun en medenî ve refah seviyesi yüksek bir millet olarak varlığını sürdürmekti. Memleket mutlaka çağdaş, uygar, yepyeni olacaktır. sözleri ile hedefi gösteriyordu. Bir idealist olarak, en kısa zamanda bu hedefe ulaşmak istiyordu. Ama nerde!..Onun adını kullanan bunca aydın diye geçinen zevat-ı muhterem, ne yazık ki onun yolundan ayrıldılar!..

Bütün ümidi gençlikte olan Atatürk’ün, Muasır medeniyet seviyesinin  en kısa zamanda yakalanmasını Türk gençliğinden istiyordu…Ama aradan seksen yılı aşkın bir zaman geçmesine rağmen halen bu hedefi yakalayamamanın gerçek sebebi son Balyoz planıyla deşifre olmuş olsa gerek!...Demek ki, Atatürk’ün büyük ümitlerle kurduğu ve şekillendirdiği kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerim içindeki bu oluşumu(Muasır medeniyet seviyesini engelemeye yeminli) engelleyen kamuflaj olmuş büyük faktörler!...İşte bütün bunları Atatürk yıllar önce görmüşçesine gençliğe hitabeyi kaleme alması, onun ne kadar ileri görüşlü olduğunun açık bir ifadesi değil, ispatı olsa gerek!.. Lütfen tekrar tekrar gençliğe hitabeyi okuyalım, anlatalım ve çocuklarımıza kavratalım.

Yukarıda özellikleri sıralanan kişiliğin özellikleri, Atatürk’ün kişiliği ve Atatürkçülüğü yıllarca silah olarak kullanan  (eğer doğruysa) Balyoz  planını hazırlayanların kişilikleri!...

Elinizi vicdanlarınıza koyarak objektif değerlendirmenizi de taktirlerinize bırakıyorum!..

Değerli okuyucularım,

Yüreği yaralı bir şehit torunu olarak haykırarak her zamankinden daha çok milli birlik ve beraberliğe muhtaç olduğumuz şu günlerde geliniz kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimize topyekün lütfen sahip çıkalım… Onun değerli komutanı İlker Başbuğ paşamızın yanında yer alalım, her geçen gün görevi ağırlaşan paşamızı ve onurlu ekibini ve geleceğimizin teminatı Ordumuzu asla yalnız bırakmayalım.

Şehitlerin kanlarıyla yazılan kahraman Silahlı Kuvvetlerimizin şerefli onur defterini karalamak ve milletine yabancı olmasını isteyen iç ve dış bedbahtlara asla fırsat vermeyelim… Şehitler ve meleküt aleminin de yardımlarıyla silahlı kuvvetlerimiz, inanalım ki kendi içinde milletine düşman unsurları temizlemeye başlamıştır ve kıyamete kadar da temizleye devam edecektir.

Türk milleti ve ordusu ne kadar güçlü olursa, dünya üzerinde o kadar payidar olacağımızı bir saniye olsun aklımızdan çıkarmayalım… Bunu düşmanlarımızın çok iyi bildiğini de bilelim!..

Elimizden hiç bir şey gelmiyorsa, lütfen dualarımızla kahraman Türk Silahlı kuvvetlerimizin gönüllerimize tekrar yeşerip dal budak salmasına duacı olalım…Onu yâd ellere teslim etmeyelim.

Hz.Allah’ın:”Herkesin bir planı vardır, benim de bir planım var ve sonuçta benim dediğim olacak!.”Sözünü asla unutmayalım!.Rabbimize layık kul,habibine layık ümmet ve şanlı ecdadımıza layık torun olduğumuz sürece de sırtımız yere değmez. Çünkü bizler yıldırımların nesliyiz de ondan.

Atamızın:"Memleketin umumi hayatında orduyu siyasetten ayırmak prensibi, cumhuriyetin daima göz önünde tuttuğu temel bir noktadır.1924" Bu sebeple yine kahraman ordumuza siyasetin bulaşmaması gerekir. Bunu Türk milleti olarak ordumuzdan beklemek ve istemek hakkımızdır sanırım. Çünkü bu orduyu kuran atamız da böyle istiyordu. Ordu mensuplarının şu son günlerde medyada ard arda yerini alan ifşaatlara karşı atamızın sözünü ordu mensupları olarak lütfen kulaklarımıza küpe edelim ve milletimizle kurduğumuz köprüleri yıkmayalım olur mu?.

Yine Atamız:"Bir ordunun cevheri ne olursan olsun, SİYASETE karışırsa birlikte hareket ve savaşma kabiliyetini esasından kaybeder ve vatanın müdafaa gücünü hiçe indirir. Siyasete karışmış bir ordunun, karışmadan önceki disiplinini ve savaşma kabiliyetini yeniden kazanabilmesi için çok zaman ister.1918"

Akli selim olan herkes bilsin ki, Çatıyı tutan KUBBE TAŞIDIR, bu taş düşünce kubbe kalmaz dostlarım!.

Atatürk, ordumuzun ana hatlarını böyle çizerken; ordumuzun geleceğini lekelemek isteyenleri vicdanlarıyla baş başa bırakıyor, onları aziz şehitlerimize ve Atamıza havale ediyorum.                                    

Saygılarımla.

Bu yazı toplam 607 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    OKUYUCULARIMIZIN DİKKATİNE !... Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Olay53.com | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0537 617 89 89